Osmanlı Devleti’nde medeni kanunla ilgili ilk değişim Tanzimat dönemiyle başladı. Ahmet Cevdet Paşa tarafından yine fıkıha bağlı şekilde hazırlanan hukukî metinler Mecelle adıyla uygulamaya giren kanunlar oldu. Mecelle hukuku Osmanlı Devleti’nde toplumsal sorunlar ve yaşayış anlamındaki davaların çözümünde yani medeni hukuku içerecek şekilde olaylara cevap verebildi. Ancak aile hukuku ile ilgili kısımlar eksikti. Bu konuda yetersiz kalan Mecelle için Aile Hukuku ile ilgili kısımlar konusunda çalışmalar başlatıldı. İttihat ve Terakki döneminde 1917’de hazırlanan “Aile Hukuku Kararnamesi”yle konuya çözüm getirilmeye çalışıldı. Ancak eğitim, miras, evlenme, boşanma, çalışma gibi haklardan yoksun olan kadının bu reformlarda yeri yoktu.
Cumhuriyet döneminde Avrupa’ya hukuk tahsili için gönderilen öğrenciler eğitimlerini tamamlayıp yurda döndüklerinde İtalya, Fransa ve Almanya gibi batılı devletlerin kanunlarını içeren yazılar yayınladılar. Kısa sürede kurulan uzman heyetleriyle hukuk devrimi yolunda ilk adımlar atıldı, çalışmalar başladı.
Kanun hazırlıklarında çeşitli komisyonlar kurulmuştu. Ancak komisyonların genel yapısı Mecelle ve Aile Kararnamesi hükümlerini yani fıkıh esasını temel alan bir kanun çıkarmaktı. Oysa bazı hukukçular batı kanunlarının alınmasından yanaydı. Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt) da batı kanunlarının örnek alınmasını savunmaktaydı. Ortak bir karara varılamayınca komisyonlar dağıldı.
Türk Medeni Kanunu’nun batı hukuku örnek alınarak yapılacağı fikri kuvvetlenerek İsviçre Medeni Kanunu’nun örnek alınması hükümet tarafından kabul edildi. Bu kanun bir heyet tarafından tercüme dilerek, hukukçu milletvekilleri, mahkeme başkan ve üyeleri, hukuk profesörleri ve avukatlardan oluşan 26 kişilik bir heyet tarafından Türk Medeni Kanunu hazırlandı.
Mahmut Esat Bey neden İsviçre Kanunu sorusuna verdiği cevapta 1804 tarihli Fransız kanunun eskiliği; Alman kanunun ise fazlaca soyut ve felsefi bir yapıya sahip olduğu oysa İsviçre Kanunun daha yeni, sade ve anlaşılır olduğunu söylemekteydi. Halkçı bir yapı arz eden İsviçre Medeni Kanun’u yargıca hareket serbestliği tanıdığı gibi özellikle ekonomiyi destekleyici mahiyetiyle toplumsal hayata uyum sağlayan bir yapısı olduğunu belirtiyordu. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün daha II. Meşrutiyet döneminde Sofya’da askeri ataşe olarak görev yaptığı yıllardan itibaren savunduğu kadın-erkek eşitliği İsviçre Medeni Kanun’unda yer almaktaydı. Bu husus da İsviçre Medeni Kanun’un örnek alınması için önemli bir nedendi.
17 Şubat 1926 tarihinde İsviçre Medeni Kanununun örnek alındığı Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Kanun, 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
Türk Medeni Kanunu’yla, tüm vatandaşları içine alan hukuk sisteminde kadınlar da yer alıyordu. Kadınlar miras hakkına sahip oluyordu. Medeni kanuna göre kadın-erkek eşit miras hakkına sahipti. Mahkemelerde ceza hukuku ile ilgili kadının şahitliği eşit değildi. İki kadının şahitliği bir erkek şahide denkti. Bu eşitsizlik de medeni kanunla giderildi. Evlenme ve boşanmada kadına da haklar tanındı. Erkeğin tek taraflı boşaması kaldırıldı. Şer’i hukukun kabul ettiği erkeğe dört kadınla evlilik hakkı kaldırılarak tek eşlilik kuralı getirildi. Dinî nikâh (İmam nikâhı) yerine resmî nikâhın hukuki geçerliliğinin kabul edilmesi ve nikâh için belediyelerin yetkilendirilmesi kabul edildi. Kadınlar istedikleri işlerde çalışma hakkını elde etti. Kadınlar vatandaşlık hakkını medeni kanunla elde ettiği gibi bu kanuna dayanarak kısa sürede siyasi haklara da sahip olmuştu. (1930 Yerel seçme ve seçilme hakkı, 1934 Genel seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdir.)
Türk Medeni Kanunu 1 Ocak 2002 tarihinde gözden geçirilerek güncellenmiştir. Kısaca söylemek gerekirse; Türk Medeni Kanunu, dönemin sosyo-ekonomik ihtiyaçlarını ve siyasi beklentilerini karşılayacak şekilde hazırlanmıştır. Türk Medeni Kanunu’na göre, tüm vatandaşlar din, cinsiyet, sosyal statü ayrımı yapılmaksızın eşit haklara sahiptir.
Türk Medeni Kanunu’nun kabulü, Türkiye’nin hukuk ve toplum yapısında köklü bir dönüşümün simgesidir.
- Tarihsel Arka Plan
- Kabulün Temel Amaçları
- Getirdiği Yenilikler
- Toplumsal Etkiler
- Eleştiriler ve Zorluklar
- Günümüzdeki Önemi



YORUMLAR (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın