TBMM’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!


Dinsizlikle itham edilen TBMM’de 49 din uleması mebus vardı. Mehmet Akif Ersoy Burdur mebusu olarak bulunuyordu. Bu itham karşısında TBMM tarihte görülmemiş bir şekilde dini törenlerle açıldı.



Erzurum ve Sivas kongrelerinde Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin bir an evvel açılması ve hükümeti denetlemesi istenmişti. 12 Ocak 1920 günü açılan Osmanlı Mebuslar Meclisi’ne çok sayıda Kuvayı Milliye yanlısı mebus seçilmişti. 28 Ocak 1920 günü yapılan gizli toplantıda Misak-ı Milli Kabul edildi. Sonra basına ve dünya parlamentolarına duyuruldu. İstanbul’da alınan bu cesur kararlar, işgal kuvvetlerinin büyük tepki göstermesine neden oldu. 16 Mart günü İstanbul resmen işgal ve ilhak edildi. Askerlerimiz şehit edildi. Aydın, yazar, vatansever subaylar vb. tutuklandı. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye (Genelkurmay Başkanlığı) basılarak, denetim altına alındı. 18 Aralık günü ise Osmanlı Mebuslar Meclisi İngiliz silahlı güçleri tarafından basılarak Rauf (Orbay) ve Kara vasıf (Karakol) beyleri tutukladılar. Bütün bu gelişmeleri İstanbul telgrafçılarının fedâkarlığı ile an be an öğrenen Mustafa Kemal Paşa 19 Mart bildirisinin yayımlayarak, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin açılacağını, misilleme olarak Anadolu’daki İtilaf devletlerinin görevli subaylarının tutuklanacağını vb. duyurdu.

19 Mart bildirisinin yayımlanması ardından düğmeye basan işgal kuvvetleri ve Damat Ferit Hükümeti meclisin açılmasına engel olmak için Şeyhülislam fetvaları, İslam Teali Cemiyeti bildirileri ile Ankara’da açılacak meclisi asi ve dinsiz ilan ettiler. Bu çağrılara karşı isyanlar başlatıldı. Ankara’nın etrafı adeta ateş çemberine döndü. Bir yılı aşkın adeta iç savaş yaşandı. İsyanları önlemek için Kuvayı Milliye’den destek istendi. Bu nedenle Yunan ordusunun önü açılarak ilerlemelerine fırsat verildi.

Dinsizlikle itham edilen TBMM’de 49 din uleması mebus vardı. Mehmet Akif Ersoy Burdur mebusu olarak bulunuyordu. Bu itham karşısında TBMM tarihte görülmemiş bir şekilde dini törenlerle açıldı. Hacı Bayram Camisinde cuma namazı kılındıktan sonra, meclis önünde dualar edildi, kurbanlar kesildi.

Ankara’da açılacak olan Büyük Millet Meclisi için Taşhan mevkiindeki (bugünkü Ulus) İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü binası tahsis edildi. Ancak henüz kullanıma hazır değildi. Damı kiremitlerle kaplanmamıştı. O sırada Ulucanlar’da yapılmakta olan Maarif İlk Mektebi’nin kiremitleri bu binaya getirildi. Bu da yetmeyince Ankaralılar evlerinin damlarını örten kiremitleri kendi elleriyle binanın bulunduğu yere taşıdılar. Genel Kurul Salonu’nda oturulacak sıralar ise başka bir okuldan getirildi.

Ankaralı marangozlar omuzlarında tahtalar ve kalaslar, ellerinde keserleri ile Meclise gelerek bir kürsü yaptılar. Kürsüde riyaset makamı, kâtiplere ve konuşmacılara mahsus yerleri yaptılar. Kürsü tamamlanınca, marangozlara emeklerine karşılık olan gündelikleri verilmek istenildiği zaman hepsi birden: “Biz buraya paralı işçi gelmedik, meclisimizi kurmağa geldik, para istemiyoruz. Hakkımız helal olsun” diyerek yüksek birer vatanseverlik örneği gösterdiler.”

 

Meşhur hattatlardan Hulusi Efendi’nin yazdığı “Hâkimiyet Milletindir” levhası riyaset makamının üstüne asıldı. (Osmanlı Meclisi’inde “Padişahım çok Yaşa” sözü yer alıyordu. Egemenliği kim temsil ediyorsa meclislerde riyaset makamı üstünde o yazar)

Giriş kapısının tam karşısındaki oda, namaz kılmak için mescit haline getirildi. Diğer odalar meclis başkanlığı ve komisyonlar için ayrıldı. Mebusların su içmeleri için koridora üç küp konuldu ve üzerlerine maşrapa bırakıldı.

O sırada Ankara’da elektrik olmadığından, kahvelerin birinden kenarları avizeli, büyük bir petrol lambası getirilerek meclisin tavanına asıldı. Gece çalışmaları bu sayede sürdürüldü. Petrol lambalarının yeterli olmadığı zamanlarda mumlar yakıldı.

 

Milletvekillerine hâkim olan gerçek yurtseverlik duygusu, yokluğa göğüs germeyi kolaylaştırıyordu. Cephedeki askerin siperlerde uyuduğunu bilen mebuslar tahta sıralar üzerinde uyumayı bile lüks buluyorlardı.

Koca salonu iki odun sobası ile ısıtmaya çalışıyorlardı. Bir gün bile üşümekten şikâyetçi olmadılar. Meclis zabıtları için bakkallardan temin edilen kağıtları kullandılar. Ankara’ya ilk gelen milletvekilleri, altları ahır ve kıraathane, üst katlarında odalar bulunan hanlara yerleşti. Daha sonra gelenler barınma sorunu ile karşılaştılar.

Şehirde tek lokanta, tek otel yoktu. Ankara Muallim Mektebi koğuşa dönüştürüldü. Karyolalar yetmeyince yere yataklar serildi. Milletvekilleri kendi aralarında bir tabldot yönetimi kurarak yemek ihtiyaçlarını karşıladılar. Yemekler adam başına 48-55 kuruşa mal oluyordu. Gecikmeli gelen bazı milletvekilleri, koğuş düzeni kuruluncaya kadar, meclis binası karşısındaki çayırlıkta sabahladıklarını anılarında anlatmaktadırlar.

Tacettin dergâhında kalan Mehmet Akif Bey (Ersoy), şimdiki Hamamönü’ndeki dergâhtan Ulus’taki meclise yaz, kış -paltosuz olarak- yürümek zorunda kaldı.

İlk yıl mebuslara maaş verilmedi. Maddi imkânı olmayanlar, masraflarını memleketlerinde toplanan paralarla karşıladı.

Polatlı’dan gelen top sesleri arasında toplantılarını yapan, Türk İstiklal Savaşı’nı sevk ve idare eden Birinci Dönem TBMM’de, bu Gazi Meclis’te görev yapan yüce gönüllü, vefakâr ve cefakâr milletvekillerimizi rahmetle ve şükranla anıyoruz.

------

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlamaları ve Andımız

TBMM, 23 Nisan 1920 günü Hacı Bayram Camisinde Cuma namazı kılındıktan sonra dualarla açıldı. Egemenliğin millete ait olduğunun ilan edildiği o gün, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

Himaye-i Eftal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) 1921’de kurulduktan sonra önemli hizmetler verdiği gibi 23 nisanların çocuk bayramı olarak kutlanmasına da öncülük etmiştir.

Çocuk Bayramı, daha önceleri bir gün olarak kutlanırken; Himaye-i Eftal Cemiyeti 1929 yılında, toplumun ilgisini çocuklar üzerinde artırmak amacıyla bir hafta olarak kutlanması girişiminde bulunmuştur. 23 Nisan 1929’da coşkuyla kutlanan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Haftası, kamuoyunda derin yankı uyandırmıştır.

23 Nisan kutlamalarına büyük ilgi gösteren Mustafa Kemal, cemiyet yöneticilerini ve çocukları Çankaya Köşkünde kabul ederek bayramlarını kutlardı.

Millî Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip Bey, 1933 yılının 23 Nisan kutlamalarına katılmak üzere evinden çıkarken, kızlarının bayramını kutladıktan sonra onlara bir şeyler söylerken ünlü “Andımız” ortaya çıktı. Törende yaptığı konuşmada bu andı çocuklara ödev olarak verdi.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.

Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun!”

 Sonraki yıllarda “budunumu” yerine “milletimi” denildi ve sonuna ekleme yapılarak şu şekli aldı:

Türküm, doğruyum, çalışkanım.

Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm yükselmek, ileri gitmektir.

Ey büyük Atatürk,

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime and içerim.

Varlığım Türk varlığına armağan olsun!

 Bu sözler onlarca yıl Türk çocuklarının ağzında gururla tekrarlandı.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

 

Millî Mücadele döneminde en büyük teşkilatlanma, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla sağlanmıştır.

Kaynak: (Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Atam, Ankara 1990.;Enver Behnan Şapolyo, Mustafa Kemal ve Birinci Büyük Millet Meclisi Tarihçesi, Ülkemiz Yay.1, Ankara, 1969.; Cemil Sönmez, 23 Nisan 1920’den Bugünlere, MEB.,İst., 1999; Yunus Nadi,  TBMM’nin İlk günleri(1),Birinci TBMM(2), Sel Yay., 1955)

 

<