25 Haziran 2024 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

1xbetbetpasmariobet
a
en iyi rulet siteleri
Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

Yrd. Doç. Dr. Dyt. Esin Şeker

19 Mart 2024 Salı

Sağlıklı beslenmenin ekonomik yükü ağırlaştı

Sağlıklı beslenmenin ekonomik yükü ağırlaştı
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumların sağlığını etkileyen obezite ile mücadelenin başarısızlığını hem Dünyada hem de ülkemizde görüyoruz. Obezitenin yoksullar arasında giderek arttığına yapılan araştırmalar gösteriyor.

Peki nedenleri neler olabilir?

Çalışma koşullarının giderek ağırlaştığı, yeteri dinlenmeye olanak sağlamaması, sağlıklı beslenmenin ekonomik yükünün ağırlaşması, yeterli beslenme için gerekli besin maddelerinin sağlıklı olamaması toplumu kötü beslenmeye doğru hızla itiyor. Kişiler daha kolay ulaşabildiği yüksek kalorili ama besin değeri anlamsız, işlenmiş ve sağlıksız gıdalar yönelerek kısa zaman içerisinde tüketmeye tercih ediyor.

Yapılan son araştırmalara göre, tüm dünyada bir milyarı aşan obez insan olduğu söyleniyor. 1980’lerden bu yana 70’ten fazla ülkede obezite oranlarının en az iki katına çıktığı ve son 30 yılda çocuklar ve ergenlerdeki obezite oranının 2-4 katına yükseldiği bildiriliyor. TÜİK’in verilerine göre de nüfusun %20’den fazlasının obez olarak açıklandı.

 Obezite nedir?

Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre, vücutta aşırı yağ birikimidir. Obeziteyi tanımlama kriterleri çeşitli olmakla birlikte, Beden Kütle İndeksi (BKİ), Bel/Kalça oranı ya da Vücut Yağ Yüzdesi ölçümleri sık kullanılan yöntemlerdir.

Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezite, dünyada da hızla artmakta ve “küresel salgın” haline gelmektedir.

Aşırı kilonun hastalık ve ölümle ilişkisi eski yıllardan beri bilinmektedir. Dünyada başlıca ölüm nedeni olarak gösterilen kardiyovasküler sistem hastalıklarının önemli nedenlerinden biri de obezitedir. Aynı zamanda obezite; tip 2 diyabet, hipertansiyon, inme, kanser, iskelet sistemi hastalıklarına da neden olabilmektedir.

Tüm dünyada obezite ile mücadeleye bakış açısı daha çok tedavi odaklı ve bireysel sorumluluklar üzerinden kurulmuştur, ülkemizde de durum aynıdır.

Sağlıklı beslenmenin ekonomik yükü ağırlaştı

Obezitede, son 40 senede ki bu hızlı artışta, değişen dünya ve toplum düzeninin etkisi büyüktür. Özellikle kapitalist ülkelerde, tarımı ve hayvancılığı yok edilmiş dışa bağımlı yoksul ülkelerde, obezite oranı yoksullar arasında giderek artmaktadır.  Boş kalori kaynaklı besinlerin ucuz olarak sunulması, karbonhidrat odaklı beslenme kültürünün yerleştirilmesi, sınıfsal eşitsizlikler ve sömürünün her alanda yaygınlaşması, çalışmak zorunda olan insanların çalışma koşullarının gittikçe kötüleşmesi ve yaşam tarzlarının düzensizleşmesiyle dengesiz beslenmeleri obezitenin yaygınlaşmasında önemlidir. Çalışma koşullarının kötülüğü, sağlıklı beslenmenin ekonomik açıdan maliyetinin çok artması, sağlıklı gıdaya ulaşmanın neredeyse imkansızlaştığı toplumlarda kötü beslenme ve dolayısıyla obezite artmaktadır.

Toplum daha kolay ulaşabildiği fazla kalorili, işlenmiş ve sağlıksız gıdaları kısa zaman içerisinde tüketmeye yönelmektedir. Yanı sıra tüketmeye dayalı yaşam, fiziksel aktivite azlığı, ekran başında geçen sürenin gittikçe artışı da obeziteyle yakından ilişkilidir.

