31 Ocak 2023 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a
Doç. Dr. Derya Hekim

Doç. Dr. Derya Hekim

30 Aralık 2022 Cuma

2023 ekonomisinde bizi neler bekliyor?

2023 ekonomisinde bizi neler bekliyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2023’te Bizi Neler Bekliyor?

2022 tüm dünya ekonomileri için zorlu bir yıldı. Küresel olarak enflasyonun arttığı, enflasyonla mücadele adına tüm dünyada sıkı para politikasının uygulandığı ve tabii savaşın tüm emtia fiyatlarını yükselttiği zorlu bir dönemin içinden geçtik. Peki bitti mi? Maalesef bazılarını 2023’e taşıyoruz.

Rusya-Ukrayna Savaşı

2022 Şubat’ında yani savaş daha yeni başlarken kimse savaşın bu kadar uzun sürebileceğini beklemiyordu. Ancak savaş bölgede hala devam ediyor ve 2023’te de devam edecek. Tabii bu iki ülkenin tahıl üreticisi olması gıda enflasyonu açısından önemli. Her ne kadar Türkiye’nin arabuluculuğu ile sağlanan tahıl koridoru sevkiyat sorununu çözse de taraflar çok kırılgan. En ufak bir sürtüşme bu koridorun kapanmasına neden oluyor. Ayrıca savaş ortamı bu ülkelerde ekilebilir alan problemi de yaratıyor. Yani rekolte düşüyor. Bu da küresel gıda fiyatlarında yukarı yönlü bekleyişin devam etmesine neden oluyor.

Rusya Ukrayna savaşının ardından Rusya’ya yaptırımlar emtia fiyatlarında ciddi sıçramalara neden oldu. Petrol, doğal gaz, nikel, paladyum fiyatları çok yükseldi. Şimdi bunlar geri dönse de özellikle petrol fiyatları; OPEC’in üretimi arttırıp arttırmayacağı, Rusya ve AB arasındaki gerilimlerin nasıl seyredeceği gibi faktörlere bağlı olacak.

Küresel Resesyon

2022 enflasyonla mücadele ile anılacak bir yıl olacak. FED başta olmak üzere neredeyse bütün merkez bankaları enflasyonla mücadele adına şimdiye kadar görülmemiş oranlarda ve artarda faiz artırımına gittiler. Tabii faiz artırımlarının bir sonucu da resesyon. Yani durgunluk. FED’in daha önce başlattığı 11 faiz artırım sürecinin 8’inden sonra bir resesyon görülmüş. Bugün de bunu beklemek yanlış değil. Atlantik’in diğer yakasında işler daha da karışık. Bir yandan hiç görülmediği kadar bir enflasyonla mücadele ederken diğer yandan da savaş nedeniyle yükselen enerji maliyetleri Avrupa kıtasında resesyon ihtimallerini daha da güçlendiriyor.

Çin

Çin dünyanın en kalabalık nüfusa sahip ülkesi. Covid’le uğraşmak bu ülkede tabii ki oldukça zor. Şimdiye kadar Covid’e karşı sıfır tolerans politikası yürütüyordu. Bulaşı önlemek için Covid vakası görülen bir bölgede tamamen izolasyon uyguluyor ve yayılmasını önlemeye çalışıyordu. Bu politika limanların kapanmasına, tedarik zincirlerinin sekteye uğramasına ve de küresel çapta fiyatların artmasına neden oldu. Bu politika artık hem Çin’in içinden hem de dışından tepki çekiyor. Kendi vatandaşları sosyal nedenlerle karşı çıkıyor ve artık dünyanın geri kalanı gibi normal bir hayat düzenine dönmek istiyorlar. Diğer yandan tedarik zincirinde sıkıntılar yarattığı için tüm dünyadan tepki çekiyor. Bu baskılar sonucunda şimdilik bu politikadan caymış gibi görünüyor. Ama Çin’e bu anlamda güvenmek pek de kolay değil. Keza Çin’de üretilen aşıların koruyuculuğu oldukça düşük, mRNA aşısı yok ve yaşlı nüfusu da yoğun. Covid’te yeni bir dalga tekrar kapanmalara gitmesine yol açabilir.

Türkiye

Yukarıda bahsettiğim risklerden Türkiye’nin etkilenmemesini beklemek doğru değil kuşkusuz. Rusya Ukrayna savaşında Türkiye ortada ve dengeli tavrını korumaya devam ediyor. ABD ve Avrupa tarafının Rusya’ya yaptırımlarda vites arttırması bizden de aynı tavrı beklemelerine neden olabilir. Tabii Türkiye emtia ithalatçısı bir ülke. Özellikle petrol ve doğal gaz maliyetleri bizi çok etkileyecektir. Şu anda Rusya ile doğal gaz ödemelerinin ertelenmesi konusunda bir anlaşma söz konusu. Bu olumlu. Benzer bir anlaşma petrolde fiyat indirimi şeklinde yapılabilir. Tabii ABD ile ipler gerilmezse…

Küresel resesyon, özellikle de Avrupa’nın resesyonu bizi oldukça etkileyecek. Hatta başladı bile. Tekstil sektöründe siparişlerin azaldığı haberleri geliyor. Bizim bu noktada “Uzak Ülkeler Stretejisi”ni devreye sokmamız ve de ihracat pazarlarımızı çeşitlendirmemiz gerekli.

Çin’de kapanmaların devam etmesi Türkiye açısından da fiyatların artması demek olacak. Ancak bu Türkiye için bir fırsata da dönüşebilir. Çin bu şekilde devam ederse, küresel tedarik zincirleri açısından güvenilmez bir üretim üssü olarak nitelendirilcek. Alternatif olarak Türkiye’nin de öne çıkma ihtimali var. Hem Avrupa ve Ortadoğu arasında kalan ayrıcalıklı konumu hem de AB ile olan gümrük birliği nedeniyle üretim üssü potansiyeli taşıyor. Tabii bunun için önce makroekonomik ve politik istikrarın sağlanması önemli.

Türkiye bu risk ve fırsatları görerek politika üretmeli. Ancak tabii önümüzde bu sene bir seçim var. Seçim atmosferinin bizi başka gündemlere sürükleyeceği çok açık. Umarım bir an önce bu atmosferden çıkar, silkinir, dünyada neler oluyor anlamaya çalışır ve ona göre pozisyon alırız.

2023 hepimize umut getirsin!

İyi yıllar…

 

Devamını Oku

Dolar artınca turizm gelirimiz de arttı mı?

Dolar artınca turizm gelirimiz de arttı mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜİK turizm istatistiklerinde güncelleme yaptığını duyurdu. Üçüncü çeyrek turizm istatistikleri de bu güncellemeye göre açıklandı. Bu yeni yapılan revizyonla birlikte yeni veri kaynakları entegre edilmiş ve metodolojik olarak iyileştirmeler yapılmış.

Peki nedir bu değişiklikler?

Turizm istatistikleri temelde çıkış yapan ziyaretçi anketleri ile yapılmaktaydı. Tabii bu anketlerdeki tutarlılık önemli bir konu oluyordu. Hatta anketlerdeki sapmalar nedeniyle turizm gelirlerinin eksik hesaplanabileceği ve net hata ve noksan en azından bir kısmının bununla alakalı olabileceği tartışılıyordu.

Yeni yöntemde bu anketler devam ediyor. Ancak bunun yanı sıra kredi kartı verilerinin sisteme entegrasyonu sağlanmış. Bankalar arası Kart Merkezi (BKM) verileri de takip ediliyor. Kredi kartı harcamalarında geçmişe doğru gidildiğinde yapılan anketlerin 2019’dan itibaren turizm gelirlerini eksik tahmin ettiği görülmüş.

Diğer bir konu da sağlık turizmi. Sağlık turizminde çıkış yapan turiste yapılan ankette turistin yaptığı harcamayı eksik beyan ettiği, sigortalar tarafından yapılan ödemelerin dikkate alınmadığı görülmüş. Bu anketler sağlık birimleri ile yapıldığında daha yüksek bir harcama olduğu görülmüş.

Benzer bir düzenleme eğitim turizmi alanında yapılmış. Eğitim için Türkiye’ye gelen öğrenciler ve onların harcamaları eğitim turizmi kapsamında ele alınmış. Bu öğrencilere de anket yapılmış. Bu da turizm rakamlarına eklenmiş.

Son olarak mülteci olarak gelen Ukraynalılar da ülkeden çıkış yapmadıkları için harcamaları turizm istatistiklerinde görülmüyor. Bu kişilerin harcamaları da anketler yapılarak belirlenmiş ve de istatistiklere işlenmiş.

Bu değişiklikler 2012’ye kadar götürülmüş. Yapılan revizyonla birlikte 10 yıllık turizm gelirinde 20 milyar dolar artış var. Bu çeyrekte ise geçen çeyreğe göre 3 milyar dolar artış söz konusu. Turizm gelirleri üçüncü çeyrekte 17 milyar dolara ulaştı. İlk dokuz ayda ise toplam 35 milyar doları buldu. Son çeyrekte bir miktar azalsa 40 milyardan fazla olacağı bir gerçek.

Bu revizyonun cari açığa da etkisi olacak kuşkusuz. Turizm ödemeler dengesinde cari işlemler hesabının alt kalemi olan hizmetler hesabında tutuluyor. Rekora koşan dış ticaret açığını bir nebze olsun azaltıyor. Yukarı yönlü bu revizyon nihayetinde cari açığa da yarayacak.

Turizm gelirleri ziyaretçi sayısı kadar artmamış…

Turizm geliri geçen yılın aynı dönemine göre %27 artmış, ancak çıkış yapan ziyaretçi sayısındaki artış daha çarpıcı %54. Bu çeyrekte Türkiye’ye 21 milyon turist gelmiş. Ancak bu turistlerin harcaması ortalama 1036 dolardan, 855 dolara düşmüş. Yani bu çeyrekte daha çok turist gelmiş ancak bu gelen turistler daha az harcayan turistler…

Nedeni çok basit Türkiye değer kaybeden TL ile bir ucuz destinasyona dönüştü. Paket turların fiyatları o ülkelerde çok cazip olmaya başladı. Keza oradaki anlaşmalı turizm şirketleri artan dolar kuru nedeniyle indirimler istediler. Dahası Almanya’nın ucuzluk marketlerinde Türkiye turlarını satıldığını gördük. Haliyle bu durumda daha dar gelirli turist ülkemize geldi ve harcaması daha az oldu. Ziyaretçi sayısına göre oranlayacak olursak 28 milyar doları aşacak bir turizm geliri olacakken turizm geliri de 17 milyar dolarda kaldı.

Devamını Oku

Enflasyon alkolizm gibidir

Enflasyon alkolizm gibidir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dün TCMB faizleri 150 bp indirerek %10.5’e çekti. Bu faiz indirimi beklenen bir faiz indirimiydi. Faizlerin tek haneye ineceğini hepimiz zaten bekliyorduk. Yıl sonuna kadar 300 bp inecekti. Ama anlaşılan TCMB daha hızlı indirme niyetinde. Şu anda kuru kontrol edebiliyor, rezervlerde artış var ve önümüzde Aralık ayında baz etkisi nedeniyle enflasyonda bir düşüş gözlenecek. Dolayısıyla eli biraz daha rahat.

Madalyonun diğer yüzünde ise bizi sevimsiz bir iktisadi sorun karşılıyor: enflasyon. 1990’lı yıllarda enflasyon canavarı olarak tasvir edilen bu sorun yeniden hortlamış durumda. Her ne kadar kredi selektif olarak verilse ve reel sektörde krediye erişimde sıkıntılar yaşansa da para politikası genişlemeci sinyal gönderiyor. Diğer yandan mali disiplin de raydan çıkmış durumda. Kur Korumalı Mevduatın Hazineye maliyeti 85 milyar TL oldu bile. Üstelik önümüzde seçim var. Seçim ekonomisi nedeniyle harcamaların artacağı aşikar. Yani enflasyonla mücadele edecek tüm kaslar etkisiz durumda. Enflasyonla mücadele etmek için bazı spesifik uygulamalar yapılsa da bunların da piyasanın işleyişini bozmak öteye gittiğini söyleyemeyiz.

Yani hastalığı tedavi etmek adına hiçbir şey yapmadığımız için enflasyon bizimle birlikte olmaya devam edecek.

Enflasyonist ortam her ne kadar reel kesim açısından istenen bir şeymiş gibi düşünülse de aslında öyle değil. Milton Friedman’ın bu konuda çok güzel bir sözü var: “Enflasyon alkolizm gibidir. Her iki durumda iyi etkiler önce gelir, ama kötü etkiler zamanla ortaya çıkar”. 

Yani ilk başta herkes memnun gibi görünse de işgücüne ödenen ücretlerin reel değeri azalsa da zamanla fiyatlama davranışı bozulur. Halkın satın alma gücü düştükçe talep azalır. Enflasyonla mücadele ediliyorsa sıkılaşma olacağından reel kesim de daralır. Enflasyonla mücadele edilmiyorsa ise sonuçta bir yerde duvara toslanır. Ama yine reel kesim etkilenir. Kısaca eninde sonunda reel kesim de yüksek enflasyondan payını alır.

Türkiye’de de durum bundan pek farklı değil. Reel kesim de enflasyondan pek memnun değil. Sıkılaşma pahasına enflasyonla mücadele edilmesini istiyorlar. STK temsilcilerinden sıklıkla böyle açıklamalar duyuyoruz. Her ne kadar kredi faizleri düşmüş, hatta kredi faizine fiili bir tavan konulmuş olsa da krediye erişim oldukça kısıtlı. Verilen kredilerin dolara döneceği endişesi ile kredi verme süreçleri yakından takip ediliyor.

Üstelik yüksek enflasyon geleceğe dair belirsizliği artırıyor. Zaten dünyadaki konjonktür de hiç iç açıcı değil. Bu yüksek belirsizlik ortamında girişimciden risk alarak yatırım yapmasını beklemek çok kolay değil. Sanayi üretimi bu düşük faiz ortamına rağmen belirgin bir iyileşme göstermiyor.

Özetle enflasyon ekonomilerde çok önemli bir hastalık. Evet hanehalkının satın alma gücünü düşürüyor. Gelir dağılımında sabir gelirliden bir gelir transferi yapılmasına neden oluyor. Ama madalyonun diğer yüzünde, yani reel kesime de yaramıyor. Reel kesimin kısa dönemde bir miktar işine yarar gibi görünse de orta ve uzun vadede yarattığı tahribat önemli. Kısaca enflasyon herkesin sorunu…

Devamını Oku

Ekonomik Güven Endeksi Bize Ne Anlatıyor?

Ekonomik Güven Endeksi Bize Ne Anlatıyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) güven endeksini yayınladı. Ekonomik güven endeksi geçen ay olduğu gibi 94.3 düzeyinde kalmış. Daha detaylı analiz yapabilmek için ekonomik güven endeksini alt endekslerine bakmakta fayda var.

Ekonomik güven endeksi; tüketici, reel kesim, hizmetler, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerinden oluşuyor. Tabii bunlar arasında tüketici güven endeksi detaylı alt endekslerin toplanması ile hesaplanıyor. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması ekonomiye karşı güvenin iyimser olduğunu 100’ün altında olması ise kötümser bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

Tüketici güveninde genel olarak geçen aya göre ufak da olsa bir artış var. Bu artışın nereden kaynaklandığına baktığımızda ise artışın yarı dayanıklı ve dayanıklı mallara harcama yapma düşüncesinde bir artıştan kaynaklandığını görüyoruz. Bu da aslında tam bir enflasyonist ortamın ruhuna uygun bir durum. Fiyat artışı beklentisi ile birlikte dayanıklı ve yarı dayanıklı malların talebi öne çekiliyor. Diğer taraftan ise talebin daha fazla olmasına yol açarak enflasyonu körüklüyor. Maalesef enflasyonla mücadelede ipin ucu kaçtığında bu durum oluşabiliyor.

Hizmet sektörü güven endeksi %1.7 artmış ve endeks 118.2 olmuş. Hizmet sektöründe güvenin güçlü bir turizm sezonunda artmış olması da doğal. Hizmet sektörünün önümüzdeki dönemde de iyimser olacağı bekleniyor. Perakende ticaret güven endeksinde ise %2.7’lik bir artış var. Endeks değeri de 115.9 olmuş.

İnşaat sektöründe endeks değeri düşük olsa da bu ay biraz toparlanma var. Bu ay endeks %2.1 artmış ve 88.1 olmuş. İnşaat sektörü uzun zamandır artan maliyetler, kredi maliyetlerinin  artması nedeniyle  sıkıntılı dönemler geçiriyor. Ancak görünen o ki toplu konut projelerinin devreye alınması sektörde de hareketlenmelere neden olmuş.

Reel kesim güven endeksine baktığımızda ise endekste %1.2’lik bir azalma ile 100.2 olmuş. Reel kesim ile kastedilen imalat sanayii. Yani diğer sektörlerde toparlanma olmasına rağmen imalat sanayiinde güven azalmış görünüyor. Reel sektörde güvenin azalmasının oldukça önemli nedenleri var aslında. Öncelikle enerji maliyetleri Rusya ve Avrupa arasındaki gerginlikten dolayı yükselmiş durumda. Her ne kadar petrol fiyatında bir düşüş olsa da doğal gaz fiyatları yüksek seviyesini koruyor. Türkiye elektrik enerjisinin hemen hemen üçte birini doğalgaz santrallerinden karşılıyor. Dolayısıyla enerji maliyetlerinin artacağına dair bir bekleyiş hakim. İkinci olarak da en önemli ticaret partnerlerimizde resesyon beklentisi artık çok yakın. Avrupa’da bir enerji krizi tüm hızıyla geliyor. İngiltere’de yeni iş başına gelen hükümetin mini bütçesi tepki çekiyor, her ne kadar geçici olarak varlık alımına başlasa da sıkılaştırmaya geri dönecek. Almanya çok uzun süredir görmediği iki haneli enflasyonu tecrübe ediyor. Bu da Avrupa Merkez Bankasının daha şahin davranacağını gösteriyor. ABD de farklı değil. Bu sene sonu için FED büyüme tahminini %0.2 olarak açıkladı. Yani en çok ticaret yaptığımız üç ülkede işler iyi gitmiyor. Bu da reel sektör güven endeksine yansıyor.

Her ne kadar tüketici güveninde ve diğer güven endekslerinde artış olsa da reel kesim güven endeksinin ağırlığı daha fazla bu nedenle ekonomik güven endeksi aynı seviyesini korumuş. Kısaca imalat sanayiinde olan biten tüm ekonominin gidişatı için oldukça önemli. Ekonomik güven şimdilik aynı seviyeyi korumuş ama son çeyrekte dış pazarlarda yaşananlara bağlı olarak düşmesi de muhtemel.

 

Devamını Oku

Dolardaki hızlı yükselişin bize maliyeti ne olacak?

Dolardaki hızlı yükselişin bize maliyeti ne olacak?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son günlerde dolar önüne hangi para birimi çıksa adeta deviriyor. Pound 40 yıl önceki seviyesine indi, Euro paritenin altını gördü, Yen’deki değer kaybını önlemek için BoJ müdahale ediyor.

Dolardaki bu hızlı yükseliş nereden geliyor?

FED faiz artışlarına devam edecek. Dolayısıyla faizler daha da yükselecek. Diğer Merkez Bankaları ise FED’i yakalamaya çalışıyorlar. Tabii kendi iç sorunları da var.

İngiltere’de Liz Truss arz yanlı ekonomi uygulamakta kararlı. Maliye Bakanı Kwarteng geçtiğimiz Cuma günü vergi indirim paketi açıkladı. Bu vergi indirimlerinin bütçeye maliyeti oldukça yüklü olacak. İngiltere’nin 72.4 milyar dolar borçlanması gerekecek. Üstelik artan bu faiz oranlarında bu borcun maliyeti de daha fazla olacak. Kamu borcunun GSYH içindeki oranı %80. Bu oranın %95’lere çıkması bekleniyor. Pound’dan kaçışın ana sebebi de borcun sürdürülebilirliği konusunda kaygılar. İngiltere’de enflasyonun %9.9 olduğunu da unutmamak gerek. Bu harcamalar enflasyonu körükleyecek kuşkusuz.

Euro’da ise faiz artırım süreci daha geç başladı. FED’in biraz gerisinde kalması Euro’yu zayıflattı. Avrupa’nın kendine özgü başka problemleri de var kuşkusuz. Rusya’nın Avrupa’ya gaz akışını kesmesi Avrupa’da işleri daha karmaşık hale getirdi. Resesyon Avrupa için daha yakın. Haliyle Euro daki değer kaybı da şaşırtıcı değil.

Peki bunun bize etkisi ne olur? 

Dolardaki hızlı yükselişin bize maliyeti de olacak tabii. Sonuçta ithalatımızın önemli bir oranı dolarla. İthalatımızın %70’e yakını dolar cinsinden. Euro’nun payı ise çok düşük, %28. Dolar hızla yükseliyor. Dolar yükselişi ile birlikte bizim ithalatımızı kısmamız da mümkün değil. Keza ithalatımızın %80’i ara malı ve ham maddeden oluşuyor. Yani bu malların fiyatları esnek değil. Kur ne kadar yükselse, bu malların TL karşılığı artsa da bu malları almaktan vazgeçemiyoruz.

İhracatımızda ise durum daha farklı. Euro ve doların payları eşit. Yani euro ve dolardaki paritenin altına düşüş bizi etkileyecek. Euro kazancımızın değeri o kadar hızlı artmazken, dolar ödemelerimiz ise hızla artacak.

Pound da değer kaybediyor. Bunun bize etkisi tabii ki daha sınırlı ama bir etkisi de var. İhracatımızın %3’ü pound cinsinden. İngiltere bizim en önemli üçüncü ihracat partnerimiz. Pound’daki değer kaybından daha çok İngiltere’de işlerin daha da kötüye gitmesi ve konuşulan bir IMF senaryosu bizi daha çok etkileyebilir. İngiltere’den kaynaklı talep düşüşü otomotiv başta olmak üzere temel ihraç sektörlerimizi etkileyecektir.

Kısaca en önemli ticaret partnerlerimizi önümüzdeki yıl zor bir süreç bekliyor. Bunun bize etkileri de mutlaka olacaktır. İhraç pazarlarımızı çeşitlendirmekte fayda var.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

escort ankara