"Yaşasın Filistin, kahrolsun soykırım diye bağırmalıyız"
Soru: Peki bunu nasıl yapacağız? Filistin konusunda bir duyarlılık ve bilinç inşa etmenin yolu nedir? Okan Bayülgen: İnsanları "Evet çocuklar ölüyor" diye bir anda ajite edip, bir anda hüzne boğup bir anda öfkelendirerek aldığımız şey Twitter ya da Instagram üzerinden yeniden gönderimler. Bunun Filistin’e de bir yararı yok, kimseye bir yararı yok. Milyonlarca kez tekrar aynı fotoğrafı yollasak kimseye bir yararı olmayacak. Mesele orada tabii çocukların ölmesi, ama asıl mesele çocukların ölmesine neden olan, yıllardır bitmeyen ve bir kangren halinde bugün yaşamakta olduğumuz ve böyle giderse de yarın ölmeyen çocuklar, büyüdükten sonra yaşayan İsrailli çocuklarla yaşayan Filistinli çocuklar arasında sadece o coğrafyada değil, başka coğrafyalarda da bitmeyen bir zulme dönüşecek olması. Zaten geçmişte de öyle oldu. Bu çocukların ebeveynleri de çocuktular. O çocuklar da Filistin meselesiyle büyüdüler. Onların anne babaları da bu meseleyle büyüdüler. İşte sorun bu. Dolayısıyla, evet. Hayatını kaybetmiş bir çocuğun fotoğrafı çok etkileyici, çok öfkelendirici, çok üzücü ama asıl mesele Filistin meselesi. Eğer bu konuda kendi insanımızı, birbirimizi bilinçlendireceksek "Filistin sorunu" üzerinden bilinçlendirelim. "Çocuklar yaşasın!" diye bağırmak tabii ki çok güzel tabii ki gerekli, tabii ki bir işe yarayacaktır. Ama biz "Yaşasın Filistin!" diye bağırmalıyız. "Yaşasın Filistin!" ve "Kahrolsun soykırım!" diye bağırmalıyız. O zaman işte bir işe yarıyor yaptığımız şey, sadece bir soykırımı kastetmiyoruz o zaman. "Kahrolsun soykırım, bu bir daha olmasın" dediğimiz zaman şu anda bu soykırımı gerçekleştirenlerin uğradığı soykırıma da karşı çıkıyoruz. Ama bunun adresi sokaklar. Bunun adresi evler, rahat ortamlarımızda tekrar tekrar bir yeniden gönderim değil. Bunun yolu sosyal medyadan bilinçlenmek değil. Bunun yolu en azından gazete okumak en azından. Bunu dijitalde de yapabilirsiniz, gazete okuyabilirsiniz. Bunun yolu zaten şu anda bu konuyla ilgili yapılan belgeleri izlemek, belgeselleri, haberleri izlemek. Bu konuda duyarlılık böyle bir şey. Biraz önce koyduğu bir "bu tatilde ne kadar çok eğleniyoruz" fotoğrafının ardından "kahrolsun soykırım" fotoğrafı ne kadar tutarlıdır ki aslında? Hiç değil. Sosyal medya doğru adres değil. Kimsenin bir anda öfkesini dindirecek ve biraz önce bahsederken şimdi tamamen o konuyu unutacak bir hareket içerisinde olmasını istemiyoruz. Gerçekten bir hareket içerisinde olmasını istiyoruz."Protestonun yeri sokaklar, toplantılar, gösteriler"
Soru: Peki soykırımı protesto etmenin en doğru yolu nedir sizce? Okan Bayülgen: Bence sosyal medya doğru mecra, doğru alan, doğru toplanma yeri değil. Orada insanları rahat ettiriyoruz. Onların vicdanlarını rahatlatmasını sağlıyoruz. Nasıl sağlıyoruz? Zaten çok dolaşımda olan bir fotoğrafı tekrar göndererek, telefonu açıp çocuk ölümlerine ya da bir slogana saniyeler içerisinde öfkelenerek ve saniyeler içerisinde acı hissederek. Ama yine saniyeler içerisinde bunu tekrar göndererek telefonu kapatan bir insan için Filistin meselesi bitmiş oluyor. Onu yaşamıyor, sürdürmüyor. Peki nasıl sürdürülebilir bu? Bir toplum bir konunun peşine nasıl düşer? Ortak bir anlayış, ortak bir ses nasıl yaratılır? Bunun yaratılacağı yer sosyal medya değil. Bunun yaratılacağı yer sokaklar. Bunun yaratılacağı yer toplantılar. Bunun yaratılacağı yer gösteriler. Bugün ben de bir sanatçı olarak buradan bir çağrıda bulunabilirim. Hiçbir siyasi görüş ayırt etmeksizin bütün sivil toplum kuruluşları ve bütün partiler, hepsi aslında ortak ve açık bir çağrı yapmalı. Sokaklara çıkılması lazım. Belli noktalarda açık ya da kapalı salonlarda buluşulması lazım. Ben zaten davet edildiğim yerlere gidiyorum bu konuda. Gitmeye de devam edeceğim. Çünkü sosyal medyada herhangi bir fotoğrafı yeniden göndermek yerine, asıl orda bulunmamın bir değeri olacağını anlıyorum. Sonra, Filistin'in Türkiye’de partiler üstü bir durum olması lazım. Tek bir görüşün bu konuyu sahipleniyor gibi olmaması lazım. Bu konuda filanca partinin filanca adreste yaptığı yürüyüşe katılmak, toplantıya katılmak, konferansa katılmak değil, herkesi bir araya getirecek bir organizasyon olması lazım. O yüzden de farklı partiler bu konuda görüş birliğinde olmalı. Bir kereliğine bir açıklama yapmak değil, en önemlisi zaten bu konuyu hep gündemde tutmak. Herkes bu konuda çok duyarlı ama duyarlılıklarını gösterecekleri bir adres önermek lazım. Dolayısıyla sosyal medyada şu adreste buluşuyoruz, şu adreste isyanımızı haykırıyoruz, şu adreste bu konuyla ilgili konuşuyoruz şeklinde duyurulmalı. Bu hem biz büyükler için önemli hem de çocuklarımıza dünyada olanlara seyirci kalmamanın ne demek olduğunu göstereceksek ilk önce bunun bir acı fotoğrafını tekrar göndermekle sınırlı kalmayacağını göstermemiz lazım. Sadece Instagram’da ya da Twitter’da herhangi bir şeyi "re-post" ederek bitmiyor bu iş. Çocuklarımıza da ebeveynlerinin ya da ebeveynlerinin ebeveynlerinin daha önce sokaklarda Filistin konusunda nasıl bağırıp çağırdıklarını gösterelim. Filistin eskiden beri sol bir meseleydi ülkemizde. Bugün bir sol parti sahip çıkmıyor, başka bir parti sahip çıkıyor. Niye, partiler üstü olması gerekmez mi? Solcuların bu konuda konuşması, bağırıp çağırması gerekmez mi? Onların her gün bir şeyler yapması gerekmez mi? Zaten sağın ya da solun olduğu bir konu değil bu. Hep birlikte karşı çıkılması gerekiyor ve bu konuda duyarlılığı ve siyasi bilinci de yeni nesillere göstermemiz gerekiyor.
Soru: Böylesi bir dönemde sanatçılar ne yapabilir?
Okan Bayülgen: Şimdi sanatçı duyarlılığına geldiğimiz zaman da sanatçıların tek tek kimi kreatif hareketler yapması, bütün dünyada büyük organizasyonlarda bu konuyla ilgili protestolara izin verilmediği yerlerde, ABD’de ve Avrupa’da bir sanatçının kreatif bir şekilde, ilginç bir şekilde protestosunu göstermesi bana sorarsanız büyük bir işe yaramıyor. Kimseyi de bilinçlendirmeye yaramıyor. Sadece o sanatçıyı tebrik etmemize yarıyor. Orada bizi Filistin meselesine göndermiyor o hareket. O kişinin ne kadar ilginç, hoş bir şey yaptığına götürüyor ve o zaman biz Filistin meselesini düşünmüyoruz. Çocukları düşünmüyoruz. Ölen insanları, soykırımı düşünmüyoruz. O sanatçıya "Aferin!" diyoruz. Burada bitiyor.
Dolayısıyla, sanatçının ödevi nedir? Sanatçı eğer diliyorsa bir yürüyüşe katılabilir, diliyorsa bir organizasyona katılır, diliyorsa herkesle birlikte bağırıp çağırır bir vatandaş olarak. Eğer burada bir sanatçı olarak davranmak istiyorsa kendi sanatının yollarıyla bunu yapar.
Mutlaka sanatçılar kendilerini tavır almak zorunda hissediyorlar. Ama bu zorundalık diğer insanlardan farklı değil. Ve sanatçının ödevi sanatını icra etmektir. Sanatı yoluyla, sanatının imkanlarıyla anlatmaktır; fırçası, gitarı, sahnesi, ya da notalarıyla. O zaman sanatçı özgür iradesiyle bu konuda sesini çıkaracaktır mutlaka. Ama biz onun üzerinde baskı yapamayız. "Ey sanatçı, bak şu sanatçı konuşuyor sen niye konuşmuyorsun?" diyemeyiz. Bu konuda sanatçıyı linç etmeye de kalkışmamalıyız. Bu onların özgür iradesi.



YORUMLAR (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın