15 Ağustos 2022 itibariyle Covid-19 ile mГјcadelede aЕџДlanan sayДsД kiЕџiye ulaЕџtД.

Bursa 25В
  • Adana
  • AdДyaman
  • Afyonkarahisar
  • AДџrД
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • AydДn
  • BalДkesir
  • Bilecik
  • BingГl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Гanakkale
  • ГankДrД
  • Гorum
  • Denizli
  • DiyarbakДr
  • Edirne
  • ElazДДџ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • EskiЕџehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • GГјmГјЕџhane
  • HakkГўri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • KДrklareli
  • KДrЕџehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • KГјtahya
  • Malatya
  • Manisa
  • KahramanmaraЕџ
  • Mardin
  • MuДџla
  • MuЕџ
  • NevЕџehir
  • NiДџde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • TekirdaДџ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • ЕћanlДurfa
  • UЕџak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • KДrДkkale
  • Batman
  • ЕћДrnak
  • BartДn
  • Ardahan
  • IДџdДr
  • Yalova
  • KarabГјk
  • Kilis
  • Osmaniye
  • DГјzce

bettilt giriЕџ

a
Doç. Dr. Derya Hekim

Doç. Dr. Derya Hekim

15 Ağustos 2022 Pazartesi

Dış Ticaret Dengesizliği Nasıl Çözülecek?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu hafta bir yandan TCMB cari açığı açıklarken, TÜİK de dış ticaret endekslerini yayınladı. İki veri de bize oldukça önemli şeyler anlatıyor. Bir nevi şu ana kadar izlediğimiz politikalarla ilgili karnemizi ortaya koyuyor. 2021’in Eylül ayında çıktığımız cari açığı azaltarak büyüme ve cari fazla yaratarak enflasyonu baskılama stratejimizi değerlendirmek için önemli veriler. Keza 2022 Ocak-Haziran arası, yani 6 aylık bir süre bu değerlendirmeyi yapabilmek için bir fikir veriyor.

2022’nin ilk 6 ayında cari açık 32 milyar dolara olarak gerçekleşti. 2021’de ise ilk altı ayda verdiğimiz cari açık 13 milyar dolardı. Yani %146’lık bir artış var. Tabii cari açığın en önemli belirleyicisi yine dış ticaret açığı. Dış ticaret açığı ilk altı ayda 41 milyar doları bulmuş. Geçen sene ise sadece 13 milyar dolarmış. Artış oranı %215…

Tabii 2022 dünya için kolay bir sene değil. Şubat ayında başlayan savaş enerji ve emtia fiyatlarını yükseltti. Bu da bizim gibi enerji ve sanayi emtiada ithalatçı olan ülkelerin işini daha da zorlaştırdı. Geçen yılın ilk altı ayına göre 2022 ilk altı ayda ihracat %21 artarken, ithalat %42 artmış.

İthalat ve ihracattaki bu gelişmelere daha yakından bakalım. Dış ticaret endekslerine bakmakta fayda var. Keza ödemeler dengesi istatistiklerinde ihracat ve ithalatın hasılat olarak değerini görüyoruz. Oysa bu gelişmelerin satış miktarından mı yoksa fiyatından mı kaynaklandığını görmek bize daha net bir çerçeve çizer. TÜİK hem ihracat hem de ithalat için birim değer ve miktar endekslerini açıklıyor. Haziran 2022’de bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat miktar endeksi %6 artmış. İthalat miktar endeksi ise %3.6 artmış. Miktar endekslerinde ihracatta artış önemli.

Ama madalyonun diğer yüzünde fiyatlar var. İhracat birim değer endeksi Ocak- Haziran 2021’e göre %12 artarken, ithalat birim değer endeksi %35 artmış… Yani aslında biz sattığımız malın fiyatını hem de bu enflasyonist ortamda yeterince arttıramamışız. Alt kalemlerine baktığımızda gıda, içecek ve tütün alt grubunda ihracat birim değer endeksi geçen yıla göre %7.5 gerilemiş. Oysaki ithal ettiğimiz malların fiyatları bu süreçte fırlamış. İthal etiğimiz gıda, içecek ver tütün grubunda ithalat birim değer endeksi geçen yıla göre %23, hammaddede %28 yakıtlarda ise %153 artmış.

İhracat birim endeksinin ithalat birim endeksine bölünmesi ile hesaplanan dış ticaret haddi ise geçen yıla göre 15.6 puan azalmış ve 76 seviyelerine inmiş. Bu bizim bir birim ithalat malı almak için daha fazla mal satmamız gerektiğini gösteriyor. Maalesef ihracatı arttırmak için gayret ediyoruz ancak ucuza satıyoruz. İhracatı arttırmanın yolunu fiyat rekabetinde görüyoruz. Bu da bize ne yazık ki yüksek bir dış ticaret açığı ve cari açık olarak geri dönüyor.

Özetle yılın ilk altı ayı bize ne gösterdi? Cari açık hızla artıyor. Tabii yine temel nedeni dış ticaretteki dengesizlik. Biz bu yola kur yükselecek, cari açık fazlaya dönecek ve sonrasında kur stabilize olacak diye çıktık ama önümüzde yüksek cari açık, ne yaparsak yapalım istikrarlandıramadığımız bir TL, yüksek bir enflasyon bulduk. Ekonomide tüm dengeleri kaçırdık.

Bunu daha önce de yazılarımda açıklamıştım. Cari açığın ya da temel problemimiz olan dış ticaret dengesizliğinin çözümü kur rekabetinde değil. Sorun yapısal. Dolayısıyla çözüm de yapısal olmalı. Yapısal politikalar olmadan, ithal girdi bağımlılığını azaltmadan, teknoloji ihracatına odaklanmadan cari açık problemi çözülemez. İlk altı aydaki cari açık karnemiz bize bunu bir kez daha gösteriyor. Umarım artık anlaşılmıştır…

Devamını Oku

Dış Ticaret Karnemiz Nasıl?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜİK Haziran ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. Ticaret Bakanlığının geçici verilerinden zaten durum ortadaydı. Ancak biraz daha yakından bakalım.

Haziran ayı dış ticaret verilerine baktığımızda ihracatın %18.7 artış ile 22.6 milyar dolar, ithalatın ise yaklaşık %40 artarak 31.6 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Dış ticaret açığı 8 milyar doların üstünde. Yılın ilk 6 ayında ise 125.8 milyar dolara çıkmış, ithalat ise 177.2 milyar dolar. Yani ilk altı ayda dış ticaret açığımız 51.4 milyar doları bulmuş durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı da bu doğrultuda %71 seviyesine geriledi. Bu uzun süredir görmediğimiz bir oran.

İthalattaki bu artışta enerji ithalatının katkısı önemli. Haziran ayında bu fasıldaki ithalatımız (GTIP 27) 8 milyar doların üzerinde. Bunda Haziran ayında enerji maliyetlerindeki yüksek seyrin payı var kuşkusuz. 2022’nin ilk yarısında ise 48 milyar dolar civarında bir ithalatımız var. Yani dış ticaret açığının önemli bir kısmı bu fasıldan kaynaklanıyor.

Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Dolayısıyla bu ithalat kalemini düşüremiyoruz. Her ne kadar kur yükselse de zorunlu bir ithalat kalemi olduğu için bu kalemdeki ithalat azalmıyor. Ara malı ve hammadde ithalatı 2021 yılının ilk yarısında 95 milyar dolarken 2022’nin ilk yarısında145 milyar dolara yükselmiş. Hammadde fiyatlarındaki artış en önemli nedeni.

İhracatımızda ilk sırayı yine Almanya almış. İhracatımız içinde yaklaşık %8’lik bir paya sahip. Almanya’yı ABD ve İngiltere takip ediyor. İthalatta ise yine zirve Rusya’nın. Ardından Çin ve Almanya geliyor. İhracat ve ithalat yaptığımız ülkeler aslında pek değişmiyor. İhracatımızda Avrupa ülkelerinin payı oldukça yüksek. AB ülkeleri ve İngiltere ihracatımızın yarısını oluşturuyor.

İkinci yarıya dair beklentiler

Yılın ikinci yarısı resesyon beklentileri ile başladı. ABD %0.9 küçülerek her ne kadar bir resesyon açıklaması yapılmasa da resesyona doğru sürükleniyor. FED hızla artan enflasyon karşısında şahinleşmek zorunda kalıyor. Yani bu işin ABD ekonomisini resesyona sürüklemeden çözülmesi zor. ABD bizim en çok ticaret yaptığımız ikinci ülke haliyle ABD’nin resesyona girmesi bizim için dış talebimizde daralma demek.

Atlantik’in diğer tarafında da işler çok iyi gitmiyor. Rusya özellikle Almanya’yı enerji kesintisi ile tehdit ediyor. Gazprom’un bakım bahanesiyle Almanya’ya gaz akışını beşte bir seviyesine indirmesi bu korkuyu arttırdı. Avrupa’da gaz fiyatlarının %30 artmasına neden oldu. IMF de özellikle Almanya için büyüme tahminlerini %1.9’dan %0.8’e revize etti. Bu durumda en çok ticaret yaptığımız iki ülkede de talep yetersiz olacak.

Tabii ABD ve Avrupa’nın durgunluğa gitmesi, durgunluğun küresel boyuta sıçrayacağı anlamına geliyor. Keza Çin’de derinleşen emlak krizi de büyümede bir fren olacağını gösteriyor. 2022’nin ikinci yarısı dünyada talebin çok canlı olmayacağını söyleyebilirim. Temel ihracat pazarlarımızdaki durgunluk bizi zorlayacak.

Diğer yandan Covid tüm hızıyla ve yeni varyantları ile devam ediyor. Çin ve diğer Asya ülkelerinin Covid’e karşı sıfır tolerans politikaları sonucu kapanmaları arz sıkıntılarını gündeme getirebilir. Bu da tedarik sıkıntısı içinde zaten iki buçuk yıldır zorlanan otomotiv gibi ihracatçı sektörlerimizi zorlayabilir.

Küresel durgunluk ihtimalinin bizim için kötünün iyisi diyebileceğimiz tek yanı ise enerji ya da geniş anlamda emtiada bir fiyat düşüşüne yol açacak olması. Türkiye emtia ithalatçısı bir ülke, haliyle ithalat faturamızdaki artışı sınırlayabilir.

Özetle yılın ikinci yarısı küresel çapta bir durgunluk ihtimalinin arttığı, talebin yetersiz olduğu bir dönem bizi bekliyor. Temel ihracat pazarlarımızda bir durgunluk artık kesin gibi. Bu noktada hep söylediğim gibi eğer ihracat pazarlarımız çeşitlendirebilir, Asya pazarlarına açılabilirsek bu etkiyi daha az hissederiz.

 

 

Devamını Oku

Tahıl Koridoru ve Gıda Krizi

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tahıl koridoru gıda krizi için bir çözüm mü?

Dün Rusya ve Ukrayna arasında, her ne kadar bu ülkeler ayrı ayrı masalarda olsalar da, önemli bir anlaşma imzalandı. Türkiye’nin ara buluculuğu ve Birleşmiş Milletler (BM)’in de desteği ile tahıl koridoru açılmış oldu. Türkiye’nin aracılık etmesi diplomatik bir başarı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan verdiği demeçte “Tüm dünyayı uzun süredir meşgul eden küresel gıda krizinin çözümünde büyük rol oynayacak bir girişim…” değerlendirmesinde bulundu.

Gerçekten de gıda krizini çözecek bir anlaşma mı? Biraz daha derinden bakmakta fayda var.

