07 Aralık 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a
Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

22 Kasım 2022 Salı

Kolajen hangi besinlerde bulunur?

Kolajen hangi besinlerde bulunur?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Son dönemde sosyal medyada ve gıda takviyelerinde adını sıkça duyduğumuz kolajen yalnızca bir gıda değil, vücudumuzda en fazla bulunan proteindir. Lif benzeri yapısı sayesinde, vücuttaki bağ dokuların üretiminde kullanılır. Lif benzeri yapısı ile kolajen bağ doku olarak kemik, cilt, kas, tendon ve kemik  iliğinin önemli bir bileşenidir. Dokuların güçlü, dayanıklı ve esnemeye uygun olmasını sağlar.

Kolajen hangi besinlerde bulunur?

Bağ doku içeren hayvan etlerinde doğal olarak bulunur. Ancak bazı diğer hayvansal ve bitkisel besinlerde de vücudun kolajen üretebilmesi için gerekli yapı taşları bulunur. Bu besinleri tüketerek vücuttaki kolajen üretimi sağlanabilir.

Yaşlandıkça insan vücudundaki kolajen üretimi azalır. Aşırı güneş ışınlarına maruz kalmak, aşırı alkol tüketmek, sigara içmek, fiziksel aktivite azlığı ve yetersiz uyku kolajen üretimini olumsuz etkiler.

Yaşlanmayla birlikte, deri altı kolajeni düzenli lif ağı yapısından, düzensiz bir yapıya doğru değişir. Çevresel faktörler de kolajen liflerine zarar verir. Liflerin kalınlık ve dayanıklılığı azalır dolayısıyla ciltte kırışıklıklar artar.

Besin takviyesi olarak kolajen almanın faydalarına ilişkin bilimsel literatürde, insanlarla yapılan çok fazla çalışma olmadığını görüyoruz. Yapılmış bazı rastgele kontrollü çalışmalar, kolajen takviyesinin cildin elastikliğini arttırdığını işaret ediyor.

Diğer bazı çalışmalarda ise, kolajenin cildin nemli olmasına, osteoartrit ağrılarının hafiflemesine yardımcı olduğunu gösteriyor.

Kolajenin faydaları şu şekilde sıralanıyor.

  • Kemikleri güçlendirir.
  • Cildi elastik hale getirir, nemlendirir.
  • Daha kalın, güçlü saçlar.
  • Sağlıklı tırnaklar.
  • Osteoartrit ağrısının azalması
  • Kas kütlesinin arttırılması.

Kolajen takviyelerinin zararı var mı?

Kolajen takviyeleri nadiren yan etkilere yol açar. Henüz bu durumdaki kişilerde kolajen takviyeleriyle ilgili çalışmalar yapılmadığından, hamile ve emziren anneler, kullanmaktan uzak durmalıdır.

Beslenme ile kolajen almak mümkün mü?

Kolajen takviyelerinin etkileri araştırılmaya ve tartışılmaya devam ediyor. Beslenme yoluyla da kolajen alabileceğinizi unutmayın.

Vücudunuz kolajen üretmek için glisin ve prolin adlı amino asitlerden faydalanır. Amino asitlerler, çinko, bakır ve C vitaminini bir araya getirir ve kolajen üretebilir. Tavuk, et, balık, yumurta, süt ürünleri ve kurubaklagil gibi glisin ve prolin içeren gıdaları tüketerek, vücudunuzun kolajen üretmesini desteklenebilir.

C vitamini, çinko ve bakır için kaynaklar çok ulaşılabilecek yerdedir.  Domates, portakal, limon, mandalina, greyfurt, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıl ürünleri bunlardandır.

Kolajen almak için bir diğer yöntem de bağ doku içeriği yüksek, kemik kullanılabilir. Çorba ve sulu yemeklerde kullanılan kemik suyu yüksek kolajen içerir. Bunun için eti sıyrılmış kemikler su ve az miktarda sirke ile uzun süre kaynatılır. Çözünen kolajen ve mineraller kaynama suyuna geçer. Kemiklerde bulunan kolajen, sıvılara kıvam veren jelatine dönüşür.

Yemeklere lezzet vermekte de iyi bir sos olabilir.

 

 

Devamını Oku

Paketlenmiş gıdalardaki gizli tehlike

Paketlenmiş gıdalardaki gizli tehlike
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Paketlenmiş (ambalajlı) besin, besinin bozulmaması ve tüketiciye ulaşıncaya kadar korunması için önceden paketlenmesinin genel adıdır. Neden besinler paketlenmiş olarak satılır? Paketli besinler sağlığa zararlı mıdır? Satın alırken nelere dikkat edilmelidir?

Besinlerin paketlenmesi, ülkenin yasalarına ve besinin doğasına uygun şekilde yapılmayı tanımlar.

Besinlerin ambalajlanmasının temel işlevi, besinin tüketiciye ulaşana kadar fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak korumaktır. Besinlerin kontamine olmasını (istenmeyen maddeler bulaşmasını, kirlenmesini) ve bozulmasını önlemek, içeriğini ve kalitesini korumaktır.

 Paketlenmiş besinler nelerdir?

Üreticisi ve markası üzerinde yazan, ilgili mevzuat ve yasalara uygun şekilde üretilen, yasal olarak süpermarketlerde veya e-ticaret sitelerinde satılan tüm ambalajlı besinler bu tanıma girer.

Genel olarak paketli gıda ürünleri ve kategorilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri
  • Pastörize süt, UHT süt, ayran, kefir, krema
  • Su, meyve suyu, gazlı içecek, maden suyu, tüketime hazır çay ve kahveler
  • Tüketime hazır ürünler ve yemekler (Mantı,  köfte, şinitzel vb. beyaz et ürünleri; makarna, bakliyat kullanılan hazır yemekler, sandviçler)
  • Cam ve tenekede konserve gıdalar, turşular
  • Dondurulmuş gıda ürünleri (Sebzeler, köfte, soğan halkası gibi yiyecekler, dondurulmuş tatlılar, et ve beyaz et ürünleri, hamur işleri)
  • Ambalajlı bakliyat ürünleri, makarna, şeker
  • Paketli çiğ kırmızı et ve tavuk ürünleri
  • Sıvı yağ ürünleri, tereyağı, margarin
  • Salça, sirke
  • Dökme ve poşet çay ürünleri, granül kahve
  • Baharat çeşitleri, bulyonlar, hazır çorbalar ve mayonez, ketçap vb. sos ürünleri
  • Tatlı ve pasta malzemeleri
  • Çikolata, bisküvi, kek, gofret, kraker, şekerleme, cips ve tuzlu atıştırmalıklar
  • Kuruyemiş çeşitleri, helva, sütlü hazır tatlılar

 Besinler ne zaman ambalajlanmaya başladı

Besinlerin paketlenmesi tarihsel olarak hayli eskidir. Taş devrinden endüstri devrimine kadar önemli değişimler geçirerek günümüz teknolojisine kadar gelmektedir.

  • MÖ. 7000: Çömlek ve cam kaplar besin ambalajı olarak kullanıldı.
  • Ö. 1500’lü yıllarda bu uygulama büyük ölçeğe taşındı.
  • 1800: Fransız ordusu için raf ömrü uzatılmış besinlere gerek duyuldu. Nicolas Appert, cam şişelere koyduğu besinlere ısıl işlem uyguladı ve konserve yapma işlemi başladı. Daha sonraları bu uygulama metal konserveler şekline dönüştü.
  • 1870: Karton ve oluklu karton ürünleri kullanılmaya başladı.
  • 1880: İlk kahvaltılık gevrek ambalajlandı.
  • 1890: William Painter, cam şişeler için taç şişe kapağının patentini aldı.
  • 1939 – 1945: Selüloz nitrat, stiren ve vinil klor gibi plastik ambalaj üretiminde kullanılan malzemeler 1800’lü yıllarda keşfedilmiş olsa da plastik ambalajlar 2. Dünya Savaşı sırasında kullanılmaya başlandı.
  • 1960: Tetra Brik aseptik karton ambalaj ile çek- aç kapaklı teneke kutulardaki konserveler hayatımıza girdi.
  • 1970: Perakende ve imalat endüstrisinde barkod sistemi uygulamaya başladı. PET plastik şişe teknolojisi uygulanmaya başladı.
  • 1990: Gıda ambalajları üzerine dijital baskı uygulaması yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı.

Paketli gıda alırken nelere dikkat edilmeli?

Besin ambalajı, besini korumasının yanı sıra tüketicinin bilmesi gereken tüm önemli bilgileri de gösterir. İyi bir tüketici besin etiket bilgilerine dikkat etmelidir. Besin Etiketinde neler okunmalıdır?

  • Ürünün adı ve tanımı: Marka adının haricinde, her ürünün mevzuata göre bir tanımı vardır. Örneğin kaşar peyniri ve krem peynir; meyve suyu ve meyve nektarı farklı ürünlerdir.
  • Ürünün miktarı: Gıdalardaki fiyat artışının çok fazla olduğu bu dönemde, ürünün fiyatı kadar içerdiği miktar da önemlidir. Gıda fiyatları, miktardan bağımsız değerlendirilmemelidir. 250 gramlık bir ürün ile 225 gramlık ürün arasında %10 fark söz konusudur. Bu nedenler alışverişlerinizde miktar her zaman kontrol edilmelidir.
  • Ürünün içindekiler: Karmaşık ve yabancı gelebilecek kelimeler olsa bile incelenmesinde yarar vardır.
  • Besin değerleri: Kanuni yükümlülük nedeniyle paketlenmiş besinlerde karbonhidrat, yağ, protein, tuz, şeker, kalori gibi beslenme açısından temel nitelikteki ögeler yazmaktadır. Bunun yanı sıra besinsel lif, eklenen şeker ve früktoz, doymuş yağ, doymamış yağ bilgileri belirtilmektedir.
  • Son kullanma tarihi: En önemli bilgilerden birisidir. Son kullanma tarihi ve alacağınız besinin miktarını, tüketim sıklığınızı da dikkate alarak değerlendirmelisiniz. Bu şekilde besin israfının önüne geçebilirsiniz. Son kullanma tarihi yakın bir ürünü alırken, miktarına da bakarak son kullanma tarihi gelmeden tamamını tüketip tüketemeyeceğinizi değerlendirebilirsiniz.

 Neden ambalaj yapıyoruz?

 Gıda paketleri ve ambalaj üzerindeki etiketlerin birçok işlevi ve faydası vardır. Gıdaların ambalajlanması en başta ürünü korur, tüketicilerin gıda ürünlerine en iyi, sağlıklı ve besleyici haliyle ulaşabilmesini sağlar, gıda zehirlenmelerinin önüne geçer.

Öte yandan gıdaların kayıtlı, devlet kurumları ve bağımsız kuruluşlar tarafından denetlenebilir olmasını sağlar. Ambalaj, bir markanın ve firmanın o ürünle ilgili tüm sorumluluğu alması anlamına da gelir.

Üreticiler için adil bir rekabet ortamı sağlarken, tüketiciler için ürünlerin standart hale gelmesini, denetimden geçerek sofraya ulaşmasını sağlar. Ayrıca israfı azaltarak ürünlerin kaybını engeller, israf nedeniyle yaşanacak maliyet artışlarının önüne geçer.

Paketli besinler zararlı mı?

Hiçbir besin, paketlendiği veya ambalajlı olarak satıldığı için zararlı hale gelmez. Ambalaj, bir ürünün olduğu gibi kalmasını sağlamak, dış etkenlerden korumak için kullanılan bir araçtır.

Beslenmede esas olan ölçülü olmak, sağlıklı beslenme prensiplerine uymak, dengeli ve çeşitli beslenmektir.

Ambalajlı besinler, açıkta satılan besinlerin aksine denetlenmekte, üreticisi bilinmekte, yasalarla belirlenen koşullara uygunluğu denetlenebilmektedir. Ancak bazı besinlerin içeriğinde bulunan nitrat, nitrit, tuz ve benzeri koruyucu gıda katkı maddelerinin fazlası insan sağlığına zarar verir. Bu ürünlerin aşırı tüketimini engellemek adına dikkatli olunmalıdır. Salam, sosis, sucuk, pastırma, kek, kurabiye, bisküvi, ketçap, mayonez gibi pek çok ürünün dikkatli tüketilmesi önerimizdir. Pişmiş yemek olarak satılan ürünlerdeki ve dondurulmuş besinlerdeki soğuk zincirin bozulmamasına çok özen gösterilmelidir.

Önemli not: Evde yapabileceğiniz bazı ürünleri lütfen evlerinizde yapmaya çalışın. Ailenize ve özellikle çocuklarınıza meyve sularını, yoğurt, salça, tarhana, dondurulmuş sebzeleri kısa sürede yapabilirsiniz. Onlar için bu emeğe değer.

Devamını Oku

Gıda zehirlenmelerine dikkat!

Gıda zehirlenmelerine dikkat!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeterli gıdaya ulaşamayan toplumlarda açlık büyük sorun olurken gıda yetmezliğine bağlı hastalıklar hızla artıyor. Özellikle çocuklar ve kadınlar bu durumdan en çok etkilenen grup olarak tanımlanabilir. Geriye dönüşü olmayan hasarlar bireyi, aileyi ve toplumu derinden etkiler. Yanlış ve aşırı beslenmeye bağlı olarak da ortaya çıkan hastalıklarda önemli bir problemdir. Temiz olmayan, sağlığa uygun koşullarda hazırlanmayan, saklanmayan, hile ile üretilen besinlerden zarar gören kişilerin sayısı önemsenecek düzeydedir. Hepimizin bildiği gıda zehirlenmeleri insan hayatını tehlikeli biçimde etkilemektedir. Özellikle toplu beslenme yapılan kurumlardaki gıda zehirlenmeleri büyük kayıplara neden olur.

Gıdayı tüketen kişilerin sağlıklı gıdaya ulaşması ve tüketimi, yasalarla güvence altına alınmıştır. Türkiye’de tüketicinin devlet tarafından korunması ilk defa 1970 yıllarda Tüketici Sorunları Seminerleri ile başlamıştır.  1971 de çeşitli yasa tasarıları hazırlanmış ve 1982 anayasası 192. maddesi ile yasal bir zemine oturtulmuştur. Bu bağlamda 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun yapılmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu kanuna göre:

‘’Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standartında tespit edilen nitelik ve /veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.’’

Ayıbın Türleri:

  1. Maddi Ayıp: Bozulmuş gıda olması,
  2. Ekonomik Ayıp: Malın raf ömründen daha kısa sürede bozulması
  3. Hukuki Ayıp: Satılan malın mevzuata uygun olmaması
  4. Açık Ayıp
  5. Gizli Ayıp

Satın alınan malın ayıplı olması halinde tüketicinin yasal haklarını kullanması gerekir. Bu haklarını bilmesi önemlidir. Bilinçli tüketici olmak da budur.

İletişim, ulaşım ve pazarlama yöntemlerinin gelişmesi ile dünyanın bir yerinde üretilen herhangi bir gıda dünyanın herhangi bir yerinde tüketilebilmektedir. Bunu yakından yaşayan bir kişi olarak söylüyorum.  Türkiye’de üretilen çay, zeytin, turşu, reçel, helva, bulgur, pirinç, makarna, mercimek, peynir, baklava, su böreği ve simit gibi pek çok gıdayı Kaliforniya’da uluslararası marketlerde kolayca bulabiliyorum. Bununla gurur duyuyorum. Burada en temel olgu, besin kalitesinin standartlara ve sağlığı uygun olacak şekilde hazırlanmış, paketlenmiş, etiketlemesi yapılmış ürünler olması ve yerli yabancı pek çok kişinin ulaşabileceği pazara ulaşılmasıdır. Üründeki istenilen niteliklerin sürdürülebilirliği de diğer bir önemli başlıktır.

Bir ülkenin vatandaşlarına veya dünya vatandaşlarına yapacağı en büyük kötülük onun sağlam, sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlayamamasıdır. Günümüz dünyası hızla, açlık denilen boşluğa doğru itiliyor. Bilinçli tüketici olmanın önemi burada bir kez daha önem kazanıyor. Elimizdeki var olan besinleri doğru kullanalım, ziyan etme gibi bir lüksümüzün olmadığını iyi bilelim.

Sağlıklı günler

Devamını Oku

Gıda fiyatlarının artışından kimler sorumlu?

Gıda fiyatlarının artışından kimler sorumlu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yaz, pandemi nedeniyle uzun süre ayrı kaldığım vatanıma, Türkiye’ye geldim. Vatana kavuşmak bambaşka bir heyecan ve mutluluk benim için. İlk günlerin yol yorgunluğu ve alışma sonrası çarşı/ pazar gezme zamanı geldi.  Fiyatlardaki değişiklikler tam anlamıyla dudak uçuklatacak cinstendi. Ev fiyatları, kiralar, araba fiyatları, akaryakıt, elektrik, su, doğalgaz ve tabii en önemlisi gıda fiyatları beni şaşkına çevirdi.  Türkiye’deki enflasyonu, politik gelişmeleri takip etmeme karşın bu şaşkınlığım uzun süre devam etti. Sonra araştırmaya ve çeşitli kaynakları okumaya baladım. Halkın ekonomik yetmezliği ve ülkenin açlığa doğru gidişini görmek çok can yakıcıydı. Evet, dünyada da ekonomik, sosyal, iklimsel krizler var. İklim değişikliği ile insanlığın sürüklendiği kıtlık göz ardı edilecek gibi değil ama çözüm arayışları da var. Bilim insanları yapay et, süt ve süt ürünleri üretme çabasında. Atmosferde oluşacak bozulmaların neye mal olacağını biliyorlar ve ona göre planlamalar yapıyorlar.

Türkiye’nin durumu farklı. Türkiye gibi tarımsal üretim potansiyeli çok yüksek, ihracat pazarlarına yakın olan bir ülkenin tarımdan zenginlik üretmek yerine, kendi ihtiyacını bile karşılayamaz duruma getirilmesi uygulanan ‘’yanlış politikaların sonucudur’’ fikrimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Fiyat artışlarının gerçek nedeni olan yanlış tarım ve hayvancılık politikalarını düzeltmek yerine bütün bu yanlışların sonucu olan etiketteki fiyatları baskıyla düşürmeye çalışmak anlaşılır gibi değil. Nedenler ortadan kaldırılmadıkça baskıyla, denetimle, suçlamayla fiyatların düşürülemeyeceğini kim olsa bilir.

Tarım ve gıda ürünlerinin üretilmesi için tohum, fide, fidan, gübre, ilaç, işçilik, mazot, traktör, hasat makinası, su, enerji gibi birçok giderin olduğunu biliyoruz. Çiftçi, bu gereksinmeleri karşılayamazsa üretim yapamaz. Elde ettiği ürünü satarak yaptığı masrafı karşılayacak ve geçimini sağlayarak üretimi sürdürebilecek bir gelir elde etmek ister. Bunu yapamazsa zarar eder ve üretim yapmaktan vazgeçer. Çeşitli kaynakları inceleyerek ulaştığım sonuçları aşağıda sizlerin dikkatlerine sunuyorum.

  • Gübre fiyatlarındaki son bir yıllık artış, 2020 Ağustos- 2021Ağustos döneminde yaklaşık olarak % 91-142 oranında.
  1. Hammaddesi doğalgaz olan azotlu gübrelerde dünyada yaşanan doğalgaz krizi nedeniyle günlük, hatta anlık zamlar yapılıyor.
  2. Kimyasal gübreüretiminde kullanılan ana hammaddeler Türkiye’de yok. Doğalgazfosfat, potasyumu ithal ediliyor. Gübre imalatında kullanılan amon­yaknitrik asitsülfürik asit ve fosforik asit de ithalatla karşılanıyor. Böyle olunca bu hammaddelerin fiyatı arttıkça gübre zamlanıyor. Yetmiyor, döviz kuru yani dolar, Euro arttıkça yine zamlanıyor.
  3. Çiftçinin kullandığı tohumlukların fiyatları 2020 – 2021 Ağustos döneminde ortalama % 20-25 oranında artış göstermiş.
  4. Tarım Bakanlığı verilerine göre 2019 yılında mazotun litresinin yıllık artış oranı %19,64 olarak açıklanmış. Şimdilerde durum daha da vahim.
  5. Hayvancılıkta durum farklı mı? Değil. Yem hammaddelerinin %50’den fazlası ithalatla karşılanıyor. Üreticinin hayvanına yedireceği yeme parası yetmiyor. Saman bile ithal ediliyor.
  6. Zeytin, fıstık çamı, badem, ceviz, tıbbi aromatik bitkiler ve bağ alanları için farklı arazi kiraları uygulanıyor. Bu kiralarla çiftçinin para kazanması neredeyse mümkün olmuyor.
  7. Sulama amaçlı kullanılan elektrik fiyatı en çok artan ve çiftçiyi en çok zorlayan giderler arasında. Bölgelere göre değişmekle birlikte elektrik faturaları son 1 yılda yaklaşık % 80-90 oranında zam almış.
  8. Bu koşullarda çiftçi tarımsal üretimi büyük oranda borçla yapıyor. Bankaya, tohum bayisine, gübre ve ilaç bayisine, tefeciye borçlanıyor. Çiftçinin toplam borcu milyarları aşmış durumda. Finansman maliyeti önemli bir sorun olduğu apaçık ortada.
  9. Yanlış dış ticaret politikası, ithalata dayalı tarım politikası nedeniyle fiyat artışı gerekçe gösterilerek hemen hemen birçok ürün ithal ediliyor. Çok sıklıkla gümrük vergileri sıfırlanıyor. Tahıl, bakliyat başta olmak üzere birçok üründe yılın 12 ayı sıfır gümrükle ithalat yapabiliyor. Bu cezalandırma politikası çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor, üretim azalınca fiyatlar artıyor.
  10. Kuraklık bu yıl özellikle tahıl ve bakliyatta üretiminde düşüşlere neden olmuş. Diğer ürünlerde verimi olumsuz etkiledi. Fiyat artışında kuraklık, sel, dolu, don, aşırı sıcak gibi iklime bağlı doğal afetlerin de etkisi çok fazla. Buna karşılık çiftçiye verilecek destek çok az ve niteliksiz.
  11. Ürünlerin üretim bölgesinden tüketim bölgesine taşınmasındaki taşıma maliyetleri, köprü, yol ücretleri ve diğer vergiler maliyeti ve fiyatı artıran önemli bir neden olarak görünüyor.

Kısacası, gıda fiyatlarının artmasında tek bir neden yok. En önemli neden yanlış ekonomi, tarım, hayvancılık ve dış ticaret politikası. Çiftçinin masrafları artarken ürünün fiyatı aynı oranda artmadığı için çiftçi zarar ediyor. Zarar eden çiftçi üretimi azaltıyor veya tamamen çekiliyor. Üretim azalınca fiyat artıyor. Suçluyu başka yerde aramaya gerek yok. Temel neden yanlış politikalar.

Devamını Oku

Sıcak dalgaları, fırtınalar, su taşkınları…

Sıcak dalgaları, fırtınalar, su taşkınları…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan aktiviteleri eski çağlardan itibaren çevreyi etkilemiştir. Başlangıçta bu etki göreceli olarak küçük olmuş ve çevre bu etkiyi kendi doğal mekanizması içerisinde eritmiştir. Günümüzde hızla artan nüfusunun çevreye olumsuz etkisi açık olarak gözlenmektedir. Birincisi bu kadar çok insanın beslenebilmesi için tarımsal ve hayvansal üretim daha arttırılmaya çalışılmaktadır. Bu amaçla insan eliyle yapılan pek çok ilaç, kimyasallar, tarımsal malzemeler, toprağın, havanın ve suyun kullanılmasını bozmakta ve doğayı harap etmektedir. Son yıllarda zarar veren bu etkenlerin etkisi çok yüksek seviyelere ulaşmıştır. Görülmemiş fırtınalar, sıcaklık değişimleri, seller, mevsimsiz yağışlar, hortumlar dünyayı kasıp kavurmakta.

Gelişen teknolojinin yarattığı yeni sorunlar, çevreyi daha olumsuz etkilemekte ve çevrenin doğal olarak kendini koruma kapasitesini aşmaktadır. Sanayi devriminin ilk yıllarından başlayarak, atmosferdeki sera gazları bileşeni artmaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu kirlenme devam ettikçe dünyanın ortalama sıcaklığı artacaktır. Küresel iklim değişikliği ve küresel çevre etkileşimi ile atmosferde, Ultraviole (UV B) radyasyonu yükselmekte, stratosferik ozon azalmakta ve atmosferdeki sera gazı miktarları yükselmektedir.

İklim değişikliği oluşumu ve etkilerini aşağıdaki gibi toparlayabiliriz:

A-İklim Değişikliği etkileri:

  1. Sıcaklık yükselmesi
  2. Deniz seviyesi yükselmesi
  3. Yağış Değişimi
  4. Kuraklık ve Seller

B-Doğal Sistemlerin İnsana Etkisi:

  1. Besin ve Su Kaynakları
  2. Ekosistem ve Biyo-çeşitlilik
  3. İnsan Yerleşimi
  4. İnsan Sağlığı

C-Sosyoekonomik Değişmeler

  1. Ekonomik Büyüme
  2. Nüfus Artışı
  3. Teknoloji
  4. Yönetim

D-Emisyon ve Konsantrasyon

  1. Sera gazları
  2. Aerosoller

1990 yılında Uluslararası İklim değişikliği konferansı toplantısında hazırlanan raporlarda ülkelere bu konu ile ilgili tavsiyelerde bulunulmuştur.

  1. Dünyanın ortalama sıcaklığı 2030 yılına kadar 3°C yükselecektir. (1.5°C- 4.5 °C arasında)
  2. Sıcaklık yükselmesi kuzey yarım kürenin yüksek enlemlerinde daha belirgin olacaktır.
  3. Okyanus sıcaklıklarının artmasıyla buzullar eriyecek ve önümüzdeki yüzyılın ortalarına doğru deniz yüksekliği 10–32cm yükselecektir.
  4. Hava olayların da sert değişimler görülecektir. Sıcak dalgaları, fırtınalar, su taşkınları ki günümüz dünyasında bunları sıklıkla görüyoruz.
  5. Yıl içerisinde iklim değişimi düzensizleşecek, bazı durumlarda kış aylarında çok düşük sıcaklıklar veya yazın kavurucu sıcaklar görülecektir.
  6. 2050 yılına kadar UV B radyasyonun %20-%25 artması beklenmektedir. Bu değişim enlemlere göre farklılık gösterecektir.

İklim değişikliğinin insan topluluklarına ve insan sağlığına etkileri ciddiyetle ele alınması gereken bir konu olarak gündeme gelmektedir.

Hastalıklar ve yaşam beklentileri ile ilgili özel projeler yapmak için yeterli veriler yoktur. Ancak iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerinde etkilerini araştırırken yaş, cinsiyet, temizlik koşulları, sosyoekonomik durum, cilt yapısı, nüfus yapısı ve dağılımının dikkate alınması gerekmektedir.

İklim değişikliğinin insan sağlığına etkileri ile ilgili belirleyici etkileri genel olarak şunlardır:

  • Yaş: İshal ve yetersiz beslenme ile bebek ölümleri
  • Hijyen, sosyoekonomik durum: Su ile bulaşan hastalıklar, yetersiz beslenme
  • Deri yapısı: Deri kanseri riski
  • Sağlık durumu: Kalp damar hastalıklarına duyarlılıklar

Aynı şekilde, coğrafi olarak risk bölgelerinde nüfus dağılımı, tarım alanların korunması, beslenme ve sosyoekonomik durum dikkate alınmalıdır.

İklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması veya insanların bu değişime uyum yapabilmesi, oturulan çevre, ev ve ekonomik durumla yakından ilgilidir. Yoksul bölgelerde yaşayan insanların veya yeterli ekonomik olanaklara sahip olmayan insanların iklim değişikliğine uyumu daha güç olmaktadır.

Su ve besin kalitesi, tarım, enfeksiyon hastalıkları iklim değişikliğinden etkilenmektedir.

Kırsal kesimlerden şehirlere göç, şehirleşme, teknoloji, endüstri, toprak kullanım alışkanlıklarının değişmesi iklim değişikliğini hızlandırmaktadır.

İklim değişikliği etkilerine bağlı olarak artan bazı doğal afetler, kasırga ve taşkınlar büyük göçlere yol açmaktadır. Deniz seviyesindeki olası yükselmeler bu göçü daha da etkileyecektir.

İnsanlık tarihi insan hataları ile doludur. Çağımızın insan hataları görüldüğü gibi doğanın yok edilmesi ve insan neslinin çok zarar görmesi ile sonuçlanacağa benziyor. Tarımda yapılan değişiklikler ve verimi artırma çabaları tarım ilaçlarının aşırı ve yanlış kullanılmasını doğurmuştur. Biyolojik mücadele kimyasal mücadeleye dönmüştür. Bu toprağın, suyun ve havanın kirlenmesini getirdi.

Sanayinin gelişimi hayatımızı kolaylaştırdı ancak elektrik, gaz, fosil yakıt gibi enerji kaynaklarının kullanımını artırdı. Petrol ve petrol ürünleri hayatımızın önemli bölümünü işgal etti.

Arabasız bir hayat kimsenin katlanamayacağı boyuta ulaştı. Hızlı ulaşım global dünyanın olmazsa olmazı haline geldi.

Ev atıkları, bireysel dikkatsizliklerimiz ve eğitim eksikliği bu olanların üzerine tuz- biber ekmektedir.

Teknoloji devrimi ile iletişim çağı güç kazandı ama yan etkilerini henüz tam olarak bilemiyoruz. Radyo aktif maddelerin insan hayatına ve çevreye etkisi işin başka bir boyutu.

Sonuç olarak: İnsan mutluluğunu hedeflerken insan sağlığına zarar mı veriyoruz acaba? 

 

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.