09 Ocak 2026 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.
24 Şubat 2023 Cuma
Gümrükten Eşya İthalatında TSE Sonucunu Etkileyecek İşlemler
"Ahlak kaybolursa her şey biter"
Rusya'nın saldırısı meşru mu?
Merkez Bankası'nın Faiz Kararı Ne Olacak?
Proses Besin Nedir?
Enflasyon %20’li Düzeylere İner mi?
Doğum yapan kadın işçi, 4857 sayılı İş Kanunu gereği öncelikle doğum öncesi ve doğum sonrası için tekil gebeliklerde 16 hafta süren analık raporu boyunca izinli sayılacaktır. Analık raporu sona erdikten sonra yine İş Kanunun gereği Kadın işçiye, analık izninin bitiminden itibaren isteği hâlinde altı aya kadar ücretsiz izin verilecektir.
Çalışan ücretsiz doğum izni kullanmak istiyorsa, en geç 1 ay önce işverene yazılı olarak bunu bildirmek zorundadır. İşveren çalışanın bu izin talebini karşılar, ücretsiz doğum izninde olduğu sürece iş sözleşmesini askıya alır ve işçiye ücret ödemez.
Kadın işçilerin doğumdan önce ve sonra çalıştırılmasının yasak olduğu toplam 16 haftalık (çoğul gebelikte 18 haftalık) süre, kıdem tazminatının hesaplanmasında kıdemden sayılır. Bu süre yıllık ücretli iznin hak edilmesi bakımından da çalışılmış gibi sayılan haller arasında yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 55. maddesinde yıllık izin bakımından çalışılmış gibi sayılan hallerde doğum izinlerini de saymaktadır.
Ücretsiz izin ise , çalışanın ücret almadığı ve çalışmadığı sürelerdir. Bu süreçte çalışanın iş sözleşmesi askıda olmaktadır. İş sözleşmesinin askıda olması, iş sözleşmesinin sona ermeden sadece çalışmaya ara verilmiş olmasıdır.
4857 sayılı iş kanunun da doğum sonrası ücretsiz izin kullanan kadın işçinin ücretsiz izin süresinin Kıdem Tazminatına dahil edilip edilmeyeceği hususun da bir açıklık getirilmemiştir.Bu nedenle uygulama da ücretsiz doğum izni de diğer ücretsiz izinlerinden farkı olmaksızın iş sözleşmesini askıya almaktadır. Bu sürede işçi çalışmamış kabul edilir ve kıdem süresi işlemez.Kıdem süresinin ücretsiz izin süresi boyunca işlemiyor olması, kıdem süresine bağlı hak edişlerde de bu sürenin hesaba katılmayacağı sonucunu getirir. Yıllık izin hak edişleri hesaplanırken de ücretsiz doğum izninden olunan süreler hesaba katılmadan kıdem süresine bakılacaktır.
Yıllık izin en az 1 yıl çalışma sonunda, gelecek hizmet yılı içinde kullanılmak üzere hak edilmektedir. 6 ay ücretsiz doğum izni kullanmış bir işçinin yıllık izin hak ediş tarihi 6 ay ileri ötelenmiş olacaktır.
Sonuç itibariyle ; Yargıtay kararların da, iş sözleşmesinin askıda olduğu süreler gibi çalışılmayan ya da kanun gereği çalışılmış sayılmayan süreler kıdemden sayılmamakta, kıdem tazminatına esas hizmet süresinin, ücretsiz izin süreleri düşüldükten sonra kalan süre olduğu belirtilmektedir. Buna göre, 16 (ya da 18) haftalık iznin bitiminden sonra 4857 sayılı İş Kanunu madde 74’e göre kadın işçinin talep etmesi durumunda işverenin vermek zorunda olduğu ücretsiz izin kıdemden sayılmayacaktır.
Usulüne uygun yapılmış olması koşulu ile bir maaş haczi yazısı tebliğ almış bir işveren; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 355. maddesi gereği “Devlet işlerinde veya hususi müesseselerde bulunan borçlu memur veya müstahdemlerin maaş ve ücretlerinden kesilmesi için icra dairelerinden yapılacak tebligatın kanuni muhatapları haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücreti miktarını nihayet bir hafta içinde bildirmeğe ve borç bitinceye kadar icra dairesinin tebligatı mucibince haczolunan miktarı tevkif edip hemen daireye göndermeğe mecburdurlar” işlem yapmak zorundadır.
Buna göre İşyeri ilgili çalışanının maaşından ¼ oranında kesinti yaparak icra dosyasına ödeme yapmak zorundadır. Aksi halde işverenin; İcra ve İflas Kanunu’nun devam eden 356. maddesinde “Yukardaki madde hükümlerine riayet etmemiş olanların kesmedikleri veya ilk vasıta ile göndermedikleri para ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın icra dairesince maaşlarından veya sair mallarından alınır.” Şeklinde olup işyeri belirtildiği şekilde borçlu çalışanının maaşından kesinti yapmadığı ancak yapması gereken miktar ile sorumlu olacaktır..
Yine, İcra ve İflas Kanunu’nun 357. maddesi “İcra dairesince kanuna göre yapılan tebliğ ve emirleri derhal yapmağa ve neticesini geciktirmeksizin icra dairesine bildirmeğe alakadarlar mecburdur. Makbul sebep haricinde tebliğ ve emirleri yapmayanlar hakkında ait olduğu dairece tahkikatı evveliyeye hacet kalmaksızın Cumhuriyet Savcılığınca doğrudan doğruya takibat yapılır.” uyarınca maaş haczine riayet etmeyen işverenin cezai sorumluluğu da ayrıca saklı tutulmuştur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 35. maddesinde, işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlasının haczedilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak maddenin devamında işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir denilerek nafaka borcu alacaklılarının hakları saklı tutulmuştur.
Buna göre işveren tarafından; nafaka borcu nedeniyle öncelikle aylık nafakanın tamamının, her ay borçlu çalışanın almakta olduğu maaşından kesilmesi gerekmektedir. Söz konusu bir çalışanın maaşı üzerinde daha eski tarihli bir haczin var olması halinde ise, nafaka alacağı yine öncelikli olarak kesilmelidir. Daha sonra, ücretin geri kalan kısmının ¼ miktarı varsa devam etmekte olan hacizler için kesilecektir.
Ancak aylık nafaka alacağı öncelikli alacak niteliğine sahip olup birikmiş nafaka alacağı öncelik sırasına tabi değildir. Birikmiş nafaka alacağı normal alacaklar gibi sıraya konulup, eski tarihli mevcut bulunan haciz veya hacizler bittikten sonra sırası geldiğinde yine aylık nafaka alacağının tamamı çalışanın maaşından kesildikten sonra geriye kalan ücretin ¼ miktarı kadar kesinti yapılarak icra dosyasına ödeme yapılacaktır.
Çalışan, maaşına haciz konulduğu tarihten önceki bir tarihte işyerinden ayrılmış veya maaş haczi kesintileri devam ettiği sırada işten ayrılır ise; işveren bu halde de maaş haczi yazısını tebliğ aldığı tarihten ve çalışanın işten ayrıldığı tarihten itibaren derhal SGK işten ayrılış bildirgesini de ekleyerek çalışanın işten ayrıldığına dair icra dairesine bilgi vermek zorundadır. Aksi takdir de işverenin cezai ve hukuki sorumluluğu doğabilecektir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun haksız rekabete ilişkin hükümleri hazırlanırken, İsviçre’de 1986 yılında kabul edilen “Haksız Rekabete Karşı Federal Kanun”dan esinlenilmiştir.
Haksız Rekabet, hem 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenmektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 54.maddesine göre, bu kısımda yer alan haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin amacının bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması olduğu belirtilmektedir. Buna karşın Borçlar Kanunu’nda yer alan düzenleme sistematik açıdan incelendiğinde asıl amacının haksız rekabeti oluşturan fiillerin işlenmesi ile ortaya çıkan zararın giderilmesi olduğu görülmektedir.
Haksız rekabetin tanımı (TTK m. 54/2): “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklindedir.
• Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışların veya bu niteliklerdeki ticari uygulamaların varlığı, TTK kapsamında haksız rekabetin oluşması için şart olarak aranmaktadır.
• Haksız rekabetin varlığı için bir zararın oluşması şart değildir.
• Haksız rekabetin oluşabilmesi için taraflar arasında herhangi bir rekabet ilişkisinin varlığı aranmamaktadır.
Haksız rekabetten söz dilebilmesi için kusur şartı da aranmamıştır. Kusur tazminat talep edebilmek için aranan bir şarttır.
Haksız Rekabet Halleri
Haksız rekabet teşkil eden haller Türk Ticaret Kanunu 55.madde hükmünde örnekleme yoluyla sayılmaktadır. Bundan dolayı haksız rekabet teşkil eden haller bunlarla sınırlı değildir. Buna göre ilgili hükümde sayılan başlıca haksız rekabet halleri şunlardır:
a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar
b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek
c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma
d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur
e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.
f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak; özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan veya sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.
Haksız Rekabet Halinde Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Hukuki Sorumluluk ve Açılabilecek Davalar
Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse;
a) Fiilin haksız olup olmadığının tespiti davasını,
b) Haksız rekabetin meni davasını,
c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını,
d) Kusurun varlığı halinde zarar ve ziyanın tazminini,
e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir.
Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler.
Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler.
Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur.
Kararın İlanı
Türk Ticaret Kanunu 59.madde hükmünde yer alan düzenleme uyarınca mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilmektedir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler.
Zamanaşımı Süresi
Haksız rekabet halinde açılabilecek olan davalar, dava yöneltmeye hakkı olan tarafın bu hakkını öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde dava hakkının doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olmaktadır.
İhtiyati Tedbirler
Dava açma hakkını haiz bulunan kişinin talebi üzerine mahkeme, mevcut durumun olduğu gibi korunmasına, haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, haksız rekabetin önlenmesine ve yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesine ve diğer tedbirlere Hukuk Muhakemesi Kanununun ihtiyati tedbir hakkındaki hükümlerine göre karar verebilmektedir.
Mahkeme ayrıca, hak sahibinin yetkilerine tecavüz oluşturması hâlinde cezayı gerektiren haksız rekabet konusu mallara, ithalat veya ihracat sırasında hak sahibinin talebi üzerine, gümrük idareleri tarafından ihtiyati tedbir niteliğinde el konulmasına karar verebilmektedir.
bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan