26 Ekim 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

Bursa 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Doç. Dr. Filiz Eryılmaz

Doç. Dr. Filiz Eryılmaz

25 Ekim 2021 Pazartesi

Faiz Kararı Sonrası Dolar ve Borsa

0

BEĞENDİM

ABONE OL

21 Ekim tarihli PPK toplantısında politika faizi için piyasa bu ay 50-100 baz puan arasında bir indirim bekliyordu. 50 baz puan için hakim beklentiydi denebilir. Üstelik kurda son günlerde yaşadığımız tansiyon nedeniyle bu ay Merkez Bankası faiz indirimini pas geçer diyen bir kesim de yok değildi. Peki sonuç ne oldu? Malumunuz olduğu üzere TCMB bu ay piyasa beklentilerin çok üzerinde tamı tamına 200 baz puanlık bir faiz indirimi yaptı.

Tabi böylesine yüksek ve de sürpriz bir faiz indirimi sonrasında gözler faiz karar metnine çevrildi. Çünkü herkes neden böylesine yüksek bir faiz indirimi yapıldığını merak ediyordu. Metnin geçen aykinden çok farklı olmadığını söyleyerek başlayabilirim. Faiz indiriminin temel gerekçelerinden biri olarak yine çekirdek enflasyon işaret edilmiş. Yani aslında metne bakılırsa TCMB çekirdek enflasyondan pek de vazgeçmiş değil. Ama uygulamaya bakılırsa vazgeçmiş!

Metinde sıkı parasal duruşun ticari kredileri baskıladığı yani olumsuz etkilediği dile getiriliyor. Bu anlamda metnin tamamını incelediğimizde temel mesajın şu olduğu çok ama çok net anlaşılıyor; TCMB bundan böyle enflasyonla mücadeleyi bir kenara bırakmış, masaya ihracata dayalı büyüme unsurunu çıkarmıştı. Yani TCMB ben bundan böyle yüksek enflasyon pahasına da olsa büyüme amaçlı gevşek para politikasına geçiyorum mesajı veriyordu bize.

Metinde hala ne demek istenildiği üzerine tartışmaların devam ettiği bir kısım da var. Karar metninde ileriye dönük bir sözlü yönlendirme unsuru olarak politika faizini yılsonuna kadar aşağı indirmek için “sınırlı bir alan” kaldığı belirtiliyor. Peki şimdi buradan ne anlamamız gerekiyor? (1) Bu ay yaptığımız önden yüklemeli 200 baz puanlık faiz indirimi bu sene için son olacak ve sene sonuna kadar artık faiz indirmeyeceğiz mi?, yoksa (2) hala az da olsa faizi indirmek için aşağı doğru bir alanımız var haliyle az da olsa bir indirim yapacağız demek mi? Bu konuda farklı görüşler var. Açıkçası ben bu konuda biraz kötümserim ve ikinci görüşe katılıyorum. Yani sene sonuna kadar bizi en az 100 baz puanlık indirim beklediği kanaatindeyim.

Gelelim karar sonrası piyasanın tepkisine. Hiç kuşkusuz ve beklenildiği üzere böylesine majör ve sürpriz indirimi özellikle kur olumsuz karşıladı. Karar açıklanmadan hemen önce 9.29’dan fiyatlanan dolar/TL açıklamadan hemen sonra ani bir sıçrama ile 9.49 tarihi zirvesini gördü. Yazının yazıldığı sırada çoktan 9.59’a yükselmişti bile. Sizin anlayacağınız kurda bundan böyle yeni eşik değer 10.00 TL. Kurun aksine BİST-100 ise ilk olarak 1417’ye sert gerilese de çok kısa sürede toparlanarak haftalardır kıramadığı dirençleri geçerek 1479 seviyesinde haftayı kapadı.

Faiz kararından sonra herkes şu sorunun cevabını arar oldu, böylesine olumsuz bir faiz kararı sonrası BİST-100 neden yükselişe geçmişti?  Anlaşılan o ki bu sorunun birden fazla cevabı var gibi. İlk olarak kur artışı ile birlikte ucuz olan borsanın daha da ucuzlamış olması. Bizim borsamız muadili olan gelişmekte olan ülke borsalarına göre %20 daha ucuzken diğer gelişmekte olan ülke borsalarına göre ise %50 daha ucuz durumda. İkinci neden ise borsamızın dinamiklerinin artık çok farklı olduğu. Bir diğer deyişle borsamıza artık yabancı bıyıklı yatırımcıların hâkim oluşu. Bir inanışa göre bu yatırımcı grubu BİST-100’de olası bir düşüşü engellemek için elinden geleni yapıyor. Ve bu faiz kararı sonrası da öyle yapmıştı. Bir diğer neden olarak şu ileri sürülüyor; faiz kararı sonrası kurun artması ile döviz geliri yüksek olan hisselere talebin artmış olması BİST-100’ü destekledi. Yine başka bir dillendirmeye göre ise yukarıda bahsettiğim TCMB’nin karar metnindeki sınırlı alan vurgusu piyasa tarafından artık faiz indirimi olmayacak olarak yorumlandığından BİST-100 yükselişe geçmişti. Şurası kesin ki kısa vadede olumlu bir hikâye olmamasına rağmen BİST-100’de yön yukarı olacak.

Devamını Oku

“Stagflasyona mı Giriyoruz?”

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandemiden çıkış sürecinde son günlerde küresel piyasaların canını bir hayli sıkan ve çokça tartışılan bir konu var gündemde; “stagflasyon”. İsterseniz ilk önce stagflasyonun ne olduğuna bir bakalım. Stagflasyon bir ekonomide enflasyon ile durgunluğun (işsizliğin) aynı anda görülmesi demek. Yani ekonomiler için iki kötü bir arada, biri enflasyon biri de durgunluk. Bu açıdan ekonomilerin hiç ama hiç içinde bulunmayı istemeyecekleri bir durum. Neden mi?

İlk olarak diyelim ki bir ekonomide enflasyon yüksek ama durgunluk yok yani ekonomik büyüme iyi. Bu durumda enflasyonu azaltmak için sıkı para ve maliye politikası uyguladığınızda enflasyon azalacaktır, tabi ekonomik büyüme biraz azalabilir ama durgunluğa düşmeden enflasyon belasından kurtulmuş olursunuz. Bir diğer ekonomide şu olsun; enflasyon düşük ama durgunlukta olan bir ekonomi olsun. Böyle bir ekonomide de genişletici para ve maliye politikası uyguladığınızda enflasyon biraz artacaktır ama ekonomik durgunluktan kurtulmuş olacaksınız. Peki ya hem yüksek enflasyon hem de durgunluk aynı anda söz konusu ise ne olacak? İşte o zaman işler zorlaşacaktır. Böyle bir durumda durgunluktan çıkmak için genişletici politikalar uyguladığınızda zaten yüksek olan enflasyon iyice yükselecektir, ki bu oldukça yükselen enflasyon zaten belirli bir süre sonra yeniden ekonomik büyümeyi yavaşlatmaya başlayacaktır. Yâda yüksek enflasyonla mücadele için daraltıcı politikalar uygularsanız durgunluk daha da derinleşecektir. İşte bu nedenle bir ekonominin hiç istemediği bir durumdur stagflasyon.

Peki ne oldu da son günlerde stagflasyon çok konuşulur oldu? Bildiğimiz gibi pandemi tüm ekonomileri olumsuz etkiledi. Pandemi sonrasında birçok ülkede hem enflasyon yükselmeye başladı hem de ekonomik büyüme yavaşlamaya başladı. İşte bu nedenle şimdi herkes şunu tartışıyor; acaba bu süreç stagflasyonu getirir mi ekonomilere? Açıkçası bu konuda şimdiden net bir şey söylemek çok mümkün gibi görünmüyor. İlk olarak küresel olarak enflasyon neden yükseliyor diye baktığımızda karşımıza arz dar boğazları ve tedarik zincirindeki aksamalar geliyor. Yani enflasyonu yükselten bu maliyet kaynaklı nedenler tam da pandeminin eseri. Haliyle küresel bir koordinasyon olmadan ve pandemi ile ilgili sıkıntılar geride bırakılmadan enflasyonu yükselten bu sorunların ortadan kalkması en azından kısa ve orta vadede çok kolay görünmüyor. Ama enflasyon konusundaki genel hâkim kanı enflasyonun kalıcı değil geçici olacağı yönünde. Eğer ki enflasyon kalıcı olmaz ise stagflasyon riski de azalmış olacaktır.

Son günlerde stagflasyonun çok konuşuluyor olmasının bir diğer nedeni de yükselen enflasyonla birlikte birçok ülkede ekonomik büyümede görülen yavaşlama. Dikkat ederseniz ekonomik yavaşlama diyorum henüz ekonomik durgunluk yok. Ama tabi böyle bir risk de var. Bu riski fitilleyen ise son aylarda Çin ve de özellikle Euro bölgesinde yaşanan ekonomik büyümede görülen yavaşlama oldu. Bu anlamda ABD’de zaman zaman büyümeye ilişkin makroekonomik verilerde de Çin ve Euro bölgesi kadar olmasa da beklenenin altında veriler görülebiliyor. Yani ABD’de için de bir stagflasyon riski yok değil. Bu anlamda ben ABD ve diğer ekonomiler için stagflasyona girip girmeyeceklerini temel de ücret artışlarının belirleyeceğini düşünüyorum. Enflasyon artarken ücretler de çok artacak mı ve ücretlerdeki bu artış verimliliğin üstünde mi altında mı olacak? Bu meselenin önemli olduğunu düşünüyorum. Hiç kuşkusuz asıl önemli mesele arz dar boğazları ve de özellikle tedarik zinciri ile ilgili sorunlar çözülebilecek mi? Tabi bir de dünyanın gündeminde enerji krizi var. Bu enerji krizinin de seyri de stagflasyona girip girmemekte belirleyici olacaktır.

Peki Türkiye için durum ne, bizde de stagflasyon riski var mı?

Daha önceleri Türkiye ekonomisi 1948 ve 1991 yılında stagflasyonla karşılaşmıştı. 2008 ve 2018 yıllarında da de stagflasyona yaklaşan bir haldeydi. Şu anki konjonktürde Türkiye ekonomisinde enflasyon çok yüksek ama ekonomik durgunluk söz konusu değil. Bu anlamda bir stagflasyon riski şimdilik çok yüksek görünmüyor. Bu noktada en büyük risk çok yüksek olan enflasyon kanadında gibi görünüyor. Yukarıda bahsettiğim pandemi kaynaklı küresel sorunlar artar ve derinleşirse bu bizi de hem enflasyon kanadı hem de büyüme kanadında olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle bizim içinde diğer ülkelerde olduğu gibi temel belirleyici ilk olarak bundan böyle pandeminin nasıl seyredeceği ve de özellikle tedarik zinciri, arz darboğazları ve enerji krizlerinin ne boyutta ilerleyeceği olacaktır.

Bu konuda son değinmek istediğim mesele şu. Küresel anlamda stagfalsyon riskinin daha da artmaması için özellikle büyük ülke Merkez Bankalarının da uygulayacağı politikalar önemli olacaktır. Özellikle bu süreçte para politikaları belirlenirken yükselen enflasyonun kaynağı talep kaynaklı mı yoksa arz kaynaklı mı bunun doğru belirlenip ona göre para politikalarının uygulanması gerek. Örneğin enflasyonun kaynağı ağırlıklı olarak maliyet enflasyonu ise bu durumda sıkı para politikaları enflasyonu çok düşürmeyeceği gibi ekonomik büyümeyi daha da azaltarak stagflasyonu tetikleyebilir. Bu nedenle pandemi sürecinde uygulanan  politikalar da stagflasyon riskini artıran ya da azaltan önemli bir unsur olacaktır.

Devamını Oku

Dolarda Tansiyon Daha da Artabilir!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta hem içeride hem de dışarıda piyasalar için oldukça hareketli bir haftaydı. İlk olarak enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon kalıcı olacak ve stagflasyon mu geliyor ve bir de bir diğer Çin’li gayrimenkul şirketi Fantasia’nın da borçlarını ödeyememesi hafta başında piyasaları fena halde bozdu. Fakat Salı günü ABD’den ve Euro bölgesinden gelen beklenti üstü hizmet sektörü PMI verileri ve yine ABD’nin beklenti üstü fabrika siparişleri ve ISM imalat dışı PMI verileri piyasaya Salı gününden itibaren moral verdi. Bir de üstüne Çarşamba ve Perşembe günü Rusya’nın doğalgaz darboğazı için Avrupa’ya yardım edeceğini söylemesi, ardından ABD ile Çin başkanlarının sene sonuna kadar online bir toplantı yapacağı ve de ABD’de borç tavanı konusunda Demokratların Cumhuriyetçilere destek vermesi risk iştahını daha da toparladı. Bu gelişmelerle Cuma gününe geldiğimizde ABD 10 yıllık tahvil faizleri 1.56 seviyesine, dolar endeksi ise 94.4 seviyesine ulaştı.

Tabi dananın kuyruğu Cuma saat 15.30’da ABD tarım dışı istihdam verisinin açıklanması ile koptu. Bu veri oldukça önemliydi. Çünkü FED’in Kasım ayında taperinge başlayıp başlamayacağını büyük ölçüde bu veri belirleyecekti. ABD’de açıklanan tarım dışı istihdam raporunda tarım dışı istihdam verisinin yanı sıra işsizlik oranı, ortalama saatlik kazançlar ve ortalama saatlik gelirler gibi işgücü piyasasına ait temel göstergelerde açıklanıyor. Rapora baktığımızda Eylül ayı tarım dışı istihdam verisinin 199 binlik artışla beklentinin çok altında (beklenti 500 bindi) geldiğini görüyoruz. Ama bunun yanında işsizlik oranının büyük bir sürprizle %4.8’e (beklenti %5.1) gerilediğini görüyoruz. FED’in bu sene sonu için işsizlik beklentisi %4.8. Yani bu demek oluyor ki FED 3 ay öncesinden işsizlik hedefine ulaşmış durumda. Öte yandan ortalama saatlik kazançların %0.6’lık artışla ile (beklenti %0.4’tü) yine beklenti üstü ve ortalama saatlik gelirlerinde %4.6’lık artışla beklentiye paralel geldiğini görüyoruz. Yani her ne kadar tarım dışı istihdam verisi beklenti altı gelse de diğer 3 veri özellikle de işsizlik oranı ABD’nin istihdam piyasasının toparlandığının göstergesi. Üstelik iyi gelen saatlik kazanç ve gelirlerin de enflasyonu talep kanalıyla artırma riski de var.

Toparlayacak olursam eğer bu gelen bu verilerin FED’in kafasındaki tapering tarihini çok öteleyeceğini düşünmüyorum. ABD medyasında dillendirilen şöyle bir hipotez var, paylaşmak isterim; eğer FED son zamanlarda enflasyonun daha da kötüleşmesine neden olan tedarik zincirinin daha da kötüleşeceğini düşünmez ise taperingi biraz öteleyebilir. Bakalım bu hafta FED yetkililerinden nasıl bir sözlü yönlendirme gelecek, durum hala belirsiz şu an.

Bu gelişmelerle birlikte dışarıda güçlenen dolar endeksi içeride de artmaya devam eden enflasyonla güç kaybeden TL ile kur yine bu hafta 8.99’luk tarihi zirvesinde. Herkes şimdi merakla dolar/TL kuru nereye gider onu merak ediyor. Son günlerde 8.80-8.90 bandına sıkışan kurun Perşembe günü TCMB’nin 21 Eylül’de en az 50 baz puanlık indirim yapacağının fiyatlanmaya başlamasıyla 8.90 üzerine atak yaptı. Yazının yazıldığı sırada da 8.99 düzeyinden işlem görüyordu. Kurda 8.74 üzeri fiyatlamalar yükseliş ivmesine denk düşüyor. 8.89 üstü seviye ise yükselişlerin hız kazandığı bölge. Kısa vadede hem ABD 10 yıllıkları hem de dolar endeksi yükseliş beklentim olduğundan ve içeride de artan enflasyona rağmen para politikasındaki belirsizlik nedeniyle kısa vadede yeni tarihi zirveler görmemiz hayli olası. Olur da 9.00 psikolojik direnci yukarı yönlü kırılır ve kalıcılık sağlanırsa kısa vadede yeni hedef 9.30 seviyesi olacaktır. Kısa vadede düşüş ivmesi bir hayli zor. Sadece kısa vadeli geri çekilmeler görülebilir. 8.60 altı fiyatlamalar olmadıkça kurda tansiyon bitti denemez.

Devamını Oku

Enflasyon Geçici mi Kalıcı mı?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta gündemde yine Powell vardı. Powell biri kongre önünde biri de Avrupa Merkez Bankası’nın düzenlediği merkez bankası panelinde olmak üzere yaptığı iki konuşmada piyasanın gidişatını bozdu ve özellikle de borsalara sert satışlar getirdi. Powell darboğazlar ve tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar düzelmediği gibi daha da kötüye gittiğini görmek “can sıkıcı” dedi. Bu durumun gelecek yılda devam edeceğinin de altını çizdi. Ayrıca bu yılın başına oranla enflasyonun “daha endişe verici” olduğunu da ekledi. Asıl önemli olan ise hiç kuşkusuz “enflasyonun tahmin ettiklerinden daha uzun süre yüksek kalabilir” cümlesiydi. Sizin de anlayacağınız gibi Powell artık “enflasyon geçici” inadından vazgeçmiş gibi görünüyor.

Powell’ın bu açıklamaları geçtiğimiz Salı günü piyasaların tadını kaçırdı. Peki neden? Çünkü FED artık enflasyonu yavaş yavaş kalıcı bir sorun olarak görmeye başladı. Powell hep ne diyordu, olur da enflasyonda bir kalıcılık sezersek gerekli para politikası araçlarını devreye sokmaktan çekinmeyeceğiz. Yani sadece tapering değil faiz artışları da daha erken gündeme gelebilir anlamına geliyor bu. İşte bu nedenle enflasyonun kalıcı olması piyasalarda sıkılaşma adımları daha erken gelebilir olarak yorumlandığı için Powell’ın konuşması sonrasında ABD 10 yıllık tahvil faizleri son 3 ayın zirvesi olan 1.56 seviyesine, dolar endeksi ise 94.5 ile son bir yılın zirvesine ulaştı.

Şimdi gelelim bu konuyla ilgili bir diğer önemli noktaya. Powell çok değil bundan daha bir hafta önce 22 Eylül’de yaptığı konuşmada oldukça rahat “enflasyon geçici” diyordu. Peki bir hafta da değişen ne oldu da FED üstü kapalı da olsa enflasyon geçici değil dedi. Benim bu konudaki düşüncem şu; FED uzunca bir süredir enflasyonun geçici olmadığını biliyordu ama geçici diyerek top çeviriyordu. Bence buradaki asıl amaç enflasyondaki asıl gidişattan çok da emin olmadan piyasanın tadını kaçırmak istemiyordu. Ama durumdan emin olunca ve daha da önemlisi tapering takvmininin sözlü yönlendirmesini de yaptıktan sonra “enflasyon aslında geçici değil” sözlü yönlendirmesine başladı. Çünkü FED ve Powell enflasyon geçici söylemleriyle çok eleştiriliyor ve rasyonellikten uzak bulunuyordu. Bu nedenle bir kredibilite kaybı da söz konusuydu. Enerji krizinin de baş göstermesiyle artık kaçacak yer kalmadığı için FED sözlü yönlendirmesinde bir değişikliğe gitti kanımca. 2013 yılından ağzı yanan FED’in bu süreçteki sözlü yönlendirmesi ve iletişim politikasını çok doğru ve güçlü buluyorum. Yani acele etmeden sindire sindire tek tek veriyorlar piyasaya mesajları. Ben de enflasyonun geçici olmadığını düşünenlerdenim. Kalıcı olacağına da inanmıyorum ve Powell’a da kelimesi kelimesine katılarak “daha uzunca bir süre yüksek enflasyonun” bizimle diyorum.

Tabi geçen hafta enflasyon kalıcı olacak meselesi gündeme gelince bir süredir kıyıda köşede dillendirilen “acaba ABD stagflasyona girer mi” konusu da yine gündeme geldi. Çünkü son aylarda önce Çin’in ekonomik büyüme verilerinin beklenti altında geldiğini gördük. Son günlerde Avrupa ve ABD verilerinin de delta varyantı kaynaklı beklenti altı gelmeye başlayınca hele birde Avrupa ve Çin’i olumsuz etkileyen enerji krizi de gündeme gelince piyasada “küresel büyüme yavaşlayacak” korkusu başladı. Ben şimdilik kesin bir stagflasyon yani yüksek enflasyonla durgunluğun aynı anda görülmesi riski görmüyorum. Bana kalırsa bu konuda en belirleyici durum verimlilik artışı ile ücret artışının ne olacağıdır. Şurası kesin enflasyonla birlikte ücretlerde de artacak ama ne oranda artacak? Aynı zamanda artan ücret artışları verimlilik artışlarının altında mı yoksa üstünde mi olacak? Bu noktada verimlilik artışlarının ücret artışlarının en azından ABD için daha yüksek olabileceğini düşünüyorum. Verimlilik artışı yüksek olursa hem enflasyonun hem de üretimin beklenenden daha az etkilenme durumu olur ve stagflasyon riski de daha düşük olur diye düşünüyorum. Son söz olarak pandeminin nasıl seyredeceğinin bu konudaki en büyük belirleyen olacağının da altını çizmek gerek.

Devamını Oku

Hoş Geldin Dolarizasyon!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merkez Bankası bu ayki PPK toplantısında “sürpriz yaparak” politika faizini 100 baz puan azaltıp %19’dan %18’ e indirdi. Sürpriz yaparak dedim çünkü bu ayki toplantıda hâkim beklenti faizlerin sabit tutulacağı yönündeydi. Ama “büyük sürpriz” yaparak demedim çünkü geçtiğimiz günlerde başkan Şahap Kavcıoğlu’nun manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyon vurgusu bazı piyasa oyuncularında çoktan faiz indirimi gelecek beklentisine neden olmuştu zaten. Buna rağmen en fazla 50 baz puanlık bir indirim gelir beklentisi vardı, yani 100 baz puanlık indirimi kimse beklemiyordu aslında.

Faiz kararını piyasalar nasıl karşıladı gelin ona bir bakalım.

Karar piyasada oldukça olumsuz ve rasyonellikten uzak olarak karşılandı. Sebebi ise ilk olarak TCMB’nin bu ayki faiz karar metnine baktığımızda beklenildiği gibi çekirdek enflasyona vurgu yaptığını görüyoruz. Oysa çekirdek enflasyon her ne kadar düşme eğilimine girmiş olsa da manşet enflasyon bir hayli yüksek. Ve anlaşılan o ki gıda fiyatları, enerji fiyatları ve aynı zamanda yüksek ÜFE-TÜFE makası ve hatta yükselen kur ile yüksek kalmaya devam edecek. Haliyle bizim gibi yüksek enflasyona sahip bir ülkede para politikası uygulamalarında manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyonu baz almak çok rasyonel değil. Çünkü halkın asıl alım gücünü etkileyen manşet enflasyon. Bu nedenle politika faizinin manşet enflasyonun altında olması ekonomiye zarar verecektir. Bu durum en azından kur artışını tetikleyerek döviz kuru geçişkenliği sayesinde enflasyonun yeniden artmasına neden olacaktır.

Faiz indirim kararının doğru olmamasının ikinci nedeni de dünya adım adım sıkılaşmaya doğru giderken bizim sıkı duruştan vazgeçmemizin de çok rasyonel olmaması. Hatırlayacak olursak TCMB faiz kararından bir gün önce FED’in Eylül ayı faiz ve tapering kararı vardı. Bu toplantıda FED’in ne diyeceği çok önemliydi. Powell her ne kadar tapering başlama tarihine ilişkin kesin bir tarih vermese de “şartlar elverişli olursa bir an evvel taperinge başlayacağız ve 2022 ortalarında da bitirmeyi planlıyoruz” minvalinde eskisine göre daha şahin bir konuşma yaptı. Eğer Ekim’in ilk Cuma’sı açıklanacak istihdam piyasası göstergeleri güçlü gelirse FED’in Kasım’da tapering takvimi açıklayıp Aralık’ta da azaltıma başlaması hayli yüksek bir olasılık. Yine şu anlaşıldı ki FED’den faiz artırımları da beklenenden daha önce gelecek. İşte böylesine bir dış konjontür varken yani güçlenen dolar ve yükselen ABD 10 yıllık tahvil faizleri ile biz de gevşek para politikasına geçilmesi ülkeden para çıkışlarını daha da artırarak borsaya sert satışlar getirmesinin yanı sıra kuru da yükseltecektir.

Ki öyle de oldu. Faiz indirim kararı sonrası bankacılık hisselerindeki sert satışlarla birlikte BİST-100’de satış dalgası başladı. Hele ki kur faiz indirim kararının hemen ardından 8.80 tarihi rekorunu tazelemekle kalmayıp yeni tarihi zirvesi 8.89’u çoktan test etti bile. Yazının kaleme alındığı sırada da 8.88 düzeyinden işlem görüyordu.

Önümüzdeki döneme bakıldığında kurda yeni tarihi zirveler görmemiz bir hayli olası. İlk olarak anlaşılan o ki TCMB bundan sonraki süreçte faiz indirmeye devam edecek. Ve sonrasında yakın bir zamanda ki bana göre Aralık’ta FED taperinge başlayacak. Bu gelişmelerle kurda yeni hedefin 9’lu seviyeler olma ihtimali oldukça yüksek. Kurda düşüşler kısa süreli geri çekilmelerle mümkün olacak gibi. Bana kalırsa bu geri çekilmeler alım fırsatı olarak değerlendirilecektir. O halde şimdiden hoş geldin dolarizasyon diyorum.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.