18 Eylül 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

Bursa 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Bengisu Coşkuner

Bengisu Coşkuner

10 Eylül 2021 Cuma

İş Yerlerinde Zorunlu PCR Testi Uygulaması

0

BEĞENDİM

ABONE OL

T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca işverenlerin işçilerinden isteyeceği PCR testi ve işçilerini Covid-19 riskleri ve tedbirleri konusunda bilgilendirmesini içeren, 02.09.2021 tarihli genel yazı 81 İl Valiliği’ne gönderilmiştir. Buna göre;

“İşverenlerin, işyerinde karşılaşılabilecek sağlık ve güvenlik risklerine yönelik koruyucu ve önleyici tedbirler hakkında tüm işçilerini bilgilendirmekle yükümlü oldukları hatırlatılmakta, işverenlerin COVID-19 aşısı tamamlanmamış işçilerini yazılı olarak ayrıca bilgilendirmesi istenmektedir.

Bilgilendirme sonrasında aşı olmayan işçilere, kesin COVID-19 tanısı konması durumunun iş ve sosyal güvenlik mevzuatı açısından olası sonuçları da işveren tarafından bu durumdaki işçilere bildirilmelidir.

COVID-19 aşısı olmayan işçilerden 6 Eylül 2021 tarihi itibariyle zorunlu olarak haftada bir kez PCR testi yaptırmaları işyeri/işveren tarafından istenebilecek, test sonuçları gerekli işlemler yapılmak üzere işyerinde kayıt altında tutulacaktır.

06.09.2021 tarihi itibariyle tüm meslek kolları çalışanları için geçerli olacak olan zorunlu PCR testi uygulaması süreci işveren tarafından yönetilecek ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın denetimi altında olacaktır. Aşı olmayan çalışanlar PCR testini devlet hastanelerinde ve PCR testi alan sağlık kurumlarında verebilecek olup, aynı zamanda PCR testi kiti bulunan iş yerlerinde alınan testler de geçerli olacaktır.

Bilindiği üzere işverenler iş yerinde gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlü olup bu tedbirler ise teknolojik koşullara, işyerinin durumuna ve üretim ekipmanlarına göre iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri tarafından belirlenmektedir. Bu durumda tüm işyerlerinde 06.09.2021 tarihinden itibaren aşı olmamış çalışanların tespiti ve PCR testi sonuçlarının istenilmesi yönünde uygulamalar hayata geçirilecek olup, aşı olmamış bir çalışanın, işverenin test istemini reddi halinde işverenin bu çalışanının iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı gündeme gelebilecektir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun’unun 19/1 maddesine göre, “Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür.” Ayrıca 19/2(c) maddesine göre de çalışanlar “İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermekle” yükümlüdür.

İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nce yayımlanmış olan Yeni Koronavirüs Salgını İle Mücadele Kapsamında İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönünden Sıkça Sorulan Sorular Ve Cevapları Yeni Koronavirüs Salgını İle Mücadele Kapsamında İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönünden Sıkça Sorulan Sorular Ve Cevapları kitapçığında yer aldığı üzere çalışanlar,  6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun’unun 19. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerinin yanında COVID-19 hastalığı için özel olarak iş yerinde alınan tedbirlere uymak ve bu konuda verilen emir ve talimatları da uygulamak zorundadır.

Buna göre iş yerinde alınan tedbirlere uymayan ve yapılan uyarılara rağmen uymamakta ısrar eden çalışanların haklı nedenle iş sözleşmelerinin feshinin söz konusu olabilmesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun m.25/II(h) ve (ı) maddeleri gereğidir. Çünkü bahsettiğimiz şekilde çalışanlar hem kendi yaşamlarını hem de diğer çalışanların yaşamlarını tehlikeye atacak davranışlardan kaçınmak ve işyerinde sağlık ve güvenliği tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür.

Sonuç olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 81 İl Valiliği’ne gönderilmiş olan işverenlerin işçilerinden isteyeceği zorunlu PCR testi ve işçilerini Covid-19 riskleri ve tedbirleri konusunda bilgilendirmesini içeren, 02.09.2021 tarihli genel yazısı uyarınca işverenin, alınan tedbirlere uymayan çalışanı hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II(h) “İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi” ve (ı) “İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi” maddelerine dayanılarak haklı nedenle fesih hakkı doğabilecektir. Ancak işverenin bu kapsamda fesih yapabilmesi için İş Kanunu’nun 26. maddesinde öngörülmüş haklı feshe neden olan olayın öğrenildiği günden itibaren başlayacak 6 iş günlük hak düşürücü süreyi de göz önünde bulundurması gerekmektedir.

 

 

Devamını Oku

TÜKETİCİ UYUŞMAZLIKLARINDA DAVA ŞARTI OLARAK ZORUNLU ARABULUCULUK

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tüketici hakkındaki hükümler 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlemiştir. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun’un 3.maddesinde tüketici, “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, tüketici işlemi bakımından, işin niteliği hakkında adi iş-ticari iş ayrımı yapılmadan, o işlemin ticari veya mesleki bir amacın gerçekleştirilmesi için yapılmamış olması gerekmektedir. Tüketici işlemlerinden söz edilebilmesi için, bir hukuki işlemin varlığı, bu hukuki işlemin konusunu mal veya hizmet sağlamanın teşkil etmesi ve bu hukuki işlemin taraflarından birinin mesleki veya ticari olmayan amaçlarla hareket eden tüketici, diğer tarafın ise mesleki veya ticari amaçlarla hareket eden satıcı-sağlayıcı olması gerekmektedir. Hukuki işlemin tarafının tüketici olduğu durumlarda bu kanun hükümleri uygulama alanı bulmaktadır. Taraflardan birinin tüketici olduğu hukuki ilişkilerde taraflar arasındaki bir hakkın varlığı, kapsamı ve sonuçları üzerindeki ihtilaflar tüketici uyuşmazlıklarının kapsamına girer. Tüketici uyuşmazlıklarının çözümü bakımından Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun iki görevli mercii belirlemiştir. Bunlar tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetleridir.

Geçtiğimiz yıl, 28 Temmuz 2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a “Dava Şartı Olarak Arabuluculuk” başlığı ile eklenen 73/A maddesi uyarınca Tüketici Mahkemelerinde ya da Tüketici Mahkemesi sıfatıyla hareket eden Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülecek olan ve parasal sınırı 10.390 TL (2021 yılı için değeri 11.330 TL) ve üzerindeki uyuşmazlıklar ile konusu para ile belirlenemeyen tüketici uyuşmazlıkları hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması da bir dava şartı haline getirilmiştir. Buna göre, arabuluculuk yoluna başvurulmadan dava açılması durumunda dava usulden reddedilecektir.

Bununla birlikte,

  • Tüketici Hakem Heyetinin görevi kapsamında kalan uyuşmazlıklar (2021 yılı itibariyle değeri 7 bin 550 TL altında bulunan uyuşmazlıklarda İlçe Tüketici Hakem Heyetleri, büyükşehir statüsünde olan illerde 7 bin 550 TL ile 11 bin 330 TL arasındaki uyuşmazlıklarda  İl Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir),
  • Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı Tüketici Mahkemeleri’ne yapılan itirazlar,
  • İlgili kamu kurum ve kuruluşları, tüketici örgütleri ve Ticaret Bakanlığı tarafından genel olarak tüketicileri ilgilendiren ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a aykırı bir durumun önlenmesine veya durdurulmasına ilişkin Tüketici Mahkemelerinde açılan davalar ,
  • İhtiyati tedbir kararlarının alınması,
  • Seri ayıplı malların ayıplı olduğunun tespiti, bu tür malların üretiminin veya satışının durdurulması, ayıbın ortadan kaldırılması ve malın toplatılmasına ilişkin açılan davalar,
  • Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından kaynaklanan uyuşmazlıklar

Söz konusu zorunlu arabuluculuk uygulaması kapsamının dışında tutulmuştur. Yani yukarıda sayılan istisnai durumlarda dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk hükümleri uygulanmayacaktır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen “Dava Şartı Olarak Arabuluculuk” başlıklı 18/A maddesinde, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması halinde arabuluculuk surecinde uygulanacak hükümler belirtilmiştir. Ancak bu Kanun’un ilgili hükümleri tüketiciler aleyhine uygulanamayacaktır. Kural olarak, dava şartı olan arabuluculukta taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur ve bu taraf lehine vekalet ücreti hükmedilemez. Ancak dava şartı olarak arabuluculuğa tabi tüketici uyuşmazlıklarının ilk toplantısına mazeret bildirmeksizin katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda tüketici aleyhine yargılama gideri ve arabuluculuk ücretine hükmedilemeyecektir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları halinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacaktır.

Ayrıca Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 2. madde uyarınca dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemeleri veya Yargıtay’da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmayacaktır.

Devamını Oku

CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA UZLAŞTIRMA KURUMU

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günümüz modern ceza adalet sistemlerinin çoğu fail merkezli olup, mağdur veya suçtan zarar gören kişilerin ihtiyaç ve tercihleri göz önünde bulundurulmamaktadır. Bu nedenle, ceza adaleti sistemlerinin mağdur veya suçtan zarar gören kişiler açısından tatmin edici olmaması, suça ve sosyal düzensizliğe karşı alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arayışı ihtiyacına yol açmıştır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, taraflara ve aynı zamanda topluma, bir uyuşmazlığın çözümüne ve sonuçlarının müzakere edilerek ortadan kaldırılmasına katılma fırsatı sumaktadır. Bu bağlamda onarıcı adalet programları, bir uyuşmazlığın taraflarının, çözüme aktif bir şekilde katılması ve uyuşmazlığın doğurduğu olumsuz sonuçların hafifletilmesi düşüncesine dayanarak, dostane bir şekilde müzakere edilmesi suretiyle sosyal sorumluluğun ve hoş görünün geliştirilmesini amaçlamaktadır.

Bu şekilde, mağdur veya suçtan zarar gören kişilerin uğradığı zararın giderimi, failin suç teşkil eden fiilinden dolayı sorumluluğunu üstlenmesi ve toplumun suç oluşturan davranıştan kaynaklanan uyuşmazlığın çözümüne katılımını öngören bir süreci ifade eden onarıcı adalet kavramı, mağdur veya suçtan zarar görmüş olanların zararının giderilmesi, faillerin suç teşkil eden fiillerinden dolayı sorumluluğunu doğrudan üstlenmesi, tarafların kendi özgür iradeleri ile katılımıyla ilişkilerin onarılması, uzlaşmanın sağlanması ve faille mağdur veya suçtan zarar görenler arasında kabul edilebilecek bir anlaşmanın geliştirilmesi esasına dayanmaktadır . Böylece fail, mağdur/ suçtan zarar gören ve toplum, bu süreç üzerinde kontrole sahip olmaktadır.

Anglo Sakson ve Kıta Avrupası hukukunda onarıcı adalet yöntemleri arasında öne çıkan mağdur-fail arabuluculuğu (ceza arabuluculuğu); mağdurlar ve faillerin genelde yüz yüze olmak üzere, belirli bir suç veya suçun etkileri hususunda doğrudan görüşmesi, görüşmelerde arabulucu (uzlaştırmacı), şeklinde görev yapan bir tarafsız kişinin bulunması ve tarafların çoğu zaman, beklentilerini belirlemek üzere önceden hazırlık yapmasıdır. Bu görüşmelerin temel amacı, işlenen fiilin ve etkisinin belirlenmesi, sonuçta ortaya çıkan zararın nasıl giderileceği konusunda bir uzlaşmaya varılması üzerinde ortak bir anlayış oluşturulmasıdır. Bu yöntemlere, soruşturma ve kovuşturma sürecinin her aşamasında başvurulabilmektedir.

Türk Hukukunda uzlaştırma kurumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5. kitabının “Özel Yargılama Usulleri” üst başlığını taşıyan 2. kısmının 1. bölümünde yer alan 253, 254 ve 255. maddelerinde düzenlenmektedir.
Uzlaştırma, eğitimli bir uzlaştırmacının yardımı ile, bir suçun faili ve mağduru veya suçtan zarar gören kişilerin mümkün olduğunca sürece dâhil edildiği ve tarafların zararlarının, ihtiyaçlarının ve yükümlülüklerinin birlikte belirlendiği bir süreçtir. Uzlaştırma, uzlaştırmacının başkanlığında yürütülen bir süreci ifade ederken, uzlaşma ise bu süreç sonucunda ya da bir uzlaştırmacı olmaksızın yalnızca tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda varılan anlaşmayı ifade etmektedir.

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 4. maddesinin (j) bendinde uzlaşmanın, “Uzlaştırma kapsamına giren bir suç nedeniyle, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin Kanun ve bu Yönetmelikteki usul ve esaslara uygun olarak anlaşmış olmalarını” ifade ettiği hükme bağlanmıştır. Yönetmeliğin 4. maddesinin (k) bendinde de uzlaştırma kavramı “uzlaştırma kapsamına giren bir suç nedeniyle şüpheli veya sanık ile mağdur, suçtan zarar gören veya kanuni temsilcisinin, Kanun ve bu Yönetmelikteki usul ve esaslara uygun olarak uzlaştırmacı tarafından anlaştırılmaları suretiyle uyuşmazlığın giderilmesi sürecidir.” şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu tanımlardan yola çıkarak uzlaştırma, mevzuatta yer alan belirli suçlara ilişkin olarak, yine kanunda ve yönetmelikte belirtilen şartları haiz, bağımsız ve tarafsız bir uzlaştırmacının gözetimi altında, mağdur veya suçtan zarar gören ile şüpheli veya sanığın özgür iradeleriyle uyuşmazlığın çözümü sürecini ifade eden bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur.

Uzlaştırma aynı soruşturma veya kovuşturmada yalnızca bir kez yapılabilmektedir. Uzlaşma sonucu mağdurun zararının giderilmesi, mağdura bir miktar tazminat ödenmesi şeklinde olabileceği gibi, mağdur veya toplum için belirli bir kamu hizmetinde bulunulması, bir kamu kurumu veya kamu yararına hizmet veren özel bir kuruluş ile yardıma muhtaç kişi ya da kişilere bağış yapılması veya hukuka ve ahlaka uygun başka herhangi bir edim şeklinde olabilir . Yine tarafların edimsiz olarak uzlaşmalarına da herhangi bir engel bulunmamaktadır. Uzlaştırmanın sonucu olarak kararlaştırılan edimin ifası ile soruşturma evresi “kovuşturmaya yer olmadığı”, kovuşturma evresi ise “düşme” kararı ile sona ermektedir. Uzlaştırmayla beraber şüpheli veya sanığın cezai sorumluluğu ortadan kalkarken, mağdur veya suçtan zarar görenin yargılama sürecine gitmeksizin, kısa süre içinde zararının giderilmesi söz konusu olmaktadır.

Her iki taraf için de katılımın özgür iradelerine dayanmakta olduğu uzlaştırma sürecinde gönüllülük ve gizlilik ilkesi esastır. Taraflar ile kanuni temsilcileri ceza muhakemesi kanununun tanıdığı temel hak ve güvencelere sahiptir. Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgelerin gizliliğini korumakla yükümlü olup, taraflardan birinin verdiği gizli bilgi ve belgeleri verenin iznini almadan veya kanunen zorunlu olmadıkça diğer tarafa açıklayamaz. Bu şekilde, müzakerelerin gizliliği nedeniyle yapılan açıklamalar daha sonra davada delil olarak da kullanılamamaktadır.

Devamını Oku

REKABET KURULU “GOOGLE” KARARI İNCELEMESİNDE HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rekabet hukuku etkin bir rekabet ortamının sağlanması ve rekabetin korunmasına ilişkin kuralları kapsayan bir hukuk dalı olup, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ilk maddesine göre amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girmektedir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan “Haksız Rekabet” kavramı ile çokça karıştırılan “Rekabet İhlali” farklı kavramlar olup, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesindeki “rekabet” tanımına göre rekabet ihlali, “mal ve hizmet piyasalarındaki teşebbüsler arasında özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan yarışın ihlali” olarak tanımlanabilmektedir. Buna göre, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında rekabet ihlali sayılarak yasaklanan faaliyetler, Kanun’un 4. maddesine göre; mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem, karar ve uygulamaları ile 6. maddesine göre; bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması ve 7. maddesine göre; bir ya da birden fazla teşebbüsün başta hâkim durum yaratılması ya da mevcut bir hâkim durumun güçlendirilmesi olmak üzere ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır. Burada amaçlanan, ilk başta bahsedildiği gibi mevcut rekabet düzeninin korunmasını sağlamaktır.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesinde yer alan Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halleri ise;

a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,

b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması,

c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi,

d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler,

e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması şeklinde sayılmaktadır.

Bu şekilde, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan rekabet ihlallerine konu eylem veya işlemlerin inceleneceği yer Rekabet Kurumu ve bu Kurumun da karar organı Rekabet Kurulu olup, yukarıda açıkladığımız şekilde Kanun’un 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idari para cezası verilecektir.

Kurul kararları idari yargı denetimine tabidir ve iptal davasına konu edilebilmektedir. Buna göre, Kurul’un kararlarına karşı açılan davalarda görevli ve yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemeleri olup, ilk derece mahkemesinin verdiği kararlara karşı ise Danıştay’a başvurulacaktır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 55. maddesinde dava açma süresi gösterilmemiştir. Bu nedenle idari davalara ilişkin genel kurallar uygulanacak olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre dava açma süresi özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde, Danıştay ve İdare Mahkemelerinde altmış gündür ve bu süre Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 54. maddesi gereği gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Bu bilgiler ışığında söz konusu karar incelenecek olursa, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti., Google International LLC, Google LLC, Google Ireland Limited ve Alphabet Inc.’ten oluşan ekonomik bütünlüğün (Google) genel arama hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullanarak kendi yerel arama ve konaklama fiyatı karşılaştırma hizmetlerini rakiplerini dışlayacak şekilde öne çıkardığı iddiasına yönelik olarak Rekabet Kurulu’nca dosyanın müzakeresi sonucu 08.04.2021 tarihli, 21-20/248-105 sayılı kararı ile ;

– Hakkında soruşturma yürütülen Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti., Google International LLC, Google LLC, Google Ireland Limited ve Alphabet Inc.’ten oluşan ekonomik bütünlüğün genel arama hizmetleri pazarında hâkim durumda olduğuna,
– Google’ın kendi yerel arama ve konaklama fiyatı karşılaştırma hizmetlerine genel arama sonuç sayfasında konum ve gösterim olarak rakiplerine kıyasla avantaj sağlayarak ve rakip yerel arama sitelerinin Local Unit’e girişine engel olarak rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırılmasına ve yerel arama hizmetleri ve konaklama fiyatı karşılaştırma hizmeti pazarlarındaki rekabetin bozulmasına yol açmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine,
-Bu nedenle, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti., Google International LLC, Google LLC, Google Ireland Limited ve Alphabet Inc.’e müteselsilen 296.084.899,49 TL idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.

Devamını Oku

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Tarihçesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her yıl 8 Mart günü uluslararası olarak kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiş olan Dünya Kadınlar Günü’nün tohumlarının 1908 yılında, yine New York’ta 15 bin çalışan kadının daha kısa mesai süreleri, daha yüksek maaş ve seçme hakkı talep etmesiyle atıldığı da söylenilmektedir. Bundan bir yıl sonra ise Amerika Sosyalist Partisi 8 Mart’ı Ulusal Kadınlar Günü ilan etmiştir. Bu günü uluslararası hale getirme fikrini ortaya atan ilk kişi ise “ Erkekler öldürdüğünde yaşamı korumak için savaşmak biz kadınlara düşer. ” sözü ile tanıdığımız Clara Zetkin olmuştur. 1910 yılında Kopenhag’da toplanan ikinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in, 8 Mart 1857 tarihinde tekstil fabrikası yangınında hayatını kaybeden kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day) Dünya Kadınlar Günü  olarak kutlanması önerisi konferansa 17 farklı ülkeden katılan 100 kadının, oybirliğiyle kabul edilmiştir. 8 Mart dolayısıyla ilk uluslararası etkinlikler ise 1911 yılında, Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de düzenlenmiştir. Bunlardan 10 yıl sonra, 1921 yılında üçüncü Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda günün adı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak değiştirilmiştir.

 

Ancak gerek Dünya Kadınlar Günü tarihinin ilk kararlaştırıldığı 1910 yılı gerekse ilk uluslararası kutlamaların düzenlendiği 1911 yılından sonra bahsi geçmeyip çok sonraları ileri sürülen, 25 Mart 1911’de New York’ta gerçekleşmiş Triangle Gömlek Fabrikası yangını da 8 Mart’a kaynaklık eden olaylar arasında gösterilmektedir.

 

1917 tarihine baktığımızda ise, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus emekçi kadınların “Ekmek ve barış istiyoruz” sloganlarıyla sokaklara çıkmasının ardından eylemlerin dördüncü gününde Rus Çarı’nın tahttan indirilmesiyle kurulan geçici hükümet kadınlara seçme hakkı tanınmıştı. Rusya’daki kadın yürüyüşü ve grevleri  eylemlerinin başlangıcı, Jülyen takvimine göre 23 Şubat’tı. Ancak dünya genelinde daha yaygın biçimde kullanılan Miladi (Gregoryen) takvimde ise bu tarih 8 Mart’a denk geliyordu. O yıl kadınların oy hakkı kazanmasının ardından 8 Mart günü Rusya’da ulusal bayram olmuştur.

 

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde kutlanmaya başlanmasıyla tekrar gündeme gelmiştir. Son olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını kabul etmiştir . Ancak Birleşmiş Milletler’in resmi web sitesinin konuyla ilgili sayfasında, günün tarihçesinde 1857 tarihinde hayatını kaybeden işçilerin anısına atıf yapılmamış, 8 Mart gününün belirlenmesine kaynaklık eden olay olarak Rusya’da Çarlığa son veren 1917 yılının Gregoryen takvime göre 8 Mart günü kadınların protesto eylemleri ve grevleri ile başlamış olduğuna işaret edilmiştir.

 

Türkiye’de ise 8 Mart ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. 1975 yılında “Birleşmiş Milletler Kadın On Yılı” ilan edilmesiyle birlikte Türkiye de bu kapsamda yer aldığı için 1975 yılında Türkiye’de “Kadın Yılı Kongresi” gerçekleştirilmiştir. Atatürk, yeni neslin yetişmesi ve eğitiminde birincil rol oynayan Türk toplumunda Türk kadınına verdiği önemi “Şuna inanmak lazım ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” sözleriyle ifade etmiştir. Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren kadınların siyasi ve toplumsal hayattaki konumunun güçlendirilmesine yönelik önemli adımlar atılmış, özellikle hukuk alanında kadınlara geniş haklar tanınmıştır.

Bu şekilde her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, kadınların toplum içerisinde, siyasette ve iş hayatında elde ettiği hukuki, sosyal ve ekonomik başarılar ülkemizde ve dünya çapında kutlanmaktadır.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.