Sonuç olarak:

Dünyanın en büyük sağlık sorunlarından biri olan obezite ciddiye alınmalıdır. Türkiye ve tüm dünyada bu zamana kadar başarısızlık getiren mücadele tarzındaki bakış açısı yeniden değerlendirilmelidir. Gündelik ve bilimsel değeri olmayan yaklaşımlardan uzaklaşılmalı ve gerçeklerle işin çözümü yapılmalıdır.

Tedavi edici değil, koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulandığı acil eylem planı oluşturulmalıdır.

Yeterli ve güvenceli ücret, insanca çalışma koşulları, fiziksel aktivite için ücretsiz, uygun ortam ve zaman, sağlıklı gıdaya her koşulda düşük ücretle ulaşım, okul gibi alanlarda ücretsiz ve nitelikli beslenmenin kamu otoritesi tarafından sağlanabilmesi obezite ile mücadele için  gereklidir.

Devamını Oku

Küresel İklim Değişikliği Beslenmemizi Nasıl Etkiler?

Küresel İklim Değişikliği Beslenmemizi Nasıl Etkiler?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemizi ve Dünya’yı sarsan doğal felaketler ve savaşlarla uğraşmaktan dünyanın genel durumunu gözden kaçırıyoruz. Bir akademisyen ve Diyetisyen olarak, benim için insan sağlığı ve beslenme koşulları pek çok tartışmanın önüne geçiyor. Küresel iklim değişikliği ve getireceği yarınlar beni kaygılandırıyor.

Hepimiz biliyoruz ki, küresel iklim değişikliği, insan sağlığını ve beslenmesini çeşitli yollarla etkileyebilir. İklim değişikliğinin potansiyel etkilerini maddeler halinde sıralarsak:

  1. Tarımda Verimliliği Etkiler: İklim değişikliği, tarım alanlarında kuraklık, seller, artan sıcaklık gibi olumsuz hava koşullarına neden olabilir. Bu durum, tarım ürünlerinin yetişme koşullarını etkileyerek verimliliği azaltır. Bu da besin kaynaklarının azalmasına ve gıda fiyatlarının artmasına yol açacaktır.
  2. Gıda Güvenliği: İklim değişikliği, tarımsal ürünlerde artan hastalık ve zararlıların yayılmasına neden olabilir. Bu durum, gıda ürünlerinde kalite kaybına ve gıda güvenliği risklerinin artmasına yol açacaktır. Ayrıca iklim değişikliği, deniz seviyesinin yükselmesi gibi etkilerle kıyı bölgelerindeki tarım alanlarını etkileyerek gıda güvenliğini tehdit edebilir.
  3. Besin Değerleri: İklim değişikliği, tarım ürünlerinin besin içeriğini etkileyebilir. Örneğin, bitkilerin büyüme koşullarında meydana gelen değişiklikler, besin içeriğindeki vitamin, mineral ve protein düzeylerini etkileyerek, insanların beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla gıda tüketmelerini gerektirecektir.
  4. Su Kaynakları: İklim değişikliği, su kaynakları üzerinde de etkili olacaktır. Kuraklık ve su kaynaklarının azalması, sulama olanaklarını ve tarımsal üretimi etkileyebilir. Su kaynaklarının azalması aynı zamanda balıkçılık ve su ürünleri kaynakları üzerinde de olumsuz etkiler yaratarak, besin öğelerinin kaynaklarının azalmasına yol açabilir.
  5. Beslenme Alışkanlıkları ve Göç: İklim değişikliğinin gıda üretimindeki etkileri, bazı bölgelerdeki insanların göç etmek zorunda kalmasına neden olabilir. Bu da farklı bölgelerdeki beslenme alışkanlıklarının ve geleneksel besin kaynaklarının değişmesine yol açabilir.

Bu etkilerin insan beslenmesine olan doğrudan etkileri, beslenme alışkanlıklarını, gıda güvenliğini ve besin değerlerini etkileyerek sağlıklı ve dengeli beslenmeyi zorlaştıracaktır. Bu nedenle, iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve bu konuda sürdürülebilir çözümler bulmak önemlidir, böylece besin kaynakları ve gıda güvenliği korunabilir.

İklim değişikliğinin beslenme üzerindeki etkilerini azaltmak için sürdürülebilir ve çevre dostu bir beslenme tarzı benimsemek önemlidir. İşte iklim değişikliğine karşı daha sürdürülebilir bir beslenme tarzı benimsemenize yardımcı olabilecek bazı önerileri sıralarsak:

  1. Bitki Temelli Beslenme: Daha çok sebze, meyve, baklagiller, kuruyemişler ve tohumlar gibi bitkisel gıdaların tüketilmesi, daha sürdürülebilir bir beslenme şekli olabilir. Bu gıdaların üretimi genellikle daha az kaynak kullanır ve sera gazı emisyonlarını azaltır.
  2. Yerel ve Mevsimsel Gıdalar: Yerel ve mevsiminde yetişen gıdaların tercih edilmesi, uzun mesafelerden taşınan gıda ürünlerinin getirdiği karbon ayak izini azaltabilir. Yerel çiftçi pazarlarından alışveriş yapmak, bu konuda yardımcı olabileceği gibi çiftçiyi de destekleyecektir.
  3. Gıda İsrafını Azaltmak: Gıda israfının azaltılması, kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olabilir. Bilinçli alışveriş yapmak, gıdaları doğru şekilde saklamak ve kullanım tarihlerine dikkat etmek gıda israfını azaltmada önemli adımlardır.
  4. Deniz Ürünleri Seçimi: Deniz ürünleri tüketirken sürdürülebilir avlanma yöntemlerine ve türlerin korunmasına dikkat etmek önemlidir. Balık türlerinin aşırı avlanmasını engellemek için sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarını desteklemek gerekir.
  5. Et ve Süt Ürünleri Tüketimini Azaltma: Et ve süt ürünleri gibi hayvansal proteinlerin tüketimini azaltmak veya alternatif bitki bazlı protein kaynaklarına yönelmek, iklim üzerindeki etkileri azaltabilir. Daha az et tüketmek, sera gazı emisyonlarını ve su kullanımını azaltabilir.
  6. Su Tüketimine Dikkat: Su tüketimini azaltmak ve su kaynaklarını korumak için bilinçli alışveriş yapmak ve su kullanımını optimize etmek önemlidir. Örneğin, suyu israf etmemek, içme suyu ve kullanılan suyun ekonomik kullanımına özen göstermek gereklidir.
  7. Gıda Üreticilerini ve Politikaları Destekleme: Sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklemek ve çevre dostu tarım politikalarının teşvik edilmesini desteklemek, daha sürdürülebilir bir gıda sistemi için önemlidir.

Bu adımlar, iklim değişikliğine karşı daha dirençli ve sürdürülebilir bir beslenme tarzı benimsemenize yardımcı olabilir. Aynı zamanda, kişisel tercihlerinizi ve beslenme ihtiyaçlarınızı göz önünde bulundurarak, bu önerileri uygulamak ve daha bilinçli bir tüketici olmak önemlidir.

 

Devamını Oku

Bu büyük tehlikenin adı: AÇLIK

Bu büyük tehlikenin adı: AÇLIK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda ülkemizi çepeçevre saran savaş koşulları beni farklı bir konuyu düşünmeye yönlendirdi. Kuzeyde Ukrayna, Kafkaslar’da Karabağ, Güneydoğuda Suriye, Irak ve şimdilerde İsrail- Filistin savaşları dünyayı nereye götürüyor? Türkiye bu ateş çemberinin içinde nasıl bir stratejiye sahip? Hepimizin bildiği gibi savaş sırasında Ukrayna’dan buğdayı çıkarabilmek için bir dizi politik manevralar yapıldı. Dünya bu gıda maddesine mutlak şekilde muhtaçtı.

Gazze’de insanlar açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. İnsani yardım ulaşacak diye bekleşiyorlar ne yazık ki.

Tarım alanlarının, ormanların, su kaynaklarının, gıda işleyen fabrikaların, depoların savaşlar nedeniyle yok edilmesi veya işleyemez hale gelmesi büyük bir tehlikeyi işaret etmiyor mu?

Bu büyük tehlikenin adı: AÇLIK

Küresel gıda güvencesi konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde artan tartışmalar ve endişeler var. Öte yandan, iklim değişikliklerinin yarattığı krizin giderek artan etkileri dikkatle izlenmeli. Savaşların yarattığı yıkım, yok ediş,  güvenli ve besleyici gıda sağlama çabalarının boşa çıkmasına neden olmuyor mu?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin dünya gıda tedarik sisteminde yol açtığı sorunlar pek çok ülkede ama özellikle de insani yardıma bağımlı olan dünyanın en yoksul ülkelerinde büyük sorunlara yol açtı.

Dünya artık farklı ülkelerin birlikte geliştirdiği farklı üretim, ekonomi ve dayanışmayı esas alan değişimlere yöneliyor. Bu bağlamda Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika bir birlik oluşturdular.

Bu devletlerin İngilizce isimlerinin baş harflerini kullanarak BRİCS, ismini verdikleri birliği oluşturdular. BRICS ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler, eşitlik, karşılıklı olarak devlet işlerine karışmama ve ortak fayda ilkeleri üzerine kurulu görünüyor. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar.

2011 yılında bağımsız bir uluslararası kuruluş olarak BRICS ülkeleri arasındaki ticari, siyasi ve kültürel iş birliğini teşvik etmek adına kuruldu.

2018 itibariyle BRİCS’in brüt tarımsal üretimi, dünya nüfusunun yalnızca %40’ını oluşturmasına karşın, dünya toplamının %50’sinden fazlasını oluşturuyor.

Bir ticaret bloğu olarak bakıldığında gıda üretimi ve güvenliğini bir bütün olarak gerçekleştirdiği söylenebilir. Ancak kendine yeterlilik oranı, ülkeler arasında ve farklı gıda türleri için değişiyor. Bir başka önemli gerçek de BRICS ülkelerinin pek çok farklı türde gıda üretiyor olması ve BRICS ülkeleri arasında ihracat ve ithalatın önemli ölçüde artacağı anlamına geliyor. Bu nedenle de üst düzey ticaret anlaşmalarının yapılması için önemli bir çaba sarf ediliyor.

Çok yakın zamanda yapılan önemli bir duyuru BRICS üyelerinin İran, Suudi Arabistan, Mısır, Arjantin, BAE ve Etiyopya’nın da katılımıyla 11 ülkeye genişleyeceği yönündeydi.

BRICS’ın küresel gıda güvenliği üzerinde giderek artan gücü ve etkisine yeterince dikkat edilip edilmediği ise dikkate değer bir endişe olmalı. Bu gelişmelerin ulusal gıda güvencesine yönelik stratejilerin geliştirilebilmesi için önemli olduğunun dikkatlerden uzak kalmaması gerektiğidir.

Bu gelişmeler göz ardı edilemeyecek öneme sahiptir.

Türkiye bu anlaşmaların neresindedir? Bir üyelik söz konusu gibi görünse de net bir gelişme görünmüyor.

Küresel gıda sistemindeki değişimin büyük itici gücü kaçınılmaz olarak gelen açlık tehlikesidir. Açlık ve temiz suya ulaşma küresel bir sorun olarak değerlendirilmeli ve Türkiye de gerekli yerini bulmalıdır.

 

Devamını Oku

İkinci beyin sindirim sistemimiz ne mesaj veriyor?

İkinci beyin sindirim sistemimiz ne mesaj veriyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumdaki bireylerin büyük bir bölümü nedeni bilinmeyen mide ve bağırsak şikayetine sahiptir.  Oysa ikinci beyin diye yorumlanan sindirim sistemi kanalı pek çok sorunun dışa vurulmasında en önemli belirteçtir. Düz bir şekilde gerildiğinde 9 metrelik akıllara durgunluk veren bir uzunluğa sahip olan sindirim sisteminiz, yemeklerinizi, içeceklerinizi ve atıştırmalıklarınızı vücudunuzu besleyen moleküllere dönüştürür.  Sindirim ve emilim vücudun temel gereksinmelerinin karşılanmasıdır.

Sindirim sisteminiz sorunsuz çalışırken, bir sağlık sorunu olmadığı sürece, üzerinde pek düşünmeyiz. Sorun bir kez başladığında, bağırsaklarınız gıcırdayan bir tekerlek gibi sesler çıkardığında aniden dikkatinizi o tarafa yönelir. Hassas (Sensitive) bağırsak, sindirim sistemi rahatsızlığının ana kaynağıdır. Hassas bağırsak sendromu, gastrik reflü, mide ağrısı, yanması, ülserasyon, kabızlık, ishal ve aşırı gaz şikayetleri sindirim sisteminde bir sorun olduğunu gösterir.  Ayrıca, duygusal stres ve kaygının mide-bağırsak rahatsızlıklarına nasıl yol açabileceğini açıklayan bilimsel çalışmalar vardır.

Miden iyi değil, ekşime, yanma, bulantı var ama yemek yeme ile ilgili. Bazen yemek sırasında bazen yarım saat kadar sonra bu rahatsızlık başlıyorsa, kendinizi şişkin ve tok hissediyorsanız veya yakıcı bir ağrınız olursa hatta bulantı ve kusma oluyorsa, buna “mide rahatsızlığı” veya “hazımsızlık” diyebilirsiniz. Yaygın testler bir nedeni belirleyemediğinde, sorunun fonksiyonel dispepsi (hazımsızlık) olduğu söylenir. Net bir tıbbi çözüm olmadığında diyet, egzersiz, alışkanlıklar, yeterli uyku ve stresi azaltmak sorunu çözmeye yardımcı olabilir.

Bunun için aşağıda sunacağım önerileri göz ardı etmeyin.

Doğru Beslenmeyi amaç haline getirin.

Semptomları tetikleyen yiyeceklerden kaçının. Yaygın suçlular kafein, çikolata, alkol, baharatlı, asidik veya yağlı yiyeceklerdir. Öğleden sonra kafein almaktan kaçının.

Daha küçük miktarlarda, daha sık yemek yiyin, böylece mideniz şişmez ve daha çabuk boşalabilir.

Yiyecekleri ağzınızda iyice, yavaş ve tamamen çiğneyin.

Hızlı yemek yeme, sakız çiğneme, gazlı içecekler içme ve sigara içme gibi fazla havanın yutulmasına neden olan eylemlerden kaçının.

Yemek yedikten sonra iki saat içinde yatmayın.

Kilonuzu kontrol altında tutun. Aşırı kilo gibi aşırı zayıflıkta sorun yaratabilir.

Stresi azaltın. Gevşeme terapileri dahil olmak üzere stres azaltma tekniklerini kullanın.

Egzersiz yapmak, genel sağlığınız için iyi olmasının yanı sıra, kanıtlanmış bir stres azaltma durumudur.

Yorgunluğu azaltın, yeterince vücudunuzu dinlendirin.

Uyku saatlerinizi düzenli tutun. Her gün aynı saatlerde yatın ve kalkın.

Egzersiz yapmak

Seans başına 20 ila 40 dakika boyunca haftada üç ila beş kez aerobik egzersiz yapın. Yürüyüş her zaman yapılabilecek yaşa ve zamana uygun bir egzersizdir. Yürüyün.

Yemekten hemen sonra egzersiz yapmayın. Bir saat sonra yapılan egzersiz kan şekerinin düzenlenmesinde de çok önemlidir.

Sonuç olarak, sağlığın korunması ve yaşamın sürdürülmesi sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile dengelenebilir.

Devamını Oku

Yetersiz beslenme gerçekte ne demek?

Yetersiz beslenme gerçekte ne demek?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de 6 Haziran Diyetisyenler Günü olarak kutlanmaktadır. İlk Beslenme ve Diyetetik bölümü, benim de mezunu olduğum bu okul, 1962 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde kurulmuştur. Bölüm ilk mezunlarını 6 Haziran 1966 tarihinde vermiştir. Okulumuzun onuncu yaşında, 1976 yılında ben de bu harika eğitim kurumundan mezun oldum. Mezuniyetin yirminci yılı olan 1986’dan beri, geleneksel olarak 6 Haziran Diyetisyenler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu zorlu mesleğin sahipleri olan diyetisyenleri, onurlandırmak ve onları anımsamak için önemli bir tarihtir.

Diyetisyenler Günü her ilimizde aynı tarihlerde çeşitli etkinliklerle kutlanır. Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir ilke olduğunun bilindiği günümüzde, bu konuda toplumu bilinçlendirme görevi ve anlayışı, diyetisyenlere önemli bir sorumluluk yüklemiştir.

Yapılan pek çok araştırmaya göre dünyada her 5 ölümden 1’i yetersiz beslenme ile ilişkilendiriliyor. Yetersiz beslenme denildiğinde; gıdaya erişim sıkıntısı çeken, düşük gelirli, çatışmaların ve savaşların gölgesinde yaşayan kitleler akla gelebilir. Ancak küresel anlamda sorun daha da geniş kapsamlıdır. Eğitim eksikliği, medyadan alınan yanlış bilgiler de önemli yer tutar.

 Yetersiz beslenme nedir?

Tanımlanan 5 temel besin grubundan 2 veya 3’nun eksik ya da az tüketilmesi yetersiz beslenmeyi tanımlar.

  1. Süt ve türevleri: Yoğurt, kefir, peynir, ayran vb.
  2. Et, tavuk, balık, kurubaklagiller
  3. Sebzeler ve meyveler,
  4. Tam tahıllar, ekmek, bulgur, makarna, vb.
  5. Sert kabuklu yağlı tohumlar, katı ve sıvı yağlar

İşlenmiş et ürünleri, NBS (Nişasta Bazlı Seker) trans yağ asidi içeren yağlar, paketlenmiş hazır gıdalar da yetersiz beslenmenin diğer ayağını oluşturur.

Bu sorunlar sadece gelir düzeyi düşük, gıdaya ulaşamayan kesim için değil refah düzeyi yüksek gruplar için de sorun olarak ortaya çıkmaktadır. ABD hazır paketlenmiş gıda tüketimi ile kötü beslenmenin en iyi örneğidir. Yapılan son araştırmalar, yüksek oranda sodyum, düşük miktarda tam tahıl ve düşük miktarda meyve içeren bir beslenme tarzının, küresel anlamda yetersiz beslenmeye bağlı ölümlerin yarısından fazlasına neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu ölümlerin klinik nedenleri arasında ise kalp ve damar hastalıkları, kanser ve tip2 Diyabet ilk sırayı alıyor.

Diyetisyenler sağlık çalışanı mı?

Diyetisyenler, bireyler bazında ve toplumsal düzeyde beslenmeye bağlı sorunları ortaya koyan, bunları bilimsel bir bakış açısıyla değerlendiren ve tedavi eden, bu alanda eğitim almış ve uzmanlaşmış, Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren sağlık çalışanlarıdır.

Diyetisyenler önleyici bir yaklaşımla toplum sağlığının korunmasında en önemli göreve sahiptir.

Diyetisyenlik hizmetleri beş ana alana ayrılmaktadır:

  1. Eğitici Diyetisyen: Çoğunlukla eğitim ve spor odaklı kurumlarda bireysel olarak danışmanlık hizmeti veren diyetisyenler;
  2. Tedavici Diyetisyen: Çoğunlukla hastanelerde, hastaların gereksinimlerine uyacak beslenme programlarını ortaya koyarak bunların uygulanmasını takip eden diyetisyenler;
  3. Yönetici Diyetisyen: Okul, fabrika, banka, lokanta, otel, bakım evi gibi toplu beslenme yapılan kurum ve kuruluşlarda yemek yiyenlerin gereksinimlerine uygun içerikte gıdaların sunulmasını sağlayan diyetisyenler;
  4. Toplum Sağlığı Diyetisyeni: Kamu ve sağlık kurumlarında, bireysel ve toplumsal düzeyde hastalıkların önlenmesine yönelik olarak hazırlanan beslenme uygulamaları konusunda çalışan diyetisyenler.

Bunlar dışında,  gıda sanayisinde, spor ve sağlık kulüplerinde, gazete ve televizyon gibi medya platformlarında danışmanlık hizmeti vererek toplum sağlığına katkıda bulunmaktadırlar.

6 Haziran Diyetisyenler Günü kutlu olsun

 

Devamını Oku


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.