10 Mart 2026 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

jojobet
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler
1xbetbetpasmariobet
escort konya
a
en iyi rulet siteleri

“Dünyada her şey kadının eseridir!” Atatürk

Nehirler gibi akıp giderken yaşam, onlara kalan hüznün solgun çiçekleriydi çoğu zaman. Sadece içinde bulunduğumuz yıl, çeşitli nedenlerle ülkemizde öldürülen kadın sayısı yüzlerin, binlerin üzerindeydi.

Türkiye’de kadın olmak zor. Hele bir de çalışan bir kadınsan. Kadınların kitaplar dolduracak kadar çok derdi var. Kadının içinde olmadığı her mesele eksiktir. Yani kadınlar isterse ileri gider, geri de gider memleket. Her şeye rağmen güvenirim kadınlara. Güvenirim, çünkü görgülü ve eğitimli kadının olduğu yerde bir seviye, kalite, sağduyu ve vicdan vardır. Toplumların kalitesini iyi eğitilmiş kadınlar yükseltir. Toplumda zarafet ve imbiklenmiş zevkler kadın ile yaşam bulur. Toplumun kaderini ve mayasını kadın şekillendirir. Kadın eğitimli ve görgülü ise, eğitilmiş kadının zarafet imbiğinden geçen çocuklar, toplumun sağlıklı yapılanması için temel olacaktır.

Hiç kuşkusuz kadın erkekten daha güçlü ve belirleyicidir. Öncelikle kadının gücü, sağduyusu ve öfkesi göz ardı edilmemelidir. Kadının gücü belki de erkeğe göre daha mantıklı ve planlı düşünebilmesidir. Kadınlar gerçekçidir. Kadınların algısı gerçekçi ve yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. Kadınlar erkeklerden daha güçlü ve sabırlı hareket edeler.

Kadınlar erkekler gibi kolay savrulmazlar hayatta. Erkeklerin eğilip, büküldüğü zamanlarda omurgası üzerine dikilmiş, inatla, sımsıkı inandığını tutup bırakmayan, savunan kadınlar vardır bu hayatta. İşte bu nedenle ne zaman bir görev için bana söz düşmüş olsa bir kadını öneririm o göreve. Takım arkadaşlarımı seçerken en az yarısının veya daha fazlasının kadın olmasına dikkat ederim. Ne zaman bir kadın yönetici olsa, iyi bir göreve gelse, seçilse sevinirim. Bilirim ki, kadının kalitesi artarsa toplumun da kalitesi artar. Velhasıl hayatın içinde kadınların sayısı arttıkça, kadınların kalitesi arttıkça sevinirim ben. Kadınların yönettiği, kadınların görev edindiği her meselede yardım istemeseler de gönüllüyümdür ben. Bilirim bir kadın el atarsa, inanırsa bir işe, mutlak sonuca ulaşır. Bir kadını ancak başka bir kadın durdurabilir. Kültürü oluşturan ve yaşatan da kadındır.

Nehirler gibi akıp giderken yaşam, onlara kalan hüznün solgun çiçekleriydi çoğu zaman. Sadece içinde bulunduğumuz yıl, çeşitli nedenlerle ülkemizde öldürülen kadın sayısı yüzlerin, binlerin üzerindeydi. Yaşamın yarısını paylaştığımız, uğruna “canımızı veririz” dediğimiz kadınların ölüm haberlerini okur olduk gazetelerin renkli sayfalarında. “Eşit işe, eşit ücret”, “Gül istiyoruz ama ekmek de” istemlerine “Can güvenliği de istiyoruz” eklenmişti yirmi birinci yüzyılda. Çağımızda çocuklar, okutulmak yerine “gelin” edilmeye çalışılıyordu. Çalışan kadın sayımız hızla azalmaktaydı. Oysa dünyamızın, ülkemizin ve kentimizin tüm güzelliklerini birlikte var ettik, emeğimiz, alın terimizle yolları, anıtları, ipekli dokumaları. Birlikte eğittik çocukları, genç fidanları. Birlikte sardık, iyileştirdik onulmaz yaraları. Yaşamın yarısı bizsek yarıdan fazlasıydı kadınlar. Yaşamın her alanı ve her anında yanı başımızda…

Fakat bakın çevrenize, hayatın her alanı ve köşesinde erkekleri görürsünüz. Erkekler tarafından kuşatılmış bir siyaset, bürokrasi, iş dünyası ve sosyal hayatı, karları delip çıkan kardelenler gibi bu erkek dünyasında boy veren, açan, hayata renk katan kadınlarımız vardır. Hangi alanda, hangi görüşte olursa olsunlar, erkek egemen bu coğrafyada tüm olumsuzluklara karşın kendine yer açmış, topluma, insanlığa katkı koyan, artı değer yaratan tüm kadınlarımızadır saygımız.

Kadın Olmak

Kadın olmak tüm dünyada zor. Bu coğrafyada daha zor. Türkiye de ise zordan da zor. Ülkeler arasında sadece görece farklar var. Ve aslında tarih boyunca tüm coğrafya ve ülkelerde kadın olmak zor olmuştur. Eğer Türkiye’de ve dünyada kadın haklarından söz edeceksek, kadını önce birey, insan olarak kabul etmemiz gerekir. O zaman birçok sorun kendiliğinden çözülmüş olur zaten. Kadınlar, çok uzun bir süre, insan haklarından eşit bir biçimde yararlanamadılar. Zira bilindiği üzere hiçbir zaman dünyayı, erkeklerle eşit bir biçimde paylaşamadılar. Bu eşitsizlik, biçim açısından toplumdan topluma, dönemden döneme farklılıklar gösterse de kimyası hiç değişmedi. Kadınların kitaplar dolduracak kadar çok derdi var. Bu bile tek başına kadın olarak yaşamanın ne çileli bir yol olduğunu ispatlar.

Her toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da kadının önemli bir yeri vardır. Kadın, aile ve toplum arasında bir köprü görevini görür. Kadının toplumsal hayatta yerine getirdiği görevleri itibariyle sosyal sistemin işleyişine katkısı büyüktür. Ancak kadının toplumsal hayatta yerini alabilmesi ve kendinden bekleneni yerine getirebilmesi için öncelikle yasalarda cinsiyete dayalı fırsat eşitliğinin olması gerekir.

Her toplumun kültürel değerleri, tarihi, inançları, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kendine hastır. Bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda, Türk kadınının da geçmişten günümüze toplumsal alanda var olmasına ilişkin kendine özel bir serüveni söz konusudur. Türklerde kadının toplum içindeki konumu, tarihi dönemler itibariyle farklılıklar gösterir. Osmanlı öncesi çeşitli Türk devletlerinde kadının önemli ve saygın konuma sahip olduğunu görmekteyiz.

Eski Türk toplumunda hem erkek hem kadın eşit haklara sahipti ve cinsiyet ayrımı asla yapılmıyordu. Kadınlar büyük bir serbestliğe sahipti. Ata binmek, avlanmak, dövüşmek ve şaman ayinlerini düzenlemek gibi görevleri üstlenebilirlerdi. Boyları üzerinde çok etkili oldukları ve hatta devlet içinde yüksek görevlere geldikleri dönemlerde olmuştur. Devlet yönetiminde hatunluk hukukuna sahip Türk kadınının, eşinin yanında bir yeri ve söz hakkı bulunmakla beraber zaman zaman bu konuda eşlerinin önüne geçtiklerini de görmekteyiz. Kağan’ın yanında hatunu, resmî törenlere katılmış, elçileri karşılamış ve yeri geldiğinde devletini temsil etmiş adeta bir diplomat vazifesi görmüştür. Yönetim, askerlik, dini görevler ve devlet memuriyetinde bulunmuş bunun yanında sosyal hayatta ve aile hayatında da önemli rollere sahip olmuşlardır. Kadın ve erkeğin yaşam tarzı gereği aynı anda savaşması gerektiğinden buna hazırlıklı oluyorlardı. İskit kadını asker olarak yetiştirilmiş, silah eğitimi almıştı. Savaşlarda kadınların sayısı ve kuvveti önemli bir unsur olmuştur. Bu durum kadının eve kapalı, sadece ev işleriyle uğraşan bireyler olmadığını göstermektedir.

Selçuklular kadına ve kadın haklarına çok önem vermişlerdir. Tuğrul Bey Halifenin kızı ile evlenince eşini yanına oturtmuştu. Ziyaretlerine gelen halife bunu görünce hiddetlenmiş ve kızını kovmaya kalkmış, Tuğrul Bey bu duruma müdahale etmek zorunda kalmıştır. İslâmiyet’in etkisine rağmen, 300 yıl kadar süren Selçuklu egemenliği döneminde Türk kadını aktiftir. Günlük yaşamda erkeklerle beraberdir. Eve kapatılmamıştır. “Harem” henüz bilinmemektedir. Kadınlar adına Medrese, Hastane ve Kütüphaneler yapılmaktadır.

13. yüzyılda Anadolu Selçuklularında Bacıyan-ı Rum teşkilatı vardır. Kuruluş ve çalışma şekli ne olursa olsun öyle anlaşılıyor ki bacılar teşkilatı toplumda boşluğu ve eksikliği hissedilen bir konuda kadınların teşkilatlandırılması konusunda düşünülerek ortaya çıkarılmış bir teşkilattır. “Bacıyan-ı Rum” teşkilatı, o günkü toplumda kadınların sosyal, ekonomik, kültürel hatta askerî ve siyasî alanlarda ne kadar etkin rol aldıklarının en somut göstergesidir.

Osmanlı döneminde ise, kadın haklarında bazı kısıtlamalar görülür. Hiçbir hak konusunda erkeklerle eşit düzeyde kabul edilmez. Kadınlar aleyhine eşitsizlik kurumsallaşmış olsa da kadınların hiçbir güç ve etkiye sahip olmadıkları anlamına gelmemektedir. Kadınlar, hukukun ve göreneklerin sınırları içinde olsa bile, içine sürüldükleri ev ve ailede zevcelik, özellikle de dinsel olarak yüceltilen annelik rolleri sayesinde otorite ve etki uygulama olanağına sahip olmuşlardır. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, halifeliğin alınmasıyla birlikte Osmanlı Türk toplumu her alanda Arap kültürünün etkisi altına girmiştir. Benzer bir durumun günümüzde de yaşandığı unutulmamalıdır.

Cumhuriyet yönetimine girilmesi ile Türkiye’de kadına verilen değer önem kazanmıştır. Türk kadınının çeşitli mesleklere girmesini bizzat Atatürk teşvik etmiştir. Cumhuriyetle birlikte Türk kanını sırasıyla eğitim, medeni ve siyasal alanda haklarını elde etmiştir. Ancak bu sosyal ve siyasal haklarını Türk kadını günümüze kadar hakkıyla kullanabilmiş midir? Bu soruya olumlu yanıt vermek güçtür. Kadın-erkek eşitliği konusunda halen bazı sorunlar vardır. Çalışan kadın, ev ve çocukların sorumluluğuna ek olarak, iş sorumluluğu da yüklenmiş durumdadır. Kadın genel olarak bu sorumluluğunu eşleriyle paylaşamamaktadır. Genelde Türk kadınından beklenen, özellikle de son yirmi yılda, geleneksel rollerini aksatmadan sorumluluklarını yerine getirmesidir.

Atatürk yaptığı devrimlerle en çok kadının yaşam koşullarının iyileştirilmesi yönünde çalışmıştır. Cumhuriyet devrimleri kadınlara yeni ve çağdaş bir kimlik kazandırmıştır. Kadınların birey olarak öne çıkmalarını, bastırılmış ve sınırlandırılmış yeteneklerini göstermelerini, yeni bir kimlikle toplumda yeniden var olmalarını sağlamıştır. Kadınların kendilerini tanımlaması ve toplumda statü kazanması konusunda var olan yanlışların üzerine gidilerek, Türk kadınının hem toplumsal hem de ekonomik bağımsızlığını elde etmesi yönünde adımlar atılmıştır. Ancak Atatürk’ün kadının özgür bir birey olması yönünde gerçekleştirdiği devrimler, toplum tarafından tam olarak içselleştirilmediği, kadına yönelik şiddetin ve ihmalin son yıllarda oransal olarak arttığı gözlemlenmektedir. Son yıllarda kadına yönelik her türlü şiddettin giderek arttığı görülmektedir.

Toplumun bazı kesimlerinde kadın bir obje olarak görülmekte ve evden başka bir yaşam alanının olmadığı düşünülmektedir. Nitekim toplumsal kontrol ve baskı, geleneksel sistemin içinde kadınların varlığını görünmez bir hale getirmektedir. Dolayısıyla kadına biçilen roller; kocasına eş, evine hizmetçi, doğurgan olması (özellikle de erkek çocuk doğurmak), çocuğuna iyi bir anne olmak, eşinin ailesine, sülalesine vs. sınırsız hizmet etmek toplumun zihniyetine uygun düşmektedir.

Cumhuriyetin ilanından önce, sosyal ve siyasi kadın teşkilatı olarak Anadolu ve Rumeli Kadınları Müdafaa-i Hukuk Vatan Cemiyeti kurulmuştur. Daha sonra Müdafaa-i Vatan Cemiyetinde rol oynayan kadınlar, 16 Haziran 1923 yılında kadının sosyal, ekonomik, siyasi haklarının sağlanması amacı ile Nezihe Muhiddin başkanlığında Kadınlar Halk Fırkasını kurulmuştur. Fırka, yeni siyasal düzende kadınların toplumsal ve siyasi haklarını kazanabileceğini öngörmüştü. Kadınlar Halk Fırkası, Darülfünun’da toplanan “Kadınlar Şurasında” şekillenmiştir. Her ne kadar adı fırka olsa da amaç siyaset değil öncelikle toplumsallaşma ve eğitim fırsatları yaratmaktır. 1923 yılında kurulan Kadınlar Halk Fırkası, o sıralarda tüm ulusu temsil edecek bir Halk Fırkası’nın kuruluş hazırlığında olan Ankara Hükümeti tarafından pek olumlu karşılanmamıştı. Mustafa Kemal Paşa tarafından kadınlara parti yerine bir cemiyet kurmaları önerilmişti. Bu öneri doğrultusunda Türk kadınları 7 Şubat 1924’te Nezihe Muhittin’in öncülüğünde, tek erkek üyesi olmaktan onur duyduğum, Türk Kadınlar Birliği’ni kurdular. Türk Kadın Birliği’nin kurulmasıyla yayın organı olan “Türk Kadın Yolu” dergisi de yayın hayatına başlamıştır. Birçok konuda çalışma yapan Türk Kadınlar Birliği’nin ana çalışma alanlarından biri de kadınların siyasal haklarıydı.

Bu bağlamda kadın hakları açısından önemli adımlardan biri 17 Şubat 1926 tarihinde İsviçre Medeni Kanunu’nu temel alan Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi olmuş ve kadınla erkeğin yasa önünde eşitliği ön plana çıkarılmıştır. Yine yasa ile çok eşlilik ve vekâletle evlenmek yasaklanırken, evlenme yaşı olarak kızların 18 yaşını bitirmesi şartı konulmuştur. Öte yandan kadınlara ilk siyasi hak, belediye seçimlerine seçmen olarak katılma hakkı olarak 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu ile tanınmıştır. 1934 yılında ise kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Nitekim 1 Mart 1935’te, 18 kadın vekil meclise girmiş oldu. Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmelerinin ardından, Uluslararası Kadınlar Birliği 12. Kongresi’ni İstanbul’da düzenlemiştir. Bu durum Türk Kadınlar Birliği’nin uluslararası alandaki etkinliğinin bir göstergesi ve Türkiye kadın hareketi için çok önemli bir gelişme olmuştur.

Kuşkusuz ki ilk önce kadın ve erkeğin hukuk açısından eşit olması gerekir. Bir toplumun yarısını oluşturan kadınlar, erkeklerle eşit tutulmazlarsa o toplum kendini istediği kadar demokratik olarak nitelendirsin, kendisini istediği kadar çağdaş ve ileri görsün, demokrasiden bahsetmek söz konusu olamaz. Dolayısıyla demokrasiyi gerçekleştirebilmek için eşitlik ilkesi tam anlamıyla dikkate alınmalı ve kadın erkek arasında eşitsizlik yaratan her türlü etken ortadan kaldırılmalıdır.

Kadının nitelikli olması toplumun da nitelikli olmasını sağlar. Toplumun tüm iyi ve kötü gelenekleri kadın eli ile yürür. Kültürü oluşturan ve yaşatan da kadınlardır. Toplumların kaderini ve mayasını kadınlar şekillendirir. Eğitilmiş bir kadının zarafet imbiğinden geçen çocuklar toplumun sağlıklı yapılanması için temel olacaktır. Kadınların cahil bırakılması ise toplumların intiharıdır. Dantel işleyen, mutfakta yemek yapan, tarlada çalışan her gün her yerde karşılaştığımız tüm kadınlar ne Kleopatra’dan daha az akıllılar ne de Hürrem Sultan’dan daha beceriksizdirler.

Çilekeş Anadolu Kadınları

İnsanlar, ülkelerinin coğrafi şartlarının esiri olmuştur. Genellikle sanılandan daha az sayıda tercihleri ve daha dar manevra alanları vardır. Üzerinde yaşadığımız topraklar, bizi her zaman şekillendirmiştir. Farklı coğrafi özellikler, dünyanın farklı yerlerindeki insanların yapabilecekleri ve yapamayacaklarını belirleyen en önemli faktörlerden biridir.

Coğrafya her zaman bir çeşit hapishane olmuştur. İnsanların kimliklerini ve potansiyellerini belirlemiştir. İnsanların aşmak istediği birçok engelleri barındırmaktadır. Tarihimizde belirleyici rol oynayan coğrafi faktörler geleceğimiz hakkında da önemli rol oynayacaktır.

Coğrafya elbette tüm olayların akışını kontrol etmiyor. Büyük liderler ve büyük fikirler de tarihin akışında büyük rol oynuyor. İşte bu liderlerden biri de Atatürk’tür. Anadolu’nun, Anadolu kadınının kaderini değiştirmiştir. Kadınlarımızı coğrafya mahkûmu olmaktan kurtarmış, evrensel bir boyuta taşımıştır. Anadolu kadınları için yeni fırsatlar ve yeni alanlar yaratmıştır. Böylece Anadolu kadınları coğrafyanın, tarihinin ve kültürün önlerine koyduğu engelleri aşmıştır.

Ki bu süreçte Türk Kadınlar Birliği önemli bir rol üstlenmiştir. Bunun en güzel kanıtı da 1935’te İstanbul’da yapılan Uluslararası Dünya Kadınlar Birliği’nin toplantısıdır. Kongreye Batı’dan ve Doğu’dan 40 kadar ülkeyi temsilen 350’yi aşkın kadın katılmıştır. Bu ise o günkü dünya nüfusunun 200 milyonunun bu kongrede temsil edilmesi demekti. Böyle bir kongreyi bugün tek başına üniversitelerimiz bile yapmakta zorlanmaktadır.

1984’te Yıldız Kenter, “Ben Anadolu” adlı oyunda Anadolu tarihini asırlar boyu yaşamış farklı kadınların gözünden dile getirmiştir. Kenter, 16 farklı kadını, tek başına oynamıştı. Trajediden güldürüye, her kadının ayrı bir öyküsü, binlerce yıla yayılan bir zaman dilimi içinde, tarihsel kronolojik sıralamayla, mitolojik çağlardan, Türk Kurtuluş Savaşına kadar geliyor.

Her toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da kadının önemli bir yeri vardır. Kadın, aile ve toplum arasında bir köprü görevi görür. Toplumda yerine getirdiği görevler itibariyle, kadınların sosyal sistemin işleyişine katkısı büyüktür. Kadınların toplumsal hayatta yerlerini alabilmesi ve kendilerinden bekleneni yerine getirebilmeleri için öncelikle yasalarda ve eğitimde cinsiyete dayalı fırsat eşitliğinin olması gerekmektedir.

Dolayısıyla soru şu: sosyal ve siyasal haklarını Türk kadını günümüze kadar hakkıyla kullanabilmiş midir? Yanıt: hayır. Kadın-erkek eşitliği konusunda halen bazı sorunlar vardır. Türk kadınının işgücüne, siyasete, eğitime, sanata, sosyal hayata katılımı istenilen düzeyde değildir. Günümüzde halen Türk kadınından beklenen, geleneksel rollerini aksatmadan sorumluluklarını yerine getirmesidir.

Sonuç olarak modernleşme ile Türk kadınının işgücüne, politikaya, eğitime ve sanata katılımı kadını erkeğe bağımlı olmaktan kurtaracağı gibi ülke düzeyinde işgücüne katılımını da kolaylaştıracaktır. Bu hem birey düzeyinde kadını mutlu edecek ve hem de rekabete yönelik dünya platformunda ülkenin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadınlarımız artık çiçek ve süslü sözler değil hak ve eşitlik istiyor. Adının olmasını istiyor.

Bir kadın değişir, dünya değişir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz Kutlu olsun… İyi ki varsınız ve daima var olun.

 

Not: 8 Mart 1857’de ABD’de 8 saatlik iş günü için grev ve yürüyüş yapan tekstil işçisi kadınların 129’u kuşkulu bir biçimde fabrikada yanmıştır. 8 Mart 1910’da Clara Zetkin’in Enternasyonal’e önerisinin kabulüyle “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya başlamıştır.

Kaynak: Güney Özkılınç, Deniz Dalkılınç ve Ceyhun İrgil, Bursa’nın Kadın Yüzü, Asa Kitabevi, Bursa 2013.

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Betspino Ontdekt Eenvoudige Speladviezen

HIZLI YORUM YAP



bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan