http://www.kadinescort.net/ http://www.ddtshanghaiescort.com Sakarya escort Gaziantep escort Denizli escort Adana escort Hatay escort Aydın escort İzmir escort Ankara escort Antalya escort Bursa escort İstanbul escort Kocaeli escort Konya escort Muğla escort Malatya escort Kayseri escort Mersin escort Samsun escort Konya escort Sakarya escort Samsun escort Kocaeli escort Kayseri escort İzmir escort Hatay escort Gaziantep escort Diyarbakır escort Ankara escort Adana escort Antalya escort Bursa escort Mersin escort Aydın escort Balıkesir escort Çanakkale escort Balıkesir escort Çanakkale escort Tekirdağ escort Eskişehir escort Yalova escort Rize escort Amasya escort Bolu escort Erzincan escort Şırnak escort Van escort Yozgat escort Zonguldak escort Afyon escort Adıyaman escort Bilecik escort Aksaray escort Ağrı escort Bitlis escort Siirt escort Çorum escort Burdur escort Diyarbakır escort Edirne escort Düzce escort Erzurum escort Kırklareli escort Giresun escort Kilis escort Kars escort Karabük escort Kırıkkale escort Mardin escort Kırşehir escort Kahramanmaraş escort Manisa escort Muş escort Kastamonu escort Ordu escort Nevşehir escort Sinop escort Osmaniye escort Şanlıurfa escort Sivas escort Trabzon escort Tokat escort Ardahan escort Bartın escort Karaman escort Batman escort Bayburt escort Bingöl escort Elazığ escort Gümüşhane escort Hakkari escort Isparta escort Uşak escort Iğdır escort Kıbrıs escort Kütahya escort Manisa escort Muğla escort Tekirdağ escort Trabzon escort Yalova escort Isparta escort Kahramanmaraş escort Ordu escort Rize escort Sivas escort Afyon escort Aksaray escort Giresun escort Şanlıurfa escort Yozgat escort Erzurum escort Amasya escort Çorum escort Tokat escort Uşak escort Van escort Bolu escort Burdur escort Kırşehir escort Niğde escort Osmaniye escort Zonguldak escort Düzce escort Edirne escort Erzincan escort Karabük escort Karaman escort Kastamonu escort Kırıkkale escort Kırklareli escort Ankara escort Bursa escort Antalya escort Kocaeli escort İzmir escort Konya escort Diyarbakır escort Samsun escort Mersin escort Hatay escort Malatya escort Muğla escort Tekirdağ escort Kütahya escort Aydın escort Manisa escort Trabzon escort Balıkesir escort Afyon escort Sivas escortÇanakkale escort Isparta escort Yalova escort Giresun escort Kahramanmaraş escort Şanlıurfa escort Ordu escortTokat escort Yozgat escort Çorum escort Erzurum escort Elazığ escort Aksaray escort Kastamonu escort Kırklareli escort Rize escort Kırıkkale escort Burdur escort Karabük escort Kırşehir escort Bilecik escort Niğde escort Amasya escortUşak escort Edirne escort Sinop escort Düzce escort Erzincan escort Karaman escort Osmaniye escortalanya escort manavgat escort fethiye escort kemer escort didim escort çanakkale escort Aydın escort muğla escort tekirdağ escort manisa escort balıkesir escort trabzon escort elazığ escort ordu escort kütahya escort ısparta escort rize escort maraş escort yalova escort giresun escort yozgat escort tokat escort şanlıurfa escort sivas escort batman escort erzurum escort sinop escort kırşehir escort karaman escort kırıkkale escort bolu escort amasya escort niğde escort uşak escort edirne escort çorum escort osmaniye escort zonguldak escort van escort erzincan escort bayan escort escort adana escort adiyaman escort afyon escort agri escort aksaray escort amasya escort ankara escort ardahan escort artvin escort aydin escort balikesir escort bartin escort batman escort bayburt escort bilecik escort bingol escort bitlis escort bolu escort burdur escort bursa escort canakkale escort cankiri escort corum escort denizli escort diyarbakir escort duzce escort edirne escort elazig escort erzincan escort erzurum escort eskisehir escort gaziantep escort giresun escort gumushane escort hakkari escort hatay escort igdir escort isparta escort istanbul escort izmir escort izmit escort kahramanmaras escort karabuk escort karaman escort kars escort kastamonu escort kayseri escort kilis escort kirikkale escort kirklareli escort kirsehir escort kocaeli escort konya escort kutahya escort malatya escort manisa escort mardin escort mersin escort mugla escort mus escort nevsehir escort nigde escort ordu escort osmaniye escort rize escort sakarya escort samsun escort sanliurfa escort sinop escort sivas escort tekirdag escort tokat escort trabzon escort usak escort van escort yalova escort yozgat escort zonguldak escort kayseri escort adana escort afyon escort malatya escort aksaray escort amasya escort adiyaman escort ankara escort antalya escort balikesir escort nigde escort batman escort sakarya escort aydin escort bursa escort kutahya escort bodrum escort canakkale escort cankiri escort corum escort denizli escort diyarbakir escort duzce escort elazig escort edirne escort erzurum escort yozgat escort zonguldak escort bingol escort yalova escort usak escort van escort kahramanmaras escort tekirdag escort tokat escort trabzon escort sinop escort sirnak escort sivas escort sanliurfa escort samsun escort rize escort mugla escort mus escort nevsehir escort ordu escort osmaniye escort antalya escort manisa escort bolu escort mardin escort mersin escort kirsehir escort kocaeli escort konya escort kastamonu escort kayseri escort eskisehir escort gaziantep escort giresun escort kirikkale escort hatay escort isparta escort istanbul escort karabuk escort izmir escort izmit escort karaman escort kibris escort

24 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

Bursa -5°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Doç. Dr. Derya Hekim

Doç. Dr. Derya Hekim

12 Ocak 2022 Çarşamba

2022’de ihracat nasıl şekillenecek?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

TCMB, Kasım ayına ait ödemeler bilançosu istatistiklerini yayınladı. Bu istatistikler bizim için artık bir parça daha önemli çünkü yeni ekonomik model cari fazla üzerine kuruldu. Yeni ekonomik modelde bilindiği üzere düşük faiz ve rekabetçi kur ön plana çıkarılmıştı. Kur yükselecek, bu ihracatı arttırıp, ithalatı azaltacak ve cari denge sağlanacak. Cari fazla vererek enflasyon da kontrol altına alınacak.

TCMB’nin Kasım 2021 verileri modelde öngörülenin aksine sonuçlar vermekte maalesef. 3 ay fazla veren cari denge Kasım ayında 2.6 milyar dolar açık vermiş. Bu açığın kaynağı dış ticaret açığı, yaklaşık 3.5 milyar dolar. İhracat bir önceki aya göre %5 artmış ve 21 milyar 820 milyon dolara ulaşmış. Diğer taraftan ithalat %21 artarak 25 milyar 295 milyon dolar seviyesine çıkmış. Oysaki Kasım ayı rekor seviyede kur artışlarının yaşandığı bir aydı. Kasım ayı ortalama dolar kuru, Ekim ayı ortalama dolar kurundan %15 fazla. Euro/TL’de de benzer bir artış var.  Aynı ay reel efektif döviz kuru ise 6 puan düşerek 54’e indi. Kurlardaki bu artışa rağmen ithalatta düşüş değil tam tersine ciddi bir yükseliş var. İhracatta ise artış çok sınırlı kalmış.

TCMB henüz Aralık ayı ödemeler bilançosu verilerini açıklamadı ama Ticaret Bakanlığı’nın dış ticaret rakamlarından Aralık ayı dış ticaret dengesini takip edebiliriz. Keza cari açığın temel belirleyicisi. Aralık ayı dış ticaret verilerine göre aylık bazda ihracat 22 milyar 274 milyon dolar. İthalat ise 28 milyar 914 milyon dolar. Yani Aralık ayında da ihracatta bir önceki aya göre %2 gibi sınırlı bir artış görülürken, ithalattaki artış %14. Dış ticaret açığı ise 6.6 milyar doları buluyor. Kasım ayı dış ticaret açığının neredeyse iki katı. Bu dış ticaret açığının hizmetler dengesindeki pozitif bir bakiye ile elimine edilmesi çok zor. Aralık ayında da cari işlemler açığı ile karşılaşacağız. Üstelik Aralık ayı Dolar/TL ortalaması Kasım ayına göre %30’a yakın bir artış göstermiş. Euro/TL’deki artış ise %27.

İthalat neden artıyor?

Kurlardaki rekor artışlara rağmen modelin öne sürdüğü gibi ithalatımızda bir azalma meydana gelmemiş, aksine çarpıcı bir artış var. Kurlar yükseldikçe daha da yükselecek beklentisi ile bir kısım ithalat talebi öne çekilmiş olabilir. Ancak model ithalat talebinin azalması üzerine kurulmuştu. İthalatımızın yapısını dikkate aldığımızda bu beklentinin zaten çok iyimser kaldığını söylemek zorundayım.  Nihayetinde bizim ithalatımızın yapısı zorunlu mallardan oluşuyor. Kurlardaki değişme yerli ve yabancı mallar arasındaki nispi fiyat ilişkilerini değiştiriyor ancak ithal ettiğimiz malların çoğu bu fiyat değişikliklerine hassas mallar değil. Yani ithalatımız, fiyat esnekliği düşük mallardan oluşuyor. Tüketim mallarının fiyat esneklikleri daha yüksek ancak tüketim mallarının ithalatımız içindeki payı %11. İthalatımızın %79’u ara mallardan oluşuyor. Bu mallar üretim yapmak ve hatta ihracat yapmak için zorunlu olarak kullandığımız mallar. Haliyle fiyata karşı duyarlılıkları da düşük. Örneğin kur yükseldiğinde ithal ayakkabı daha pahalı hale geleceğinden daha az ithal ayakkabı alabiliriz ama enerji talebini yeterince düşüremiyoruz. Kasım ayında enerji ithalatımız beklendiği üzere artmış, 6.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş.

İhracattaki artış sınırlı

Kurdaki sıçramaya rağmen ihracattaki artış Kasım ve Aralık aylarında sınırlı kalmış. Kurun ihracatın üzerinde bir etkisi var kuşkusuz ancak bu etki sanıldığı kadar büyük değil. İhracatı belirleyen daha ziyade dış talep. Daha çok yeni, 2021 Aralık’ta, TCMB ekonomistleri Abdullah Kazdal ve Selçuk Gül tarafından yapılan bir çalışmada ihracat ile reel kur arasındaki ilişki araştırılmış. Çalışmada varılan sonuçlara göre reel kur, ihracatı son dönemde daha fazla etkiliyor. Ancak yine de bu etki sınırlı. Araştırmacılar Türkiye’nin ihracatında temel belirleyicinin Türkiye’nin ticaret ortaklarının gelirlerindeki değişmeler olduğunun altını çiziyorlar. Kısaca ticaret partnerlerimizin geliri yüksek olduğu dönemde dış talep canlı oluyor ve ihracatımıza olan talep de artıyor. Bu da modelin temel dayanak noktası olarak anlatılan kur ve ihracat ilişkisinin aslında zayıf olduğunu ortaya koyuyor.

2022’nin ilk çeyreğine yönelik beklentiler zayıf

Dış ticaret açığı iki aydır artıyor. Peki, 2022’nin ilk çeyreği için beklentiler nasıl? 2022’de ihracatın nasıl şekilleneceğini tahmin etmek için beklentilerin ne yönde olduğuna bakabiliriz. Ticaret Bakanlığı her çeyrek için Dış Ticaret Beklenti Anketi yayınlıyor. Sektörde en çok ihracat ve ithalat yapan 500 firmaya bu anketler gönderiliyor. Dolayısıyla sonuçlar sektörün içinde yer alanların beklentilerini yansıtıyor. Yapılan anket sonuçları bir beklenti endeksine dönüştürülüyor ve kamuya açıklanıyor. 2022 birinci çeyrek için ihracat beklenti endeksi bir önceki çeyreğe göre 15 puanlık bir düşüşle 115.8 seviyesinde gerçekleşmiş. İthalat beklenti endeksi ise 10 puanlık artışla 118.8 seviyesine ulaşmış. Kısaca ihracatçıların gelecek döneme yönelik beklentileri iyileşmiyor, aksine bir bozulma var.

Bunun yanı sıra aynı ankette ihracatçılardan ihracat yaparken karşılaştıkları en önemli sorunları sıralamaları istenmiş. İhracatçıların vurguladıkları en önemli sorun lojistik maliyelerindeki yükseliş. İkinci ve üçüncü sıraları ise hammadde ve enerji fiyatlarındaki artışlar almış. Daha önce de belirttiğim gibi bu problemlerin 2022’nin ikinci yarısından önce çözülmesi beklenmiyor. Yani 2022 yılı ilk çeyrekte ihracatta ciddi bir artış zor görünüyor.

Bir durum değerlendirmesi yapacak olursak; son iki ayda TCMB’nin politika faiz indirimleri ile birlikte yüksek kur artışlarını görmemize rağmen ekonomik modelin işaret ettiği cari fazlaya dair bir sinyal yok. 2022 yazında turizm gelirlerinde bir artış beklenebilir. Bu da cari dengeyi geçici olarak olumlu etkileyebilir. Ancak modelde anlatılan döviz birikimini sağlamaya yeterli olmayacaktır. Dış ticaretimizdeki yapısal sorunları çözmeden, ihracat ve ithalatımızın yapısını değiştirmeden cari dengede ancak geçici iyileşmelerle karşılaşıyoruz. Nihayetinde başladığımız yere geri dönüyoruz.

Devamını Oku

Asya’da Yeni Ticaret Bloğu, RCEP, Yürürlükte

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biz kendi ekonomik gündemimizle yoğunlaşmışken Dünya’da dengeler değişiyor, ticaretin rotaları yeniden yazılıyor. 1 Ocak 2022’de Asya Pasifik’te Dünya’nın en büyük ticaret bloğu olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik İşbirliği (RCEP) Anlaşması yürürlüğe girdi. Şimdilik onay süreci on ülkede tamamlandı. Diğer beş ülkede de onay süreçlerinin tamamlanması birkaç ay içinde bitecek. Bu anlaşma Çin, Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda ile on ASEAN (Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler, Singapur, Bruney, Vietnam, Laos, Myanmar, Kamboçya) ülkesini Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ile birbirine bağlıyor.

RCEP, 2011 yılında ABD’nin Asya Pasifikte başlattığı Trans Pasifik İşbirliği Anlaşması görüşmeleri başlayınca Çin’in karşı bir hamle ile ortaya attığı bir anlaşma teklifi aslında. Her ne kadar Trump 2017 yılında göreve başlar başlamaz Trans Pasifik Anlaşmasından çekilse de RCEP müzakereleri ASEAN çerçevesinde devam etti. Anlaşma on beş ülke tarafından Kasım 2020’de imzalandı. Başlangıçta Hindistan da müzakereci devletler arasında yer almasına rağmen Çin ile rekabetten çekinerek 2019’da müzakerelerden çekildi.

Bu anlaşma ile Dünya’nın en büyük ticari bloğu oluştu. Dünya nüfusunun yaklaşık %30’u bu bölgede yaşıyor. Dünya GSYH’sında bölgenin payı %30.5. Bu oran ABD-Kanada- Meksika ticaret bloğunun %28.5’lik payını geçiyor. Bölge içindeki ticaret hacmi ise yaklaşık 2.3 trilyon dolar. Bu sayısal üstünlüklerinin yanında bu anlaşma ilk defa Güney Kore, Japonya ve Çin’i bir STA ile birbirine bağlaması açısından da önemli.

RCEP Anlaşması tarımda ve otomotiv gibi sektörlerde istisna sağlasa da bölgedeki gümrük vergilerini %90 oranında azaltacak. UNCTAD gümrük vergilerindeki bu indirimler sayesinde bölgede ticaretin 42 milyar dolar artacağını bekliyor. Bu artışın 17 milyar doları vergi düşüşleri sonrası artan ticaretten, 25 milyar doları ise bölge dışından bölgeye sapan ticaretten kaynaklanacak. Bu kazançlar tüm ülkeler tarafından eşit paylaşılmayacak ne yazık ki. Japonya, Çin, Avusturalya, Güney Kore gibi ülkelerin düşen gümrük vergileri nedeniyle ticaretten daha kazançlı çıkmaları bekleniyor. Oysa daha az gelişmiş ülkeler zaten düşük gümrük vergilerine muhatap oluyorlardı. Dolayısıyla bu ülkelerin ticaret kazançlarının çok olması beklenmiyor.

RCEP’ten beklenen daha önemli bir kazanım ortak bir menşei kuralı getiriyor olması çünkü bölgede bu konuda bir karışıklık söz konusu. Asya Pasifikte bölgeselleşme yeni bir olgu değil. Bölgede hali hazırda 27 STA var. Bu anlaşmalarda farklı menşei kuralları belirlenmiş. Bu durum karışıklık yaratıyor ve üreticilerin imtiyazlı gümrük vergilerinden yararlanmasını engelliyordu.  Bölge ülkeleri arasındaki ticaretin yalnızca %22’si ticaret anlaşmalarının sunduğu imtiyazlı gümrük vergileri üzerinden yapılabiliyordu. RCEP ile birlikte 15 ülkede tek bir menşei kuralı geçerli oluyor ve bu da ticareti kolaylaştıracak. Ortak bir menşei kuralı küresel tedarik zincirleri açısından oldukça önemli çünkü özellikle kompleks küresel tedarik zincirlerinde mallar sınırlardan defalarca geçiyor. Bu durum RCEP içerisinde zaten yoğun olarak var olan küresel değer zincirlerinin gelişimini destekleyecek kuşkusuz.

Diğer yandan RCEP çok kapsamlı, derin bir anlaşma değil. Çevre, işgücü gibi konulara değinmiyor. Fikri mülkiyet hakları ile ilgili düzenlemeler yetersiz. Politik açıdan bakacak olursak, bu anlaşma Çin’in ticaret kurallarını empoze ettiği, oyun alanını şekillendirdiği bir anlaşma. Çin bu anlaşma ile oyun kurucu olma tarafına geçiyor. Bunun yanı sıra üretim modelini değiştirerek, daha sofistike, inovasyonu daha fazla önceleyen bir modele döndürdü. Bu anlaşma ile hedeflenen Çin, Güney Kore, Japonya tarafından yaratılan teknolojilerin Vietnam, Endonezya gibi üretim üslerinde üretilmesi ve Batılı ülkelere olan bağlılığın azaltılması. Üstelik bu ülkelerin nüfusları da hayli yüksek. Yeterli talebi sağlamak da kolay. Yani bölgenin Batı’dan bağımsız olarak hem üretmesi hem tüketmesi mümkün.

Diğer taraftan, ABD’nin Çin’e olan tutumu malum. Peki, ABD’nin müttefikleri Güney Kore, Japonya ve Avusturalya nasıl böyle bir bölgeselleşme içine girdiler? Nedeni ekonomik. Bu üç ülkenin de en önemli ticari partneri Çin. Üstelik RCEP sonrası en çok kazanacak ülkeler de bu ülkeler olacak. Bu ülkeler arasındaki küresel değer zincirleri kapsamında da ticaretin kolaylaşması ekstra bir avantaj sağlayacak.

Türkiye için Riskler ve Fırsatlar

Türkiye’nin bölge ülkelerine olan ihracatı çok fazla değil. 2020 yılında 7 milyar dolar ihracat yapmışız yani ihracatımızın %4’ü. Bu ülkelerden Güney Kore, Singapur ve Malezya ile de ticaret anlaşmamız olmasına rağmen ihracatımız düşük düzeyde. Yine de pazar kaybımız söz konusu olabilir. UNCTAD Türkiye’nin kaybının yaklaşık 200 milyon dolar olabileceğini tahmin ediyor.

Bizim açımızdan anlaşmanın küresel değer zincirlerindeki yaratacağı değişim daha önemli olacak. Eğer Çin, Güney Kore merkezli küresel değer zincirleri bloklaşır ve bölge içerisinde yoğunlaşırsa, ABD ve AB merkezli küresel değer zincirleri de üretimlerini başka ülkelere kaydırabilirler. Bu durumda üretim üssü olarak, Türkiye, Meksika, Brezilya gibi ülkeler daha düşük işgücü maliyetiyle öne çıkabilirler. Bu da bizim açımızdan bir fırsata dönüşebilir.

Özetle, Dünya ticaretinde oyunun kartları yeniden dağıtılıyor, bloklar yeniden şekilleniyor. Bizim de bu değişimi okuyabilmemiz ve ona göre kendimizi konumlandırabilmemiz gerek. Tabii bu değişimden yararlanabilmek ve üretim üssü olabilmek için önce istikrarı sağlamak önemli. İstikrarı sağlayamaz ve yatırım için uygun bir ortam oluşturamazsak, maalesef bu fırsatı da kaçırırız.

Devamını Oku

Tedarikte yaşanan sıkıntılar Türkiye için fırsat mı?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

2021 yılı ticarette rekor artışların yaşandığı bir yıl oldu. Özellikle aşıların yaygınlaşması ve pandemi korkusunun biraz olsun gerilemesi ile birlikte ertelenmiş talepler devreye girdi. Bu doğrultuda 2021 yılı toplam ticaret değerinin 28 trilyon dolar olarak açıklanacağı tahmin ediliyor. Kuşkusuz artan fiyatlar da ticaretin değerini arttırdı ancak hacim olarak da %8.3’lük azımsanmayacak düzeyde bir artış var.

Ticaretteki rekor artışlara rağmen, 2021 boyunca gündemimizde arz sıkıntıları daha fazla yer tuttu. Peki, 2022’de bu sorunlar çözülecek mi? UNCTAD bu konuda pek iyimser değil. 2022’de ticarette arz yönlü belirsizliğin hâkim olacağını bekliyorlar.

Öncelikle, maalesef pandemiden kurtulmuş değiliz. Yeni varyantlar ciddi riskler içeriyor. Omicron varyantının daha öldürücü olduğuna dair bir kanıt yok ama daha kolay bulaştığını biliyoruz. Üstelik Çin ve Asya Ülkelerinde yoğun kullanılan aşılar anlaşılan bu varyanta karşı pek etkili değil. Çin’in Covid’e karşı sıfır tolerans politikasını göz önünde bulundurursak, bu bölgede varyantın yayılmasına bağlı olarak üretim tesislerinde ya da limanlarda kapanmaların olması kaçınılmaz. Bu da tedarik sürelerinin uzaması ve de maliyetlerin artması demek.

Lojistikteki sıkıntılar biraz hafiflese de hala sürüyor. Geçtiğimiz ay limanların dışında boşaltılmayı bekleyen 600 konteyner gemisi bulunuyordu. Pandemi öncesine göre limanlarda bekleme süreleri çok arttı. 2020 Kasım ayında Los Angeles ve Long Beach Limanlarında 6 gemi boşaltılmayı bekliyorken 2021 Kasım’da bekleyen gemi sayısı 77’ye ulaştı. Konteyner fiyatları da oldukça yüksek seyrediyor. Drewery 40ft. konteyner endeksi Eylül’de tepe noktasını gördü ve 10 bin doları aştı. Kasım’dan sonra biraz hafiflese de hala 9 bin doların üzerinde. Bir yıl öncesine göre yaklaşık %119 fazla.

Limanlarda yaşanan sıkışıklık nedeniyle bekleme süresinin uzaması maliyetleri arttırıyor. Üstelik konteyner fiyatlarındaki artışlar da buna ekleniyor. Ama lojistikte yaşanan başka sorunlar da var. Limanlara gelen malların tırlarla nakliyesine devam ediliyor ancak ABD ve Avrupa’da tır şoförü bulmak zor. Avrupa’da 400 bin ABD’de ise 80 bin tır şoförü açığı olduğu biliniyor. Tır şoförünün yetersiz olması nakliyede gecikmelere neden oluyor.

Lojistikte yaşanan bu sorunlar için ülkeler önlem almaya çalışıyor ancak bu kısa vadede çözülebilecek bir sorun değil. ABD altyapı yatırım paketi çerçevesinde 17 milyar dolarlık bir liman yatırımı yapmayı planlıyor. Tüm dünyada konteyner gemisi siparişlerinde rekor seviyelerde artış var. Mevcut filonun %6.4’ü kadar yeni sipariş verilmiş. Ancak bu siparişlerin devreye girmesi kolay değil, 2022’nin üçüncü çeyreğini bulabilir.

Container XChange’in 800 lojistik firması ile yaptığı ankette, katılımcıların %54’ü lojistikte sorunların 2022’de de devam edeceğini söylerken %11’i daha da kötüye gideceğini belirtmiş. McKinsey, Deloitte gibi uluslararası danışmanlık veren firmalar da lojistikte sorunların 2022’nin ikinci yarısından önce çözülmeyeceğini beklediklerini açıkladılar.

Arz cephesinin bir diğer sorunu ise çip krizi. Çip krizi önemli ölçüde üretim kısıtlarına neden oluyor. IHS Markit verilerine göre 2021 yılında çip krizi nedeniyle otomotiv sektöründeki kayıp 500 milyar doları buldu. Bir çok otomotiv fabrikası çip krizi nedeniyle üretimi durdurdu. Peki çip krizi 2022’de çözülebilir mi? Aslında bu yönde yoğun çaba var. ABD bu sektörde teşvikleri arttırdı. Avrupa Birliği kapasitesini 2030’da iki katına çıkarmayı hedefliyor. Apple, Tesla gibi çip kullanıcıları çip üretim tesisi kurmaya başladılar. Çin otomotivde yoğun olarak kullanılan daha düşük teknolojiye sahip çiplerde üretim kapasitesini arttırdı. Ancak çip üretim tesislerinin kurulması ve faaliyete geçmesi uzun zaman alıyor. Kapasite artışlarının etkilerini ancak 2022’nin sonunda hissedebiliriz. Deloitte 2022’nin sonunda üretim kapasitesinin %36 artacağını tahmin ediyor.

Özetle; 2022’nin ikinci yarısından önce arz tarafında bir rahatlama zor görünüyor. Hatta birçok analist arz sıkıntılarının 2023’e kadar sürmesini bekliyor. Anlaşılan 2022 boyunca arz yanlı sıkıntıların maliyetler üzerindeki etkisini hissedeceğiz. Kapasite artışlarının devreye girmesi ile bu baskıların hafiflediğini görebiliriz.

Diğer yandan, yaşanan arz sıkıntıları Türkiye için aynı zamanda bir fırsat. Türkiye’nin Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına yakın olması tedarik zincirini kısaltmak isteyen üreticiler için önemli bir avantaj sunuyor. Örneğin; geçtiğimiz günlerde Japon firması Kaga Electronics Çin’de yaşanan ve yaşanması muhtemel arz sıkıntıları nedeniyle devre kartları üretiminin bir kısmını Türkiye’ye taşıyacağını açıkladı. Şirket Türkiye’de kuracağı tesisle Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına satış yapmayı hedefliyor. Tedarikte yaşanan sıkıntılar devam ederse bu örnekler çoğalabilir. Tüm dünyada ticaretin önündeki en önemli risk olan arz sıkıntıları Türkiye için bir fırsata da dönüşebilir. Hatta gelen şirketlerden ihtiyaç duyduğumuz teknolojiyi transfer etmek dahi mümkün olabilir.

Devamını Oku

“Stratejik Sanayi Politikası”

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hazine ve Maliye Bakanı yeni ekonomik modelin ayrıntılarını bir görsel yardımı ile kamuoyuna duyurdu. İhracatı ön plana çıkaran bir ekonomi modeli. Geçen hafta yazımda örnekleri ile anlattığım gibi ihracata dönük bir kalkınma modelinin başarılı olabilmesi bir sanayileşme politikası ile birlikte uygulanmasına bağlı.

Öyleyse ne yapmak gerekiyor? Benim önerim bu kısa vadeli çözüm arayışlarını bırakarak uzun vadeli bir bakış açısıyla bir sanayi politikası uygulamak. Bu hafta Dr. Güven Sak Hocamın da vurgu yaptığı gibi bir planlama teşkilatı kurmakla başlayabiliriz. Keza bizim Dünya’daki dönüşümü yakalamamız için de bu elzem. Üstelik Yeşil Mutabakata uyum kapsamında sanayimizi yeniden şekillendirmemiz, 2053 Net Sıfır Karbon hedefi doğrultusunda karbon emisyonlarımızı düşürmemiz gerekiyor. İşte bu nedenle benim önerim yeşil dönüşümle uyumlu yüksek teknolojileri destekleyen bir stratejik sanayi politikası.

Stratejik sanayi politikası denildiğinde Sovyet tarzı ya da devletin tamamen kontrolünde olan bir planlama sürecine dayanan sanayi politikasından bahsetmiyorum. Bahsettiğim, piyasa dostu, devletle özel sektörün birlikte rol aldığı, tüm paydaşların söz sahibi olduğu bir politika süreci. Eğitimden ARGE’ye, sanayi-üniversite işbirliğinden ekolojik inovasona tüm ayrıntıların düşünüldüğü ve tüm kurumlar için bağlayıcılığı olan bir sanayi politikası.

2008 krizinden sonra devletin merkezde olduğu sanayi politikaları daha fazla gündemde. Fransa ile Almanya 2018’de ortak sanayi politikasının şartlarını ortaya koydukları bir manifesto açıkladılar. Benzer şekilde, Çin Mayıs 2015’te “Made in China 2025” sanayi politikasını açıkladı. Devletin sanayi politikasında yönlendirici olduğu uygulamaları en piyasa ekonomisi olarak gördüğümüz ülkelerde bile görüyoruz. Örneğin ABD’de Gelişmiş İmalat Enstitüleri var ve bunlar imalat sanayiini yönlendiriyor. İş alemini, üniversiteleri ve laboratuvarları birbirine bağlıyor. Yine Hong Kong’ta Verimlilik Konseyi, teknoloji ve inovasyona teşvikler sağlıyor, hangi sektörün teşvik edileceğini belirliyor.

Türkiye’nin Stratejik Sanayi Politikası Nasıl Olmalı?

Birinci unsur sanayi politikası sofistike ürün yani yüksek teknolojili ürün üretmeye odaklı olmalı. Yapılan çalışmalarda yüksek teknolojili ürün ihraç edemeyen ekonomilerin kalkınma hamlesinde geri kaldıkları görülüyor. Örneğin Güney Kore’de yüksek teknolojili ürün ihracatının payı %32 iken Türkiye’de %3 civarında. Yüksek teknolojili ürünleri üretmek ve ihraç etmek hem teknolojinin diğer sanayi dallarına yayılmasına ve böylelikle toplam verimliliğin artmasına hem de ileriye ve geriye bağlantılarla diğer sektörleri geliştirmesine olanak sağlıyor. Bilgisayar, makine, ecza ürünleri gibi mallar ya da yazılım ve bilişim teknolojileri ile ilgili hizmetler yüksek teknolojili ürünler kapsamında yer alıyorlar.

Tabii yüksek teknolojili ürünleri üretmek kolay değil. Yoğun bir ARGE harcaması gerektiriyor. Bizim ARGE harcamalarımız OECD ortalamasının altında dahası uygulamada birçok sorun var. Stratejik sanayi politikası kapsamında ARGE politikasının yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Ayrıca bu sektörlerde özel sektörün de yatırım yapması teşvik edilmeli. Kurumlar vergisi istisnaları, selektif krediler firmaları teşvik etmek için uygulanabilir. Yine de özel sektörün bu sanayi dallarına girmesi zor. Çünkü daha gelişmemiş ve yeterince firmanın olmadığı bir sanayi dalı belirsizlik içerir. Devletin kendisinin bu sanayi dallarında faaliyete geçmesi belirsizliği azaltıp, özel sektörü arkasından sürükleyebilir.

Yabancı direk yatırım ve küresel tedarik zincirlerine dâhil olmak da yüksek teknolojili ürün üretmek ve ihraç etmek için bir araç olarak kullanılabilir. Ancak bu teknolojinin yerli firmalara ve endüstrinin tamamına yayılmasını sağlamak lazım. Bu noktada iki farklı örneğe bakmakta fayda var. Singapur doğrudan yabancı yatırımla teknoloji transfer etti. Teknoloji diğer sektörlere, ekonominin tamamına yayıldı ve genel olarak toplam faktör verimliliğini arttırdı. Ancak Malezya’da teknoloji sadece yabancı şirketlerde kaldı ve ülkenin tamamına yayılmadı. Singapur’da kişi başına gelir 1970’ten itibaren 60 kat artarak 60 bin dolara çıkarken,  Malezya’da aynı dönemde 26 kat artarak 10 bin dolara ulaştı.

Ayrıca yüksek teknolojili ürün üretmek, eğitim politikasının da uyumlu olmasını gerektiriyor. Bu sektörlerde çalışacak nitelikli personelin yetiştirilmesi için hem lisans hem de lisansüstü düzeyde bölümlerin açılması, araştırmacıların bu alanlara yönlendirilmesi önemli.

Stratejik sanayi politikasında ikinci unsur; sanayi politikasının yeşil dönüşüme odaklı ekolojik inovasyona öncelik vermesi. Yani teknolojinin aynı zamanda karbon yaratan değil 2053 net sıfır hedeflerimiz doğrultusunda karbon salınımını azaltan nitelikte olması gerekir. Yüksek teknoloji geliştiren aynı zamanda da çevre dostu projeler için ucuz ve uzun vadeli krediler bulmak oldukça kolay üstelik. Hem AB hem de Avrupa İmar ve Kalınma Bankası bu dönüşümün finansmanında avantajlı krediler sunuyorlar.

Stratejik sanayi politikasının üçüncü unsuru rekabeti hem içeride hem de dışarıda sağlamak. Bu doğrultuda iç piyasalarda haksız rekabeti azaltacak düzenlemeler yapmalı, yurt dışı piyasalarda ise dış rekabete kapıyı kapamamalı. Rekabet piyasayı dinamik tutan unsurlardan biri. Piyasalarda rekabetin olmaması firmaların inovasyon teşvikini azaltıyor, dolayısıyla istenilen teknoloji düzeyi yakalanamıyor. Bu diğer taraftan dışa kapalı bir sanayileşmeden kaçınmak gerektiği anlamına da geliyor. Korumacılık yükseldikçe firmalar uluslararası rekabetten uzak, inovasyon ve verimlilik artışına ihtiyaç duymadan devam edebiliyor.

Devletin Rolü

Stratejik sanayi politikasında devletin önemli görevleri var. Bir defa hangi sektörlerin seçileceği, kaynakların nereye yönlendirileceği önemli. Yüksek teknolojili, ileriye ve geriye bağlantıları olan sektörler seçilmeli. Bu sektörlere ne kadar destek sağlanacağı planlanmalı ve her şeyden önemlisi performans kriterleri olmalı. Zaman zaman gözden geçirilmeli. Eğer o sanayi dalı iyi bir performans göstermemişse nedenlerine bakılmalı ve gerekirse vazgeçilmeli. Kaynakların nasıl yönlendirileceği hazırlanacak stratejik planlarla gerçekleştirilmeli. Bu stratejik planlar devlet kurumları için bağlayıcı olurken özel sektör için ise yönlendirici olmalı.

Devletin ikinci bir görevi de gerekli koordinasyonu sağlamak olmalı. Bu koordinasyonun sağlanmasında görevli bir kurum olması, tüm paydaşları bir araya getirip koordine etmesi düşünülebilir. Keza stratejik sanayi politikası; rekabet politikası, eğitim politikası, dış ticaret politikası gibi birçok alanla ilgili ve birçok paydaşı var. Tek bir çatı altında bu politikaların koordinasyonu oldukça önemli.

Özetle; Türkiye ekonomisinin faiz, kur, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkması ve kalkınmış bir ekonomi olabilmesi için sanayisinde yapısal dönüşüm yapması şart. İhracata dönük bir model izlenebilir ancak bu tek başına yeterli olmaz. Bu modelin stratejik bir sanayi politikası ile desteklenmesi gerekiyor.

Keza başarılı olmuş bütün örneklerde başarılı olmuş bir sanayi politikası var.

Devamını Oku

Yeni Ekonomi Modeli: İhracata Dönük Kalkınma

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir süredir TCMB politika faizini düşürüyor ve döviz kurları da beraberinde artıyor. Bunun arkasında ise ihracatın teşvikine dayanan bir ekonomi modeli olduğu vurgulanıyor. Tartışmalar önceleri Çin modeli üzerinde yoğunlaşmıştı. Son günlerde ise Türkiye tipi bir model olduğu ama temelinde düşük kurla ihracatın teşvik edileceği ifade ediliyor.

Yayınlanan birkaç rapordan çıkardığımız üzere, modelin özeti şöyle: faizler düşecek, kur yükselecek, ihracat artacak ve bu sayede ekonomik büyüme sağlanacak. İhracata dönük kalkınma için bu yeterli mi? Ne yazık ki hayır.

İhracata dönük kalkınma

İkinci Dünya Savaşından sonra gelişmekte olan ülkeler, kalkınma hamlelerini gerçekleştirmek için yüksek gümrük vergileri uygulayarak içeride sanayilerini geliştirmeye çalıştılar. Ancak bu ülkelerin birçoğunda bu sanayiler hantal çalıştı, rekabetten uzak olduklarında maliyet düşüşü gerçekleşmedi. 1970’li yıllarda art arda yaşanan Petrol Krizleri bu ülkeleri yüksek enflasyon, yüksek işsizlikle karşı karşıya getirdi.

1980 sonrasında ise Washington Uzlaşısı doğrultusunda IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumların da etkisi ve yönlendirmeleri ile gelişmekte olan ülkeler liberal dış ticaret politikaları uygulamaya başladılar. Bu durum gelişmiş ülkeler tarafından da destekleniyordu. Bu ülkeler daha fazla rekabet ettikçe ihraç mallarının fiyatları düşüyor, ticaret hadleri gelişmiş ülkeler lehine dönüyordu.

Gelişmekte olan ülkelerin ihracatlarını arttırabilmeleri için maliyetlerini düşürmeleri gerekiyordu. Bunun için de ülkeler gerek kurları yükselterek, gerekse sendikalaşmayı azaltarak reel ücretleri düşük tuttular. Ancak bu ülkelerden bazıları (Doğu Asya Ülkeleri) başarılı olup hızlı büyüme patikasına girerken bazıları (Meksika gibi) yeterince başarılı olamadılar.

Doğu Asya ülkeleri ya da başka deyişle Asya Kaplanları, dışa açılma süreçleri içerisinde başarı kaydettiler. Ancak bu ülkeler arasında bile farklar var. Örneğin Güney Kore ve Hong Kong bu ülkeler arasında en hızlı kalkınanlar olurken Tayland ve hatta Çin daha geç sanayileştiler. Güney Kore’nin kişi başına milli geliri 1960 yılında ABD’nin %5’i iken 2019’da bu oran %57’ye çıktı. Hong Kong’un kişi başı milli geliri ise aynı dönemde %14’ten %61’e yükseldi.

Dışa açılma süreci sadece Asya kıtasında hâkim değildi. Amerika kıtasında da Meksika 1980 başlarında yaşadığı borç krizinin ardından IMF yönlendirmesi ile liberalleşme sürecine girdi. 1980 yılında Meksika’da kişi başı gelir ABD’nin yaklaşık %25’i iken, 2019’da bu oran %12’ye düşmüştü.

Bu iki farklı kıtadaki ülkeler ihracat temelli büyüme sürecine girdiler ve liberal dış ticaret politikası uyguladılar. Peki,  bu fark nereden kaynaklanıyordu?

Doğu Asya ülkelerinde yüksek bir büyüme performansı yaşanırken Meksika’da büyüme çok hızlı değildi. Güney Kore 2008 krizi öncesindeki 25 yıl yılda ortalama %7 büyürken, Meksika aynı dönemde yıllık olarak ortalama %2.25 büyüdü. Bunun aslında çok önemli bir nedeni var. Evet, Doğu Asya Ülkeleri dışa açık sanayileşme modeli uyguladılar, ama bunu yapısal politikalarla desteklediler. Eğitim reformları yaptılar. Ekonomide düşük verimli sektörlerden yüksek verimli sektörlere doğru yapısal bir dönüşüm uyguladılar. Teknoloji transfer ettiler. Tabii ki bunlar uzun vadeli planlar sayesinde gerçekleşti, kaynaklar öncelikli alanlara yönlendirildi. Bu sayede işgücünün verimliliği yükseldi, ücretler verimliliğin altında kaldığından bir rekabet avantajı sağlandı.

Meksika’da da ücretler baskılandı, Peso eksik değerli tutuldu. Maquiladora olarak bilinen üretim bölgelerinde fabrikaların vergi ödemeden hammadde ve ara malı ithalatı yapması ve mamûl mala dönüştürerek satması hedeflendi. Yine bir takım vergi avantajları sağlandı. Ancak istenilen büyüme yakalanamadı.  Maquiladora’ların ithalat bağımlılığının %75 olduğu ortaya çıktı.

Bu iki farklı ihracata dönük strateji bize gösteriyor ki, parayı eksik değerli tutmak ihracatla kalınmak için yeterli değil. Yapısal bir programla desteklenmeyen ekonomi modellerinin uzun vadede başarı şansı yok. Kapsamlı bir eğitim reformu, teknoloji geliştirecek şekilde teşvikler sağlayan bir ARGE politikası, yatırım ortamını iyileştirecek bir hukuk reformu olmadan ekonomik modelin de başarı şansı olmuyor.

Dışsal faktörler

Yukarıda saydıklarımın yanı sıra modelin başarısı birçok dış faktöre de bağlı. Sonuçta ihracat ile büyüyeceksek dış talebin olması, mal sattığımız ülkelerin korumacı davranmamaları, bizden mal almayı sürdürmeleri gerekli.

Doğu Asya ülkeleri bu modeli uygularken sxerbest ticaret herkes tarafından kabul edilmiş ve liberal politikalar hüküm sürüyordu. Oysa şimdi ticaretin bu kadar serbest olduğu bir ortamda değiliz. 2008 krizi sonrası ülkeler daha fazla korumacı politika uyguluyorlar. Çevre ve işgücü politikaları ticarete konu ediliyor. Tarife dışı engeller, teknik engeller ticareti kısıtlamak adına kullanılabiliyor.

Artan rekabetimiz karşısında diğer ülkeler bize karşı korumacı bir ticaret politikası izleyebilirler. Örneğin, bizim kur manipülasyonu yaptığımızı iddia ederek ticaretimizi kısıtlayıcı önlemler alabilirler. Bu durumda bir yandan kuru yükseltip iç talebi baskılarken, dış talep artışında da istediğimiz ivmeyi yakalayamayabiliriz.

Özetle, ihracata dönük stratejinin yapısal politikalarla desteklenmediği sürece başarı şansı pek yok. Üstelik içinde bulunduğumuz konjonktür bu dönüşüm için bize pek rahat bir ortam sağlamıyor. Sonuçta, böyle bir program uygulanacaksa bu uzun vadeli bir plan dahilinde olmalı. Eğer yapısal politikalar devreye girecekse bunlar zaman ufku içerisinde açıklanmalı. Serbest ticaretin devamı ve pazarların çeşitlendirilebilmesi için neler yapılabileceği tartışılmalı.

Kervan yolda düzülür mantığı ile yola çıktığımızda tekrar başladığımız yere dönüyoruz maalesef.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.