"Toplum olarak iki yanlışın bir doğru ettiği noktadayız"


Hastalığın yayılma sürecinde bireysel tecrübelerin ve bireysel algı paylaşımlarının farklı kanallardan bilgi olarak topluma sunulmasının doğru olmadığını düşünüyorum.



İktisadi anlamda insan ihtiyacını karşılayan her türlü unsur mal olarak tanımlanmaktadır. Mallar niteliğine bağlı olarak özel sektör ve kamu ekonomisi tarafından üretilmektedir. Kamu ekonomisi ve özel sektörü ayıran en temel özellikler üretim faktör sahipliğinin farklı oluşu ve iktisadi kararların alınma şeklidir. Kamu ekonomisinde ne üretileceği, kimin için üretileceği ve ne kadar üretileceği gibi kararlar siyasal süreçte karar verilmekte ve kamusal mülkiyete konu üretim faktörleri tarafından üretilmekte veya piyasadan tedarik edilerek topluma sunulmaktadır.

Kamu ekonomisi eliyle toplumun istifadesine sunulan mallar genel olarak kamusal mal olarak tanımlanmaktadır. Kamu ekonomisi içinde sunulan mallar da kendi içinde tam, yarı kamusal ve özel mal olarak sınıflandırılmaktadır. Tam kamusallık içeren mallar tüm yararlanıcılara sabit fayda sağlamakta ve dolayısıyla tüketiminde rekabet bulunmamaktadır. Ulusal güvenlik, adalet ve diplomasi hizmetleri tam kamusal malların tipik örneğidir. Bu malların sabit fayda sağlıyor olması ve tüketiminden kimsenin dışlanamaması bedava yararlanma imkanı sağlar. Tam kamusal mallarda yararlanıcı sayısının artması toplam maliyeti artırmamakta yani sıfır marjinal maliyetle üretilebilmektedir.  Sabit fayda ve sıfır marjinal maliyet koşullarına bağlı üretim özellikleri kayboldukça mallar yarı kamusal özellik taşımaya başlar. Bu malların en bilinen örneği eğitim ve sağlık hizmetleridir. Bu hizmetlerden yararlananların sayısı arttıkça kalabalıklaşma maliyetleri artmakta ve etkin sunum imkanı kaybolmaktadır. Yarı kamusal malların bireysel faydaları toplumsal faydalarından yüksek olduğu için çoğunlukla kamu ekonomisi içinde üretilip topluma sunulması tercih edilir.

Kamusallık özelliğine sahip tüm mallar yararlanıcılarının dışındaki kişileri de etkileme özelliğine sahiptir. Dışsallık olarak tanımlanan bu özellik olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilmektedir. Dışsallıkların yayılma alanına göre kamusal malları yerel kamusal mal, ulusal kamusal mal ve global kamusal mal olarak sınıflandırılmaktadır.  Kamusal malın etki alanı genişledikçe global bir nitelik kazanmaktadır. Tüm dünyanın şu an karşı karşıya olduğu Corona virüs (Covid -19) salgını olumsuz dışsallık içermesi ve Çin’den başlayarak etkisinin tüm dünyaya yayılması bu “salgın hastalıkla mücadeleyi” global kamusal mal olarak tanımlamayı gerektirmektedir. 

Global kamusal malların yayılma alanlarında gözlenen “Karar Boşluğu”, “Katılım Boşluğu” ve “Uyarıcı Boşluğu” bu malların etkin sunumunu zorlaştırmaktadır. Diğer bir ifadeyle küresel boyutta gözlenen salgınla kim, ne kadar ve nasıl mücadele edecek? Aslında temel sorun bu konularda karar verilmesi ve eyleme geçilmesidir.  Bu noktada uluslararası temelli uyumlu eylemlerin gerçekleştirilebileceği bir sistemin kurulması kaçınılmazdır. Böyle bir sistemin kurulmasında uluslararası ilişkiler temelli “egemenlik sorumluluğu” yaklaşımı benimsenmektedir. Bu yaklaşıma göre her devlet, global kamusal malın üretilip sunulmasında önce egemenlik alanı içinde yaşayanlara karşı, sonrasında ise tüm dünya uluslarına karşı sorumlu kabul edilmektedir.

Bu yaklaşımla aslında global kamusal mal üretiminde sorumluluk özelden genele doğru belirlenmektedir. Salgının Çin’de ortaya çıkması üzerine Çin önce kendi içinde mücadelesini başlatmış, karantina önlemleriyle salgını kontrol altına almaya çalışmıştır.  Salgının diğer ülkelere yayılmasıyla birlikte her ülke kendi egemenlik sahası içinde politikalarını uygulamaya sokmuştur.

Global ölçekte yaşanan salgınla mücadelede iki yanlışın bir doğru ettiği noktada bulunuyoruz. Devletin, egemenlik sorumluluğu yaklaşımıyla “haber yapma ve haber alma özgürlüğü” ile “seyahat özgürlüğünü” kısıtlaması salgının yayılmasından kaynaklanan olumsuz dışsallıkları önlemede doğru bir girişimdir. Egemenlik sorunluluğu altında salgınla mücadelede başarının temel şartlarından birisi eksik ve asimetrik bilginin önlenmesidir. Bu da bilginin doğru noktalara, yeter miktarda ve uygun biçimde aktarılmasının sağlanmasıyla mümkün olacaktır.  Salgınla mücadeleyle ilgili olarak, toplumun tüm bireylerinin, salgınla mücadelede bireysel olarak yapması gerekenler hakkında resmi iletişim kanallarından yaygın biçimde bilgilendirilmesi yeterli olacaktır. Bilgilendirme de amaç konunun ciddiyetinin topluma kavratılması ve toplumsal bilinç düzeyinin artırılması olmalıdır.

Hastalığın yayılma sürecinde bireysel tecrübelerin ve bireysel algı paylaşımlarının farklı kanallardan bilgi olarak topluma sunulmasının doğru olmadığını düşünüyorum.  Böylesi magazinsel bilgi paylaşımları sürecin yönetilmesine hiçbir olumlu katkı sağlamayacaktır. Aksine toplumsal sağduyunun kaybolmasına ve panik davranış modellerinin ortaya çıkmasına neden olacaktır.  Davranışların duygulara teslim olduğu noktada kontrol kaybolacak ve arzulanmayan olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Son noktada yinelemek gerekirse toplumun salgınla mücadelede bireysel olarak yapması gerekenlerle sınırlı olmayan ve resmi iletişim kanalları dışında yapılan bilgilendirmelerin olumsuz etkiler yaratarak salgınla mücadelede devletin “egemenlik sorumluluğu” çerçevesinde işlevini zayıflatacaktır. Devletin egemenlik sorumluluğunu yerine getirmesini olumsuz etkileyecek davranışlardan uzak, sağlıklı bir yaşam umuduyla, sabırlı günler diliyorum. 

<