16 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 25.796.162 kişiye ulaştı.

Bursa 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a


DEPREMDE ZARAR GÖRENLERİN YASAL HAKLARI İLE İLGİLİ SUJELERİN İDARİ, CEZAİ VE HUKUKİ SORUMLULUĞU

İmar Kanunu kapsamına giren bütün yapılar için kural olarak ruhsat alınması zorunludur. Ruhsat alma zorunluluğu sadece yeni inşa edilecek yapılar için öngörülmüş olmayıp, mevcut yapılarda yapılacak esaslı tamirat ve tadilatlar için de geçerlidir.

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz ay İzmir’de oldukça şiddetli bir deprem meydana geldi ve ardından ne yazık ki pek çok kayıp yaşandı. Bu durum, deprem neticesinde hasar gören yıkılan binaların imar ve deprem mevzuatına uygun yapılmadığı, sağlam olmayan zeminlerde çarpık ve plansız yapılaşma ile eksik malzemelerle çürük olarak nitelendirilen yapıların ortaya çıktığı iddiaları ile birlikte, elbette ki bizlere “deprem değil tedbirsizlik öldürür” cümlesini düşündürdü. Bu nedenle sizlere öncelikle imar hukuku, imar mevzuatı ve ilgili kavramlardan yola çıkarak, depremde zarar görenlerin başvurabileceği yasal yollar ile zarara sebebiyet verenlerin sırasıyla idari, cezai ve hukuki sorumluluklarından bahsedeceğim.

Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren sanayileşme ile birlikte köyden kentlere göç hızlanmış ve boş arazilerin imara açılması ile planlı şehirleşme önem kazanmaya başlamıştır. Böylece “imar hukuku” kavramı da hayatımıza girmiş ve “yerleşim yerlerinin, ulusal, bölgesel ve çevresel koşullara uyumlu, fen ve sağlık ilkelerine uygun olarak düzen içerisinde kurulup gelişmesini, hazırlanacak planlara göre yapılacak yapılar ile özel mülkiyet alanlarının ve toplumun kullanımına terk edilen yerlerin tabi olacakları objektif ilkeleri, bu ilkelere uyulmaması halinde uygulanacak yaptırımları belirten bir hukuk dalı” şeklinde tanımlanmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu imar planlarının hazırlanması ve yapının inşa edilmesi süreçlerini ve imar kurallarına aykırı hareket edilmesi halinde uygulanacak yaptırımları düzenlemektedir. İmar Kanunu’nun 5. Maddesinde yapı kavramı; “karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yer altı ve yer üstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisler” olarak tanımlanmıştır. Aynı maddeye göre, “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan yapılar” ise bina olarak tanımlanmıştır.

İmar Kanunu kapsamına giren bütün yapılar için kural olarak ruhsat alınması zorunludur. Ruhsat alma zorunluluğu sadece yeni inşa edilecek yapılar için öngörülmüş olmayıp, mevcut yapılarda yapılacak esaslı tamirat ve tadilatlar için de geçerlidir. Yapı ruhsatı; imar mevzuatı açısından, kanunen izin almaya bağlı tutulan bir yapının yapılabilmesi için yetkili idareden izin verilmiş bulunduğunu gösteren belge anlamındadır. Yapı, başta İmar Kanunu olmak üzere tüm mevzuata, imar planına ve teknik kurallara uygun olmalıdır. Yapı kullanma izni ise, yapının daha önce ilgili idareden alınmış olan inşaat ruhsatı doğrultusunda tamamlanmış olduğunu ve kullanılmasında fen ve sağlık bakımından mahzur bulunmadığını gösteren belgedir. Bu izin belgesinin verilmiş olması mal sahibine yapı üzerinde istediği şekilde değişiklik yapma izni vermez. Ayrıca, yapı kullanma izninin verilmiş olması daha sonra ortaya çıkan ruhsata aykırılıklardan doğan sorumluluğu da ortadan kaldırmayacaktır.

İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre ruhsatsız veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı inşaatlar dolayısı ile imar para cezası uygulanır. Yapıldığı tarih itibarıyla plana ve mevzuata uygun olmakla birlikte, mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında yıkılacak derecede tehlikeli olduğu tespit edilen yapılara, ilgili idarece yapılan yazılı uyarıya rağmen tanınan süre içinde takviyede bulunmayan veya bu yapıları yıkmayan yapı sahibine de imar para cezasına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bunun yanında, yapının mühürlenmesi, yapı ruhsatının ve yapı kullanma izninin iptali, kamu hizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırmama ve yıkım da öngörülen cezalar arasındadır.

İmar Kanunu ve ilgili mevzuatların yanında, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 18 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin amacı; yapının bulunduğu deprem bölgesi ve zemin özellikleri dikkate alınarak yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek resmi ve özel tüm binaların ve bina türü yapıların tamamının veya bölümlerinin deprem etkisi altında tasarımı ve yapımı ile mevcut binaların deprem etkisi altındaki performanslarının değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi için gerekli kuralları ve minimum koşulları belirlemektir. Deprem etkisi altında binaların tasarımı için bu Yönetmeliğin ekinde yer alan esaslar uygulanır.

Deprem bölgelerinde, deprem güvenliğini esas alan bir planlama yapmayan, fay hatları üzerinde veya yapıların depreme uygun şekilde inşa edilmesi konusunda gerekli denetimi yapmayan, inşaatların proje ve iskan aşamasında denetlenme görevini yerine getirmeyen Bakanlıklar, valilik ve ilgili belediyeler ile binaları doğru şekilde projelendirmeyen mimar ve mühendisler, binaları projelerine ve yapı güvenliği kurallarına uygun şekilde inşa etmeyen müteahhit ve yükleniciler, yapı denetim kuruluşları, teknik uygulama sorumluları ile, binalarda gerekli izinleri almadan yapı güvenliğini ortadan kaldıracak şekilde tadilat yapan bina sahipleri de oluşan zararlardan sorumlu olacaklardır.

4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve T.C. Anayasası 2. maddesi kapsamında bir insanın en temel hakkı yaşam hakkıdır ve bu hak kanunlar çerçevesinde korunmaktadır. Buna göre sosyal devlet ilkesinin bir sonucu olarak idare, bünyesinde tehlike barındıran faaliyetlerinden kaynaklanan zarardan kusuru olmasa dahi sorumludur. Zarar görenler, deprem öncesinde deprem ve yapı güvenliğine uygun bir kentleşme, zemin seçimi, denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, valilik ve ilgili belediyelere karşı tazminat davası açılabileceklerdir Zarar tarihinden itibaren 1 yıl içinde ilgili idarelere yazılı başvuru yapılarak maddi ve manevi tazminat talebi iletilmelidir. Bunun yanında, ülkemizde “imar affı “ olarak bilinen, 2981 sayılı Yasa uyarınca, depremde yıkılan ya da hasar gören binalarda öncesinde imar mevzuatına aykırılık barındıranlara bu yasayla birlikte yapı kayıt belgesi verilirken, binanın dayanıklılığına ilişkin gerekli koşulları taşıyıp taşımadığı hususunun incelenmemiş olması durumunda, yine idarenin hizmet kusurunun varlığı kabul edilebilecektir.

Ceza Hukuku açısından ise deprem neticesinde meydana gelen ölüm ya da yaralanmalarda, ilgili kişilerin “Taksirle Ölüme veya Taksirle Yaralamaya Neden Olma” suçlarından dolayı cezai sorumluluğu söz konusu olacaktır. Bu suçlarda cezai sorumluluk saptanırken öncelikle, ilgili kişinin taksir niteliğinde bir kusurunun olup olmadığı ve bu taksirli fiil ile ölüm ya da yaralanma olayı arasında bir nedensellik bağı olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Ayrıca ilgili kişi örneğin bir yapı denetim firması ise görevi kötüye kullanma suçundan ceza alabilecekken lisansının da iptal olması söz konusu olacaktır. Hatta söz konusu firmanın aldığı numuneyi test eden laboratuarın dahi şartları gerçekleştiği takdirde cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir.

Deprem neticesinde binaların yıkılması sonucu meydana gelen ölüm ya da yaralanmalarda zarar görenler, yine sayılan ilgililer hakkında, Borçlar Kanunu 72. maddesi uyarınca zararı ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran haksız fiilin işlenmesinden itibaren 10 yıl içinde, yine Borçlar Kanunu 49. maddesine göre haksız fiil sebebiyle maddi ve manevi tazminat davası açılabilecektir. Zararın tespiti için taşınmazın bağlı bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemeleri’ne müracaat edilerek öncelikle zarar tespiti yaptırılabilir. Bunun dışında eser sözleşmesi hükümleri gereğince de sonradan ortaya çıkan gizli ayıplardan dolayı ilgili kişilerin hukuki sorumlukları bulunmaktadır. Yıkılan veya hasar gören binada birden fazla kişinin sorumluluğu mevcut ise, ilgililer kusurları oranında müştereken sorumlu olacaklarından hepsine karşı birlikte husumet yöneltilerek dava açılabilecektir. İlgili kişilerin hukuki sorumluluğu sadece ölüm ya da yaralanma halleri ile sınırlı olmayıp, bunlar yanında binadaki yıkım ya da hasar sebebi ile uğranılan diğer zararlar ile zarar gören yapı emsali bir yapının ikamesi için ödenmesi gereken emsal kira bedeli, ayıplı yapıdaki ayıbın makul sürede giderilmesi ve yakınların ölümünden dolayı manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı da talep edilebilir. Tüketici hukuku çerçevesinde ise, müteahhitler normal şartlarda teslimden itibaren 5 yıl boyunca üretim hatalarından tüketiciye karşı sorumlu olup, bunun yanında inşaat projeye uygun yapılmadıysa veya firma vaat ettiği kalitede malzeme kullanmadıysa özellikle statik projede yer alan taşıyıcı unsurları tam olarak gerçekleştirmediyse bu defa sorumluluk gizli ayıp uyarınca bina ömrü boyunca sürecektir. Bunların yanında zarar gören taşınmazın sigortasının mevcut olması durumda, ilgili sigorta şirketine başvurularak da meydana gelen zararın tazmini talep edilebilir. 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu gereğince ise, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binalar içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle devlet tarafından yaptırılan veya verilen kredi ile yapılan meskenler zorunlu deprem sigortasına tabidir. Ancak, zorunlu deprem sigortasının ödemeleri sınırlı olup, ölüm dahil olmak üzere tüm bedeni zararlar, manevi tazminat talepleri, enkaz kaldırma masrafları, yoksun kalınan kar kaybı, iş durması, kira mahrumiyeti, her türlü taşınır mal, eşya ve benzerleri kayıplar sigorta kapsamı dışındadır.

Son olarak saydığımız ilgililerden kamu kurumu niteliğinde olanlara karşı açılacak davalar idare mahkemelerinin, bunun dışında gerçek veya tüzel kişilere karşı açılacak davalar ise niteliğine göre hukuk, ticaret ya da tüketici mahkemelerinin, ceza davaları ise ceza mahkemelerinin görev alanına girecektir.

Av. Bengisu Coşkuner

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İhbara giden polis ekibine silahla ateş edildi: 1 şehit, 1 yaralı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.