Tahıl koridoru gerçekten de Ukrayna limanlarında bekleyen ve savaş nedeniyle sevkiyatı yapılamayan tahılın ihraç edilmesini mümkün kılacak. Bu önemli bir gelişme. Bir yandan deniz yolunda döşenmiş mayınlar bir yandan da Rusya’nın olası saldırıları nedeniyle Odessa ve yakınlarındaki limanlarda bekleyen 80’in üstünde gemi var. Bu gemilerde 25 milyon ton tahıl bulunuyor. Bu anlaşma ile Rusya bu gemilere saldırmayacağını taahhüt ediyor. Tabii bu gemilerin silah sevkiyatı yapmamasını istiyor. Burada arabulucu olan Türkiye devreye giriyor. Bu gemilerin silah taşımadığı Türkiye, Rusya ve Ukraynalılardan oluşan bir heyet tarafından denetlenecek. Tabii Rusya da bu anlaşmayı kabul etmek için kendi gıda maddelerinin ve özellikle gübresini yaptırımlara maruz kalmadan ihraç etmek istedi. Bu konuda da ABD’nin ikna edilmesi gerekti. Sonuçta anlaşma imzalandı. Anlaşmanın imzalanmasının ardından vadeli işlemler piyasasında buğdayda %5 düşüş görüldü.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının raporuna göre Ukrayna’da yaşananlar yüzünden 82 ülkede 345 milyon kişi gıda güvensizliği ile karşı karşıya kaldı. Özellikle Afrika ve Ortadoğu ülkeleri en fazla etkilenen ülkeler oldular. Ukrayna küresel buğday ihracatının %12’sini sağlıyor ve bu ihracatında %90’ı Karadeniz üzerinden taşınıyordu. Dolayısıyla bu anlaşmanın özellikle buğday arzında bir rahatlama yaratacağı kesin.

Ancak Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının raporuna göre 828 milyon kişi her akşam yatağa aç giriyor. 60 milyon çocuk yetersiz besleniyor. 2019’a göre 13 milyon çocuğun daha yetersiz beslenme ile yüzleştiğini görüyoruz. Keza tahıl fiyatları Ocak 2020 seviyesinin %40 üstünde.

Gıda güvenliğine ve özellikle de tahıllarda riskler hala devam ediyor. Öncelikle her ne kadar tahıl koridoru açılmış olsa da Ukrayna’da hasat düşecek. Savaş nedeniyle araziler zarar gördü. Üstelik hasadı depolamak da zor olacak. Siloların hava saldırılarından zarar gördüğü açıklandı. Dünya Bankası üretimdeki düşüşün %20’nin üzerinde olmasını bekliyor. Yani arz cephesinde sıkıntı var.

İkincisi diğer girdilerin de fiyatları yüksek. Birleşmiş Milletler özellikle gübre fiyatlarındaki artışa dikkat çekiyor. Gübre fiyatları, gıda fiyatlarından hızlı artıyor. Doğalgaz fiyatlarının yükselmesi azot bazlı gübrelerde arz sıkıntısına da neden olabiliyor. Petrol fiyatlarında bir miktar gevşeme olsa da riskler hala yüksek.

Son olarak emtialar dolarla fiyatlanıyor. Doların güçlü seyretmesi özellikle az gelişmiş ülkeler açısından gıdanın reel maliyetini de arttırıyor. Kısaca artık gıdaya erişim daha zor hale geliyor.

Türkiye açısından duruma bakacak olursak Türkiye bir yandan tahıl üreticisi iken diğer yandan da dünyanın en büyük ithalatçılarından. Özellikle buğday ithalatında üçüncü sıradayız. Buğdayın önemli bir kısmı dahilde işleme rejimi kapsamında işlenerek ihraç ediliyor. Un, makarna ve unlu mamûllerde Türkiye lider ihracatçılardan. Türkiye’nin buğday tüketimi 2021 yılında 24.2 milyon iken üretimi 17.6 milyon ton olmuş. Üstelik üretimimizde 2020 yılına göre yaklaşık 3 milyon ton gerileme var.

Her ne kadar tahıl koridoru bir miktar rahatlama yaratacak olsa da gıda arz güvenliği çözülmüş değil. Bizim de buna hazırlıklı olmamız gerekiyor. Keza Türkiye’nin tahıl üretiminde potansiyeli yüksek. Teşvik politikamızı yeniden gözden geçirmemiz ve özellikle tahıl gibi gıda ürünlerinde maliyetleri düşürecek teşvikleri sunmamız gerekiyor. Unutmayalım önümüzdeki dönemde gıda arz güvenliği daha da önemli hale gelecek.

 

Devamını Oku

Düşük Ücret ve İhracat

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Enflasyon maalesef kontrolden çıkmış bir şekilde artıyor. Kaçınılmaz bir sonucu olarak da alınan ücret zamları daha yılın ilk yarısında eridi. Bu nedenle de asgari ücrete Temmuz ayından itibaren zam yapıldı ve 5500 TL’ye çıkarıldı. Bu güzel bir artış olarak görünse de açıklanan resmi enflasyonun bile altında. Yani satın alma gücümüz her geçen gün eriyor.

Asgari ücretin döviz cinsinden değeri de düşüyor. Türkiye’de asgari ücret 313 euro civarında (bu günkü kurlarla). Tabii bu oldukça düşük bir ücret düzeyi. Bize en yakın ise Bulgaristan. Orada da asgari ücret 332 euro. Hollanda’da 1725 euro, yani 30 bin TL civarında. Almanya’da ise 1621 euro, yani 28 bin TL. Bu ülkelerde asgari ücret bizim asgari ücretimizin 5 katı. Ancak daha da önemli bir problem var. Bizim ortalama ücret düzeyimizde asgari ücret düzeyine çok yakın. Türkiye’de asgari ücretin ortalama ücrete oranının medyan değeri 0,70. Almanya’da bu oran bu oran 0.45, Hollanda da ise 0.40 civarında. Bu veriler OECD’nin 2020 yılına ait verileri yani 2022’de Türkiye’de asgari ücretle ortalama ücretin daha da yaklaşmış olduğunu da bekleyebiliriz.

Kısaca Türkiye’de ücret düzeyi Avrupa ile kıyaslandığında çok düşük. Bu bazı kesimler tarafından ihracatta rekabet avantajı sağlamak için savunulabiliyor. Ancak söylemek isterim ki bu bizi kalkınmış ülkeler düzeyine yükseltebilecek bir strateji olmaktan çok uzak. Keza yüksek ücret düzeylerine rağmen dünyada en büyük ihracatçı ülkeler sıralamasında Almanya üçüncü, Hollanda ise yedini sırada.

Ücretlerin bu düzeyde olmasının temel nedeni verimliliğimizin de düşük olması. Ya da bu şöyle de okunabilir. Verimlilikteki açığı kapatmak için düşük ücret veriyoruz. Bu maalesef yıllardır Türkiye’de böyle devam etti. Sonuç; düşük teknolojili, düşük katma değerli üretim. Yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içerisindeki payı Haziran ayında %3’ün bile altına düşmüş. Düşük teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payı ise %31. Buna bir de orta düşük teknolojili ürünleri eklediğimizde oran %64’e çıkıyor. Yani biz düşük verimliliği kompanse edecek düşük ücretlerle basit mallar üretip satmaya uğraşıyoruz. Haliyle katma değer yaratamıyoruz.

Düşük ücret vererek kalkınma modelinde genellikle Çin’in kalkınması örnek gösteriliyor. Ancak atlanan bir nokta var. Çin’in verimliliği bu dönemde oldukça yüksekti. 1980’li yıllarda dahi –ki kalkınma hamlesine yeni başladığı yıllar- Çin’in ihracatının %6’sı yüksek teknolojili mallardan oluşuyordu. 1990’lı yıllarda ise verimliliği birçok gelişmiş ülkenin üstüne çıkmıştı. Yani aslında Çin’in başarısı verdiği düşük ücrette değil verimliliği arttırmak için izlediği stratejide.

Özetle şunu unutmayalım: böyle düşük ücret verip, basit mallar üretip satarak kalkınabilmiş bir ülke yok. Bu nedenle verimliliği arttıracak önlemler almak zorundayız. Bu konuda teşviklerimizi, Ar-ge politikamızı yeniden gözden geçirmek durumundayız. Kamu kaynaklarını harcarken bunları göz önünde bulundurmak zorundayız. Ama öncelikle bakış açımızı değiştirmekle başlayalım. Kısa vadeli, miyopik bakış açısı bizi bir yere götürmüyor. Günü kurtarmak adına aldığımız önlemlerle maalesef olduğumuz yerde debeleniyoruz.

Devamını Oku

AR-GE Harcamaları yeterli mi?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde Turkishtime “Türkiye Ar-Ge Araştırması”nın sonuçlarını açıkladı. Araştırmada en çok Ar-Ge harcaması yapan 500 firma incelenmiş. Bu ilk 500 firmanın toplam Ar-Ge harcaması 2021 yılında 25 milyar 449 milyon liraya yükselmiş. 2020’de 17 milyar lira civarında idi. Tabii bu rakamlara dolar bazında bakmak daha doğru. TL rakamları enflasyonun etkisi ile yanıltıcı olabilir. En büyük 500 şirketin 2020 yılı Ar-Ge harcaması 2.42 milyar dolarmış, 2021 yılında ise 2.81 milyar dolara yükselmiş. En çok Ar-Ge harcaması yapan şirketlerin başında ise yine Aselsan yer alıyor. Aselsan 5 milyar TL’nin üzerinde bir Ar-Ge harcaması yapmış, Ar-Ge harcamaları cirosunun yaklaşık % 7’sine denk geliyor. Aselsan’ı Tusaş ve Roketsan takip ediyor. En çok Ar-Ge yapan ilk 50 firmanın %61’i savunma sanayiinden. Ar-Ge harcamalarında savunma sanayiinin ağırlığı var.

Türkiye’de toplam Ar-Ge yatırımları 2020 yılı için 7.8 milyar dolar civarında gerçekleşmiş. Bu da GSYH’nın %1.09’una denk geliyor. OECD ortalaması ise %2.48. Ar-Ge harcamalarımız OECD ortalamasının çok altında. Sadece Amazon’un 2020 yılında Ar-Ge harcaması 42 milyar dolar. Yani Türkiye’nin 5 katından fazla. Alphabet 27 milyar dolar, Huawei ise 22 milyar dolar Ar-Ge harcaması gerçekleştirmiş.

Dünya’da ise toplam Ar-Ge harcaması 2.3 trilyon dolar. ABD 679 milyar dolarla birinci sırada yer alıyor. Çin ise 551 milyar dolarla ikinci sırada. Bu ülkelerin nüfusları da gelirleri de yüksek. Akran ülkelere bakalım. Brezilya 37 milyar dolar, Rusya ise 52 milyar dolar Ar-Ge harcaması yapmışlar. Tayvan ise 32 milyar dolarlık Ar-Ge harcaması ile dikkat çekiyor.

Türkiye’de özel sektörün Ar-Ge içindeki payı giderek artıyor. Ar-Ge harcamalarına sağlanan teşviklerin bunda katkısı büyük kuşkusuz. Özel sektör toplam Ar-Ge harcamalarının %65’ini gerçekleştiriyor. Üniversitelerin payı %28.4. Devletin payı ise %6.8. Tüm dünyada devletin Ar-Ge harcamalarında payı düşse de hala nano teknoloji, 3D yazıcılar gibi alanlarda kamunun Ar-Ge harcamalarının rolü önemli.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye’de son yıllarda her ne kadar Ar-Ge teşvikleri arttırılmış olsa da yapılan Ar-Ge harcamaları diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda maalesef hala yetersiz. Ar-Ge yatırımlarının daha fazla teşvik edilmesi gerekiyor. Uygulamada yapılan Ar-Ge faaliyetlerinin denetlenmesi de önemli. Teşvik almak adına yapılan Ar-Ge faaliyetlerinin bir kısmı mühendislik faaliyetinden öteye geçmiyor.

Ar-Ge yatırımlarının getirisinin uzun vadeli olduğunu ve uzun vadede yüksek bir katma değer yaratacağının hem kamu hem de özel sektör tarafında anlaşılması çok önemli. Yapılan araştırmalar Ar-Ge harcamasının getirisinin uzun vadede daha da yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun sanayicilere anlatılması ve bir Ar-Ge kültürünün oluşturulması önemli.

Kısaca hem özel sektörün hem de kamunun miyopik bakış açısından kurtulması ve Ar-Ge harcamalarının uzun vadeli etkilerine odaklanması gerekiyor. Keza, Türkiye’nin ihtiyacı olan kalkınma hamlesi teknoloji yoğun ve katma değerli üretimden geçiyor. O da ancak araştırma ve geliştirme faaliyetlerine odaklanarak yapılabiliyor.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort