22 Eylül 2023 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

1xbetbetpasmariobet
a
en iyi rulet siteleri
Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

26 Haziran 2023 Pazartesi

İkinci beyin sindirim sistemimiz ne mesaj veriyor?

İkinci beyin sindirim sistemimiz ne mesaj veriyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumdaki bireylerin büyük bir bölümü nedeni bilinmeyen mide ve bağırsak şikayetine sahiptir.  Oysa ikinci beyin diye yorumlanan sindirim sistemi kanalı pek çok sorunun dışa vurulmasında en önemli belirteçtir. Düz bir şekilde gerildiğinde 9 metrelik akıllara durgunluk veren bir uzunluğa sahip olan sindirim sisteminiz, yemeklerinizi, içeceklerinizi ve atıştırmalıklarınızı vücudunuzu besleyen moleküllere dönüştürür.  Sindirim ve emilim vücudun temel gereksinmelerinin karşılanmasıdır.

Sindirim sisteminiz sorunsuz çalışırken, bir sağlık sorunu olmadığı sürece, üzerinde pek düşünmeyiz. Sorun bir kez başladığında, bağırsaklarınız gıcırdayan bir tekerlek gibi sesler çıkardığında aniden dikkatinizi o tarafa yönelir. Hassas (Sensitive) bağırsak, sindirim sistemi rahatsızlığının ana kaynağıdır. Hassas bağırsak sendromu, gastrik reflü, mide ağrısı, yanması, ülserasyon, kabızlık, ishal ve aşırı gaz şikayetleri sindirim sisteminde bir sorun olduğunu gösterir.  Ayrıca, duygusal stres ve kaygının mide-bağırsak rahatsızlıklarına nasıl yol açabileceğini açıklayan bilimsel çalışmalar vardır.

Miden iyi değil, ekşime, yanma, bulantı var ama yemek yeme ile ilgili. Bazen yemek sırasında bazen yarım saat kadar sonra bu rahatsızlık başlıyorsa, kendinizi şişkin ve tok hissediyorsanız veya yakıcı bir ağrınız olursa hatta bulantı ve kusma oluyorsa, buna “mide rahatsızlığı” veya “hazımsızlık” diyebilirsiniz. Yaygın testler bir nedeni belirleyemediğinde, sorunun fonksiyonel dispepsi (hazımsızlık) olduğu söylenir. Net bir tıbbi çözüm olmadığında diyet, egzersiz, alışkanlıklar, yeterli uyku ve stresi azaltmak sorunu çözmeye yardımcı olabilir.

Bunun için aşağıda sunacağım önerileri göz ardı etmeyin.

Doğru Beslenmeyi amaç haline getirin.

Semptomları tetikleyen yiyeceklerden kaçının. Yaygın suçlular kafein, çikolata, alkol, baharatlı, asidik veya yağlı yiyeceklerdir. Öğleden sonra kafein almaktan kaçının.

Daha küçük miktarlarda, daha sık yemek yiyin, böylece mideniz şişmez ve daha çabuk boşalabilir.

Yiyecekleri ağzınızda iyice, yavaş ve tamamen çiğneyin.

Hızlı yemek yeme, sakız çiğneme, gazlı içecekler içme ve sigara içme gibi fazla havanın yutulmasına neden olan eylemlerden kaçının.

Yemek yedikten sonra iki saat içinde yatmayın.

Kilonuzu kontrol altında tutun. Aşırı kilo gibi aşırı zayıflıkta sorun yaratabilir.

Stresi azaltın. Gevşeme terapileri dahil olmak üzere stres azaltma tekniklerini kullanın.

Egzersiz yapmak, genel sağlığınız için iyi olmasının yanı sıra, kanıtlanmış bir stres azaltma durumudur.

Yorgunluğu azaltın, yeterince vücudunuzu dinlendirin.

Uyku saatlerinizi düzenli tutun. Her gün aynı saatlerde yatın ve kalkın.

Egzersiz yapmak

Seans başına 20 ila 40 dakika boyunca haftada üç ila beş kez aerobik egzersiz yapın. Yürüyüş her zaman yapılabilecek yaşa ve zamana uygun bir egzersizdir. Yürüyün.

Yemekten hemen sonra egzersiz yapmayın. Bir saat sonra yapılan egzersiz kan şekerinin düzenlenmesinde de çok önemlidir.

Sonuç olarak, sağlığın korunması ve yaşamın sürdürülmesi sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile dengelenebilir.

Devamını Oku

Yetersiz beslenme gerçekte ne demek?

Yetersiz beslenme gerçekte ne demek?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de 6 Haziran Diyetisyenler Günü olarak kutlanmaktadır. İlk Beslenme ve Diyetetik bölümü, benim de mezunu olduğum bu okul, 1962 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde kurulmuştur. Bölüm ilk mezunlarını 6 Haziran 1966 tarihinde vermiştir. Okulumuzun onuncu yaşında, 1976 yılında ben de bu harika eğitim kurumundan mezun oldum. Mezuniyetin yirminci yılı olan 1986’dan beri, geleneksel olarak 6 Haziran Diyetisyenler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu zorlu mesleğin sahipleri olan diyetisyenleri, onurlandırmak ve onları anımsamak için önemli bir tarihtir.

Diyetisyenler Günü her ilimizde aynı tarihlerde çeşitli etkinliklerle kutlanır. Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir ilke olduğunun bilindiği günümüzde, bu konuda toplumu bilinçlendirme görevi ve anlayışı, diyetisyenlere önemli bir sorumluluk yüklemiştir.

Yapılan pek çok araştırmaya göre dünyada her 5 ölümden 1’i yetersiz beslenme ile ilişkilendiriliyor. Yetersiz beslenme denildiğinde; gıdaya erişim sıkıntısı çeken, düşük gelirli, çatışmaların ve savaşların gölgesinde yaşayan kitleler akla gelebilir. Ancak küresel anlamda sorun daha da geniş kapsamlıdır. Eğitim eksikliği, medyadan alınan yanlış bilgiler de önemli yer tutar.

 Yetersiz beslenme nedir?

Tanımlanan 5 temel besin grubundan 2 veya 3’nun eksik ya da az tüketilmesi yetersiz beslenmeyi tanımlar.

  1. Süt ve türevleri: Yoğurt, kefir, peynir, ayran vb.
  2. Et, tavuk, balık, kurubaklagiller
  3. Sebzeler ve meyveler,
  4. Tam tahıllar, ekmek, bulgur, makarna, vb.
  5. Sert kabuklu yağlı tohumlar, katı ve sıvı yağlar

İşlenmiş et ürünleri, NBS (Nişasta Bazlı Seker) trans yağ asidi içeren yağlar, paketlenmiş hazır gıdalar da yetersiz beslenmenin diğer ayağını oluşturur.

Bu sorunlar sadece gelir düzeyi düşük, gıdaya ulaşamayan kesim için değil refah düzeyi yüksek gruplar için de sorun olarak ortaya çıkmaktadır. ABD hazır paketlenmiş gıda tüketimi ile kötü beslenmenin en iyi örneğidir. Yapılan son araştırmalar, yüksek oranda sodyum, düşük miktarda tam tahıl ve düşük miktarda meyve içeren bir beslenme tarzının, küresel anlamda yetersiz beslenmeye bağlı ölümlerin yarısından fazlasına neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu ölümlerin klinik nedenleri arasında ise kalp ve damar hastalıkları, kanser ve tip2 Diyabet ilk sırayı alıyor.

Diyetisyenler sağlık çalışanı mı?

Diyetisyenler, bireyler bazında ve toplumsal düzeyde beslenmeye bağlı sorunları ortaya koyan, bunları bilimsel bir bakış açısıyla değerlendiren ve tedavi eden, bu alanda eğitim almış ve uzmanlaşmış, Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren sağlık çalışanlarıdır.

Diyetisyenler önleyici bir yaklaşımla toplum sağlığının korunmasında en önemli göreve sahiptir.

Diyetisyenlik hizmetleri beş ana alana ayrılmaktadır:

  1. Eğitici Diyetisyen: Çoğunlukla eğitim ve spor odaklı kurumlarda bireysel olarak danışmanlık hizmeti veren diyetisyenler;
  2. Tedavici Diyetisyen: Çoğunlukla hastanelerde, hastaların gereksinimlerine uyacak beslenme programlarını ortaya koyarak bunların uygulanmasını takip eden diyetisyenler;
  3. Yönetici Diyetisyen: Okul, fabrika, banka, lokanta, otel, bakım evi gibi toplu beslenme yapılan kurum ve kuruluşlarda yemek yiyenlerin gereksinimlerine uygun içerikte gıdaların sunulmasını sağlayan diyetisyenler;
  4. Toplum Sağlığı Diyetisyeni: Kamu ve sağlık kurumlarında, bireysel ve toplumsal düzeyde hastalıkların önlenmesine yönelik olarak hazırlanan beslenme uygulamaları konusunda çalışan diyetisyenler.

Bunlar dışında,  gıda sanayisinde, spor ve sağlık kulüplerinde, gazete ve televizyon gibi medya platformlarında danışmanlık hizmeti vererek toplum sağlığına katkıda bulunmaktadırlar.

6 Haziran Diyetisyenler Günü kutlu olsun

 

Devamını Oku

Oruç tutarak zayıflamaya çalışmayın

Oruç tutarak zayıflamaya çalışmayın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her Ramazan ayı geldiğinde aynı sorulara ve sorunlara cevap vermek gereğini duyarım. Değiştirmeye çalışıp da bir türlü başaramadığımız bazı yanlış davranışlar üzerinde ısrarla açıklama yaparım. Pek çok meslektaşımda bunu yaparlar ve yapmayı sürdürüyorlar. Kimler oruç tutmamalı sorunu en başta gelen sorudur. Çocuklar, gebe ve emzikli kadınlar, süreğen hastalığı olan ve ilaç almak zorunda olan kişiler, yaşlıların oruç tutmamaları önerilir. Ek olarak şeker hastaları, metabolik bir hastalığı olanlar, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlar, yüksek tansiyonlu kişiler, kalp damar hastalığı sorunu olanlar bu gruba dahildir. Oruç tutmakta ısrar eden ve bunu yapmamayı yaşamın önemli bir eksikliği sayan kişilere ‘’siz bilirsiniz’’ demekten başka çare bırakmazlar. Vücut üzerine binen ekstra susuzluk ve açlık gibi yükün artması istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Konuyu sağlık bireylere getirmek istiyorum.
Sağlıklı bireyler oruç tutmaları halinde aşağıda sıralayacağımız önerilere kulak vermelerini öneriyorum.

1. Sıvı tüketimi:Gün içinde su içme olanağı olmayacağı için İftarla sahur arasında 2.5 litre su tüketin.
Vücudun su dengesi aynı zamanda asit-baz dengesini de içerir. İyi ayarlanmadığında vücudun susuz kalmasına bağlı metabolik işleyişte sorunlar ortaya çıkabilir. Örneğin kalbin iş yükünde artma, bayılma, kalp krizi ve ölüm gibi sağlık sorunları yaşanabilir. Sıvı tüketiminde gerçek gereksinme bildiğimiz sudur. Çay, kahve, meşrubatlar bunun dışında tutulmalıdır. Bunlarda sıvıdır ama içerdikleri maddeler ile su ile farklılıklar taşır. İçilecek su oda ısısında olmalı ve küçük miktarlarda sık aralıklarla tüketilmesi doğrudur. Susuzluğu tetikleyecek tuzlu, baharatlı besinlerden, asitli, şekerli içeceklerden uzak durmakta fayda vardır.

2. Beslenmenize dikkat edin:
Sahurda tüketilecek besinlerin seçiminde çok dikkatli olunmalıdır. Protein kalitesi yüksek, enerji değeri fazla olmayan, vitamin, mineral, antioksidan içeriği iyi olan besinleri tercih edebilirsiniz. Yumurta, peynir, yoğurt, tam tahıllı ekmek, sebze- meyve içeren bir menü gün içinde tokluk hissi yaratır ve besin dengenizi sağlar. Sıvı alımı esastı. Şeker ve şekerli besinler ile aşırı yağlı, tuzlu ve hamur işlerinden kendinizi koruyun.

İftar yemeklerinde de 5 temel besin grubunu içerecek menülere yönelin. Yoğurt, ayran veya cacık 1. grubu temsil eder. Ekmek veya pide, çorba çeşitleri veya pilav- makarna 2. grubu sağlar. Sebze-et kombinasyonlu yemekler (kıymalı ya da etli sebze yemekleri, dolmalar sarmalar), salatalar 3 ve 4. grubu temin eder. Yağ bu yemekler içinde alınır 5. gruptur. Düşük yağ tüketimi tercih edilmelidir. Kırmızı et ve sakatatlar yerine balık tüketmenin önemini biliyorsunuz. Öte yandan pişirme yöntemlerinde kızartma yerine haşlama, buğulama ve ızgara yönteminin tercih edilmesi sağlık açısından önemlidir.

Ramazan ve iftar sofralarının olmazsa olmazı sayılan hamur işleri, börek, çörek ve hamurlu-şerbetli tatlılardan uzak durulması, tuz tüketiminin en az düzeyde yapılması çok değerlidir.
İftar yemeklerinde yemek öncesi iftariyelik denilen şarküteri ürünleri (peynir, salam, sucuk, pastırma), ve tatlı (tahin pekmez, reçel, marmelat) tüketmeyiniz.

3. Fiziksel aktivitenizi önemseyin:
Oruç tutma sırasında hareketsiz kalmayın ve gün boyu yatak istirahatinde olmayın. Gündelik gerekli işlerinizi yapın. Buna ek olarak hafif yürüyüşler ve açık havada hafif egzersizler yapılması önerilir. Sıvı ve enerji kaybına neden olacak ağır aktivitelerden uzak kalmaya çalışılmalıdır. Yanlış zamanda yapılacak fiziksel aktivite susuz kalmış vücutta organlara olan olumsuz etkiyi artırıp çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Bayılma, halsizlik, uykuya eğilim, asabiyet ve hatta kalp krizlerine neden olabilir.
İftar yemeğinden 2-3 saat sonra 30-40 dakika kadar yürüyüş yapmak öneriler arasındadır. Yemekten hemen sonra üzerinize çöken halsizlik ile yatmanın sakıncalı olduğunu biliyorsunuz. İftardan ve sahurdan sonra böyle bir durumu yaşayabilirsiniz.
Sahur yemekleri de çok ağır olmamalı. Mide patlayıncaya kadar doldurulmamalıdır. Sahur yemeği sonrası yürüyüş yapmak neredeyse olanaksızdır ama iftar sonrası yürüyüş için zaman ayırın.

4. Uyku:
Sahura kalkmak vücudun alışık olduğu bir biyoritm değildir. Bu ritmin bozulması uykusuzluk sorunu olarak da gündeme gelir. Yeterli uyumama, beynin doğru karar alma mekanizması, hafıza, mantıksal düşünme gibi bilişsel fonksiyonlar açısından büyük önem taşımaktadır. Yeterli uyumama, hatalı kararlar almaya, sinirli olmaya, öfke patlamaları yaşamaya, baş ağrılarına ve stres yüklenmelerine neden olacaktır. Bu kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir etkendir. İftardan sonra sahura kadar en az 4 saat kesintisiz gece uykusu uyumak, sahurdan sonra birkaç saat daha uyumak, fırsat olursa gün içerisinde 20 dakikalık ufak bir uyku molası önerilmektedir.

Oruç tutmak dini bir görevi yerine getirmek için yapılır ve bir diyet modeli değildir. Oruç tutarak zayıflamaya çalışmak son derece yanlıştır. Sağlıklı beslenme, çeşitli besin gruplarını kullanarak uygun menüler oluşturmak ve öğünlere bölmek esasına dayanır. Oruç tutmanın temel fikrini anlayarak israfa kaçmamak ve var olanı paylaşmak çok değerlidir. Günümüzde Dünya’da ve ülkemizde gıda maddesine erişemeyen binlerce insan olduğunu hatırlayın ve dünya nimetlerini paylaşmayı önce kendinize sonra çevrenizdekilere öğütleyin.
Her şey paylaşınca güzel.

 

Devamını Oku

Uzun süren açlık ve susuzluktan sonra beslenme nasıl olmalı?

Uzun süren açlık ve susuzluktan sonra beslenme nasıl olmalı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşadığımız deprem felaketi hepimizi derinden etkiledi. Yüzbinlerle ifade edilen ölü, yaralı ve kayıplarımız ile büyük bir felaketi yaşadık ne yazık ki. Bebek, çocuk, genç, sporcu, kadın, erkek, anne, baba, evlat, dede, nene, torun, yeni evli çift binlerce, yüzbinlerce yurttaşımızı kaybettik. Acımız büyük. Yaralı, ağır yaralı, çeşitli uzuvlarını kaybetmiş yüzbinleri düşününce acımız daha da artıyor. Göçük altından çıkarılamayan kayıp insanlarımızı acısını nasıl anlatabiliriz?  Evini, işyerini, arabasını değerli eşyalarını kaybeden kişilerin psikolojisini hepimiz anlayabiliriz.

Ülkemiz önemli bir deprem kuşağı üzerindedir. Bu gerçeği bilip önlemlerini almazsak daha nice acıları yaşamak kader gibi yorumlanır. Sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Depremler enerji, iletişim, ulaşım, içme suyu ve kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerini bozan doğal afettir. Bu afetten yaralanan ve kurtulan kişilerin yaşamsal ihtiyaçları nasıl sağlanabilir? En başta da gıda ve su ihtiyacı nasıl sağlanır?

Göçük altından çıkarılan uzun süre beslenmemiş ve susuz kalmış kişilerin nasıl beslenmesi gerektiğini yazmak istiyorum.  Yeniden beslenme sendromu (Refeeding Syndrome) dediğimiz uzun süren açlık sonrası veya uzun süre yetersiz beslenen kişilerde yaşanan sorundan mutlaka söz etmeliyiz. Bu yeniden yemek yenildiğinde metabolik bozukluklarla birlikte ortaya çıkan ve yaşamsal tehlike yaratan bir sendromdur.

Vücut aç kaldığında, açlığa uyum sağlar, metabolizması yiyeceğin enerjiye dönüştürmesi aşamasında sorun yaşar. Metabolik işlevleri etkileyen enzim ve hormonların aktivitesinde değişmeler oluşur. Yiyeceklerle alınan karbonhidratlar yerine, vücut kendi yağını ve kasını kullanma yolunu izler. Daha az enerji ile yaşamayı öğrenmiştir ve kontrollü beslenme yapılmazsa metabolizmada dengesizlik oluşur. Vücuttaki fizyolojik değişiklikler ile aritmi, bilinçte bozulma, koma, depresyon, kardiyak ve solunum problemlerine yol açabilir, ölümle sonuçlanabilecek olgular yaratır.

Bu nedenle uzun süre aç ve susuz kalan kişilerin sağlıklı bir şekilde beslenmesi için düşük enerjili sıvı gıda takviyesine başlanılır. Miktarı az ve sık olmalı, su ve yiyeceğin ısısı vücut ısısına en uygun derecede olmalıdır.

 Su tüketiminin yetersizliği dehidrasyon, kabızlık, yüksek tansiyon ve kalp damar hastalıkları gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle bebekler, gebeler, emzikliler ve yaşlılarda susuzluk ciddi sorunlara neden olur. En kısa sürede temiz su kaynağı sağlanması elzemdir. Yetersiz sıvı alımının bir nedeni de su hatlarının zarar görmesidir. Kullanılacak ve içilecek suların insan sağlığına uygun olması gerekir. Kanalizasyon suyu, kimyasal atık karışan sular fayda yerine büyük zarar verir.

Gıda güvencesi ve stokların güvenliği sağlandıktan sonra ihtiyacın düzenli olarak sağlanmasında bebekler, kadınlar ve yaşlılar öncelikli olmalı ve bu hiyerarşi doğal olarak halk tarafından sağlanmalıdır. Kişiler ihtiyacı kadar su ve gıda malzemesini alarak diğer kişilerinde yaşamda kalabilmesine fırsat vermelidir. Bunun en iyi örneğini Japonya’da yaşanan felaketlerde görmekteyiz. Dağıtım ve paylaşım medeni koşullarda yapılmalıdır.

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Amerika Kıtaları Sağlık Örgütü PAHO‘ya göre ilk aşamada beslenme konusunda risk altında olan nüfusa kişi başı haftalık 3-4 kg gıda verilmesinin garanti altına alınması gereklidir. Verilen gıdalar ilk etapta dengeli bir beslenme sağlamasa bile yeterli miktarda enerji içermesi önemlidir.

Ortalama olarak 1700 kal./gün enerji içeren gıda sağlanmasının kısa vadede yetersiz beslenme ve buna bağlı sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini biliyoruz.

Bu 1700 kalori enerjiyi sağlamak için 400 gram temel tahıl grubundan, 15 gram yağ ve 45 gram protein içeren besin sağlamak gerekir. Tahıl grubu için en iyi kaynak ekmek, kraker, bisküvi gibi kolay temin edilebilecek ve tüketilebilecek besinler seçilmelidir.  Şekerli içecekler, meyve suyu, limonata, çay da enerji sağlamak ve sıvı gereksinmesi açısından kullanılabilir. Konserve balık, et, ayran, yoğurt, kefir de iyi protein kaynağı olarak tercih edilmelidir.

İlerleyen günlerde enerji artırılıp 2100-2300 kal/gün olarak sağlanmalıdır. Karbonhidrat, yağ ve protein gereksinmesi buna göre hesaplanır.

Depremin ilk günlerinde temini kolay, bozulmaya karşı dayanıklı ve kalorisi yüksek besinler tercih edilmelidir.  Ekmek, bazlama, yufka, bisküvi, kraker gibi tahıl grubu gıdalar, peynir, yoğurt, ayran, kefir gibi protein kaynakları, zeytin, meyve suyu, konserve yiyecekler, çay önerilir. Buna sıcak bir çorba eklenmesi ise soğuk günler için çok değerlidir. Ceviz, badem, fındık, kuru meyveler, pestil de önereceğimiz besinlerdendir.

İlerleyen günlerde evinde yaşayamayan ve kendi yemeğini pişiremeyen depremzedelere pişirilmiş yiyeceklerin ulaştırılması gerekir. Gıda yardımları aile bazında ve günlük yerine haftalık süre için sağlanmalıdır. Evinde veya konteynır gibi yerlerde oturan kişiler yemeklerini kendileri pişirebilecek duruma geldiyse buna göre malzeme sağlanmalıdır.

Depremin etkisi depremzedelerde ve toplumda daha uzun süre devam edecektir. Depremzede yurttaşlarımızı yaşama bağlı tutabilmek için daha çok hizmet gerekli, yaraların sarılması zaman alacak. Sağ kalan ve yaralanan yurttaşlarımıza çeşitli eğitimlerin yanında beslenme eğitimi verilmesi son derece gerekli görünüyor. Türkiye’de tüm diyetisyenler seferber oldular, çok yoğun çalıştılar, onlara teşekkürlerimi sunuyorum, gurur duydum, bu eğitimi de vereceklerini inanıyorum.

 

Devamını Oku

Stresle başa çıkmak için beynimizi nasıl besleyeceğiz?

Stresle başa çıkmak için beynimizi nasıl besleyeceğiz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilim insanları, akıl sağlığı bozukluklarının artmasına bağlı olarak besin, beslenme ve zihinsel durum etkileşimini araştırıyorlar.

 Zihin (bilinç); düşünce, algılama, duygu, istek ve düşlemenin zeka ile kolektif oluşumunu içerir.

Vücut organları arasında en karmaşık en çok enerji gerektiren organ beyindir. Kesinlikle özel beslenmeye ihtiyacı var olduğu görüşü de giderek yaygınlık kazanıyor. The Economist dergisinin 2022 yılında yayınladığı bir makalesi bununla ilgili. Şimdi beslenme alanında yeni bir perde açılıyor: Beslenme Psikiyatrisi

İyi bir yemek yemenin kişinin ruh halini olumlu yönde etkilediğini biliyoruz. Bu zevkin bir kısmı anlıktır. Aşırı yemek sonrası kan şekerinde yükselme ile kişinin mutluluğu artar.  Çünkü beyinden endorfin (mutluluk hormonları gibi davranan kimyasallar) salınması artar.

Ama yemekten mutlu olmak dışında başka değişmeleri de bilmek gerekir.  Tavuk, hindi, et, balık, yumurta, süt, yoğurt gibi hayvansal protein kaynakları, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm amino asitleri içerir. Vücut birçok amino asidi kendi başına üretemez. Besinleri tüketerek onların vücuda alınması gerekir.

Mutluluk, zevk ve ödül duygularını kontrol eden bir nörotransmitter olan dopamin, ruh halini düzenlemeye yardımcı olan serotonin salgısının üretimi için tirozin ve triptofan gereklidir. Bunlar birer amino asittir.

Dopaminin başka bir nörotransmiter olan noradrenaline dönüştürülmesinde rol oynayan ve eksikliği depresyonla ilişkili görünen C vitaminine ihtiyaç duyar.  Bu vitaminin kaynakları ise narenciye, domates ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

Vücut kütlesinin yaklaşık %2’sini oluşturan yetişkin bir insan beyni, metabolik enerjinin %20’sini kullanır. Bu çalışmanın devamı için bir dizi vitamin ve mineral gereklidir. Beynin metabolik yollarının küçük bir bölümünde bile birçok temel besine ihtiyaç vardır. Triptofanın serotonine dönüşümü, B6 vitamini, demir, fosfor ve kalsiyum gerektirir.

Bazı diyetlerin beyin için iyi olduğu artık bilinmektedir. Araştırmalar, sebze, meyve, baklagiller ve kepekli tahıllar bakımından zengin, kırmızı ve işlenmiş etler ve doymuş yağlar açısından fakir olan “Akdeniz Diyetinin’’ önemine vurgu yapmaktadır. Akdeniz diyetine uygun beslenmenin felç, bilişsel bozukluk ve depresyon olasılığını azalttığı sonucu biliniyor. Polifenoller (antioksidanlar) açısından yüksek “çok renkli” bir Akdeniz diyetini inceleyen diğer yeni çalışmalar, yaşa bağlı beyin atrofisini azalttığını buldular. Bu Alzheimer için de bir açıklama demektir.

Bilim adamları, bu tür diyetlerin beyindeki inflamasyonu (iltihaplanmayı) azaltarak işe yarayabileceğini düşünüyorlar. Bu durum, öğrenme, hafıza ve ruh hali düzenlemesi ile ilişkilendirilerek yetişkinlerde yeni nöronların büyüdüğü hipokampus gibi alanların oluşumunu etkileyebileceği görüşündeler.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitleri (balık, ceviz, keten tohumu vb), antioksidantlar yani flavonoidler (çeşitli renklerdeki sebze ve meyvelerde bulunur), resveratrol (kırmızı üzümde bulunur) açısından zengin bir diyetle beslendikleri hayvanlarda olumlu sonuçlar alındığını gösteriyorlar. Nöron büyümesinin uyarılması ile inflamatuvar süreçlerin azaldığını söylüyorlar. Beyindeki iltihaplanmayı artıran aşırı işlenmiş, kızartılmış ve şekerli yiyecekleri düzenli olarak yiyenlerin depresyon gelişme riskini artırdığını öne süren araştırmalarla uyum bir görüş olduğunu görüyoruz.

Bugün pek çok bilim insanı, insanların yedikleri ile ruh sağlıkları arasında güçlü bir bağlantı olduğu fikrini savunmaktadırlar. Çalışmalar, B12 vitamini eksikliklerinin depresyona ve zayıf hafızaya neden olduğunu ve mani ve psikoz ile ilişkili olduğunu göstermiştir.

Düşük D vitamini seviyeleri, artan demans ve inme riskleri ile ilişkilidir ve nöro-gelişimsel bozukluklarla ilişkilendirilir. Yakın tarihli bir araştırma, B6 vitamininin şimdiye kadar önerilen  1.3 mg/gün dozu yerine 100 mg/gün yüksek dozda alınmasının kaygıyı azalttığını gösterdi. Geriatrik (yaşlı) hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada, bu kişilerin %40’ı alınması mutlak gerekli olan beş vitaminden yeterli almadığını, %20’sinde ise iki vitaminin eksik alındığını saptadılar.

Bir kişinin stresle başa çıkma kapasitesi, tek bir bakteri türü tarafından değiştirilebilir mi? İnsanların nasıl düşündüğünü ve hissettiğini etkileyebilir mi?

Yeni bir çalışma alanı da bu konuya odaklanıyor:

Bağırsaklardaki mikroorganizmaların önemini anlatan yeni yaklaşımlar değerli veriler olarak sunuluyor. Mikrobiyomun bir parçası olan psikobiyom ile bağırsak ve beyin arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar artıyor. Çeşitli bakteri, virüs ve mantarların ürettiği maddeler doğrudan kan dolaşımına karışabilir ve kan damarlarına sızabilir veya bağırsak ile beyni birbirine bağlayan vagus sinirini uyarabilir. Bağırsaktaki bakteriler, pek çok faydalı ürünün yanı sıra, tamamen diyetten geldiği düşünülen amino asit olan triptofanı da üretir.

Özellikle, yoğurtta ve fermente gıdalarda bulunan mikroorganizma türlerinin de kaygıyı azalttığı denemelerle gösterilmiş.

Çalışmalar, iki Bifidobacterium türünün ve bir Lactobacillus türünün stresi azalttığını gösteriyor. Mikropsuz fareler üzerinde yapılan bir denemede, oral dozlarda Bifidobacterium infantis verildiğinde anormal bir stres tepkisinin tersine çevrildiği görülmüş. Bu bulgular, yutulduğunda antidepresanlara veya anti-anksiyete ilaçlarına benzer etkilere sahip olabilen bakteriler olan “psikobiyotikler” kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Buradan anlıyoruz ki beden sağlığı gibi bilişsel sağlık içinde yeterli ve dengeli beslenmeye ihtiyacımız var. Bunu çeşitli besinleri kullanarak başarabiliriz. Bunun için tarım, hayvancılık ve deniz ürünlerinin daha fazla üretilebileceği reformlar yapılmalı ve herkes tarafından desteklenmelidir. Doğal besinlerin değerini anlamak için daha fazla geç kalmamak gerektiğini söylemek istiyorum. İyi bir diyet yerini hiç bir şey alamaz.

Hükümetler, üniversiteler ve sağlık sistemleri bu tür çalışmaların yürütülmesi için daha çok emek sarf etmeli, eğitimler yapılmalı ve ekonomik güç konulmalıdır.

Devamını Oku


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.