15 Nisan 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

Bursa 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a


BAŞKOMUTAN KOCATEPE YOLUNDA

30 Ağustos 1922 büyük zaferine giden yolda neler yaşandı? Atatürk Kocatepe'ye giderken neler düşünüyordu? Tarihçi Hayrettin Şahin'in kaleminden okuyalım...

19 Mayıs 1919 -26 Ağustos 1922

Emperyalizme karşı “BAĞIMSIZLIK” Hanedana karşı “ULUSAL EGEMENLİK” Savaşı’nın çeşitli biçimlerde gerçekleşen bir hazırlık dönemidir. Bu dönem; kongrelerle örgütlenme, TBMM’nin açılışıyla düşünsel kurumsallaşma, cephe savaşları ile geçen bir süreç yaşanmıştır. Bu süreç olağanüstü bir zekanın tasarlayıp eyleme dönüştürdüğü dönemdir. Bizler şuna alıştırıldık; başarıyı öv, kahramanlarına minnet duy yeter. Bu duyularımızda yer edindi; ama akıllarda birşey kalmadı. Muhakeme ve mukayeseden yoksun kaldık. Oysa yeni olaylara karşı bize yol gösterecek olan bu değerlerdir. 26 Ağustos öncesi gelişmeler iyi anlaşılmassa günümüze ışık tutması eksik kalır. Çok kısa olarak üç gelişme üzerinde duracağım.

1—Başkomutanlık Olayı,

 Gazi Mustafa Kemal, 6 Ağustos 1921 tarihinde TBMM’nce 3 ay süreyle TBMM’nin yetkileriyle

donatılmış olarak Başkomutan seçildi. Bu her üç ayda bir uzatıldı. Ancak süresi 5 Mayıs 1922’de dolacak Başkomutanlık Yasasının ele alındığı 4 Mayıs günkü oturumda bu süre uzatılmadı. TBMM’de çok ağır eleştiriler yöneltildi. Gazi hasta ve mecliste değildi. 6

Mayıs günkü oturumunda yapılan eleştirileri yanıtladı. Konuşmasını şöyle tamamladı. ” Konuşmasını şöyle tamamladı. ” …Bundan sonra düşünüp karar verme Meclise düşer. Yalnız bir gerçeği göz önüne sermek zorundayım… Başkomutanlık ‘2’ gündür ne olacağı belirsiz durumda askıda bulunuyor. Bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben orduya komuta etmeyi sürdürüyorsam, yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Mecliste beliren oylara göre hemenkomutadan el çekmek isterdim; Başkomutanlığımın sona erdiğini hükümete bildirirdim. Ama

önlenemeyecek bir kötülüğe yol aç mamak zorunluluğu karşısında kaldım. Düşman karşısında ordumuz başsız bırakılamazdı. Ben bunun için bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım!” (Prof.Dr. Şerafettin Turan)

 Yasanın süresi 11 olumsuz ve 15 çekimserlere karşı 177 oyla yeniden uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de süresiz uzatıldı. Görülüyor ki, Gazi, tüm görevleri hazır bulmamıştır. Aklıyla, mantığıyla ve bilgisiyle seçilmiştir. “DAHİ” lik mertebesi bahşedilmez; tarih yazarsan ve büyük çığırlar açarsan alırsın. Kuramın ve eylemin yaratıcısı da , uygulayıcısı da “O” olduğu için “DAHİ” olmuştur.

 2– Barış Girişimleri

 TBMM, Büyük Taarruz, öncesi iki defa İtilaf Devletleri nezdinde barış girişiminde bulunur. Hariciye Vekili Yusuf Kemal( Tengirşek) Bey ve Ali Fethi

(Okyar)Bey tarafından bu görevler gerçekleştirilecektir.Sonuç almak için değil(alınamayacağını biliyorlardı). Batı Kamuoyunu aydınlatma amaçlanmıştır. 7 Şubat 1922’de Ankara’dan ayrılan Y. Kemal Bey, İstanbul’da Sadrazam Tevfik Bey ve Hariciye Vekili Ahmet İzzet Paşa ile buluştuğunda onlardan; Vekili Ahmet İzzet Paşa ile buluştuğunda onlardan; İstanbul Hükümeti’nin,TBMM Hükümeti’nin görüş ve isteklerine katıldığını belirten bir açıklama yapıp

yapamayacaklarını sorar ‘evet’ yanıtını alır. Ancak Paşalar kendisine padişahla görüşmesini önerirler. Bu görüşme, Padişah Vahidettin, Tevfik Bey, Ahmet

İzzet Paşa ve Y. Kemal Bey’in katılımıyla Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleşir. Söz Y. Kemal Bey’de;

— “Üçümüz beraber Vahidettin’in bulunduğu odaya girdik. Bir koltukta oturuyordu. İşareti üzerine ben de karşısındaki koltuğa oturdum. Paşalar ayakta duruyorlardı. Padişahın gözleri kapalı idi. Bir şey söylemiyordu. Ben, — Bakanlar kurulundan aldığım talimata uyarak, TBMM

Hükümeti, sizin tarafınızdan BMM’nin tanınmasını istiyor, dedim. Vahidettin gözlerini açmadı ve hiçbir cevap vermedi. Biraz bekledikten sonra kalktım, müsade istedim, paşalarla beraber dışarı çıktık.” Ankara ve İstanbul yönetimleri, daha doğrusu TBMM ile Saray arasında birleşme girişimi olan bu çağrı, böylece yankı bulmamıştı. Padişah, TBMM hükümetinin temsilcisine yalnız duyu organı kulaklarını tıkamamış, onu huzurunda görmemek için gözlerini ve ağzını da açmamıştı. İstanbul yöneticileri bununla da kalmamışlardı. TBMM’nin görüşüne katılmadıklarını kanıtlamak için Hariciye Vekili Ahmet İzzet Paşa’yı, Y. Kemal Bey’den önce Paris ve Londra’ya yollamışlardı. Sakarya Muharebesi; Eylül 1921 ve Şubat 1922 Padişah hâlâ kurtuluşa inanmıyor. Hâlâ himayecilik peşinde. TBMM aleyhine Hariciye Vekilini İtilaf Devletleri’ne gönderiyor. İtilaf Devletleri’ne gönderiyor.

Tüm bunlar, Türk’ün, ölüm kalım savaşı öncesi oluyor.

 3– Şuhut’tan KOCATEPE’YE,

 25 Ağustos Başkomutan 26 Ağustos saat 4.30’da başlayacak Büyük Taarruzu yönetmek için Kocatepe yolundadır. Büyük an gelmiştir. Yaptıkları, söyledikleri ile ulusunun güvenini kazanmıştır. Samsun’a, ordu müfettişi bir paşa olarak çıktı. Erzurum’da istifa etti. Sivil bir zat oldu. Sivas ‘ta Heyeti Temsiliye Reisi oldu. Ankara’da TBMM’ni açtı ve başkanı oldu. Padişah İdam fermanını yayınladı. Şeyh’ülislam idam fetvasını yayınladı. Suikastlara maruz kaldı.

 * Teali İslam Cemiyeti,

*Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası

 Adı altında dini de alet eden yerli işbirlikçiler, “O”nu, en çok uğraştıranlar arasındaydı. Ankara’ya geldiğinde bir muhafız mangası bile yoktu. Şimdi siperlerde elleri tetikte “O” nun emrini bekleyen 200 bin kişiden oluşan bir ordu vardı. O orduki, erleri 1911 den beri savaşlar içindeydi. Onun içindir ki, siperlerde baba- oğul, amca- yeğen yan yanaydı.

25 Ağustos akşamını ve 26 Ağustos 4.30 arasını hiç düşündünüz mü?

Bu büyük ulusun evlatları ve bu büyük ulusun büyük evladının Başkomutanlığında Bağımsızlık için ölmeye hazır.

Eller tetikte. Gelin bu manzarayı yine bu büyük ulusun bir başka büyük evladından okuyalım;

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şafak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel ve rahat günlere inanıyordu

Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar: “Üç,” dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’ den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat 3.30

NAZIM HİKMET RAN

 Ve “O”, mavi gözleri çakmak çakmak olan sarışın kurt Afyon Ovası’na atladı. Sonrası 30 Ağustos. EVET; 30 AĞUSTOS 1922, TÜM BAYRAMLARIN ANASI, ÇÜNKÜ ORDULARIMIZ VATANIMIZI DÜŞMANDAN ARINDIRDI. BAĞIMSIZLIĞIN YOLUNU AÇTI.

 Tarihçi Hayrettin ŞAHİN

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Büyük Zafer’in 98. yılı Bursa’da kutlandı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.