17 Eylül 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

Bursa 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Sakarya Zaferi’nin 100. Yılı Kutlu Olsun

“HATTI MÜDAFAA YOKTUR. SATHI MÜDAFAA VARDIR. O SATIH BÜTÜN VATANDIR. VATANIN HER KARIŞ TOPRAĞI VATANDAŞ KANI İLE ISLANMADIKÇA TERK OLUNAMAZ.” 26 Ağustos 1921 Başkomutan Mustafa Kemal

Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri’ndeki yenilgileri üzerine Yunan Hükümeti, kuruluş halindeki yeni Türk ordusunu daha da güçlendirmeden ezip dağıtmaya karar vermişti. Bu amaçla ordu mevcudunu 125.000 kişiye çıkarttı. Birliklerini yeni silah ve araçlarla donattı. Üç aylık bir hazırlıktan sonra 10 Temmuz 1921’de taarruza geçti. Türk ordusu, Kütahya – Eskişehir Muharebelerini kaybedince, Afyon, Kütahya ve Eskişehir elden çıktı. Ordumuz, savaşı daha elverişli bir alanda kabul etmek üzere Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildi. Düşmana hiçbir birlik kaptırılmamıştı ama ordu yarı yarıya erimişti. Bütün birliklerimiz, hızla takviye edilmeli, donatılmalı, savaş boyunca ihtiyaçları karşılanmalıydı. Oysa para yoktu, zaman da yoktu. Mevcut kötü durumdan Mustafa Kemal sorumlu tutulmaya çalışılıyordu. Sorumlu arayan bir takım meclis üyeleri, “ordu nereye gidiyor, millet nereye götürülüyor? Bu gidişin elbette bir sorumlusu vardır, o nerededir? Onu göremiyoruz. Bu günkü acıklı halin, feci durumun hakiki sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik.”

Umut Mustafa Kemal Paşa’da idi. Bazı üyelerin itirazına rağmen 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık görevine getirildi. Bunun üzerine meclise teşekkür eden Mustafa Kemal Paşa, “Milletimizi esir etmeye çalışan düşmanları mutlaka mağlup edeceğimiz hakkındaki inancının sarsılmadığını” ve bunu meclise, millete ve bütün dünyaya ilan ettiğini söyledi.

Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlığı fiili olarak üzerine aldıktan sonra ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için tedbirler almaya başladı. Bu maksatla 7-8 Ağustos 1921’de “Tekâlif-i Milliye” (milli yükümlülük) emri altında 10 emir yayımlayarak halktan mal varlığının yaklaşık yüzde 40’ını orduya vermesini istedi. Evlerindeki gaziler de silâh altına çağrıldı. Yılgınlık ve umutsuzluk yayılmadan sona erdi. Yerini, Sakarya destanını yazacak olan ruh aldı. Gençler silahaltına koştu. Türk Milleti, seve seve milli yükümlülüklerini yerine getirerek vatanı için üzerine düşen görevi en iyi şekilde yaptı.

Bununla birlikte Yunan kuvvetleri ile Türk kuvvetleri arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmak mümkün olmamıştı. Çünkü Yunanlılar dünyanın büyük bir kısmını sömüren İngilizler tarafından desteklenirken, Türkler uzun savaş yıllarının yıpratıp, bütün kaynaklarını tükettiği fakir Anadolu’ya dayanıyordu. Bu sebeple Ankara’nın düşmesi halinde mücadeleye Kayseri’de devam edilerek, her ne pahasına olursa olsun düşmanın yurttan atılması düşünülüyordu.

Bizzat cepheye kadar gelen Yunan Kralı Konstantin, ordularına “Ankara’ya!” emrini vermişti. Bu emri alan Yunan ordusu, 14 Ağustos 1921 günü üç koldan Sakarya’ya doğru harekete geçti. Yunan ordusunun planı Türk ordusunun batıya dönük cephesi karşısına bir tümen bırakıp bütün birliklerini Sakarya’nın güneyinde toplamak, Türk cephesini yarmak ve sol kanadını kuşatmaktı. Böylece milli orduyu yok etmiş olacaklardı. General Papulas ve kurmay heyeti bu sonucu alacaklarına inanıyorlardı. 23 Ağustos 1921 Salı sabahı Yunan ordusunun taarruzu ile Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Yunan birlikleri Türk sol kanadını kuşatmak için sağ kanadını sürekli uzatıyordu ama karşısında daima o kanada kaydırılmış fedakâr bir Türk birliğini buluyordu.

Ancak bu sırada 100 km’lik savunma hattında yer yer parçalanmalar meydana geldi. Türk ordusunun sol kanadı Ankara’nın 50 km. güneyine çekildi ve birliklerin yönü batıda iken güneye döndü. Bu şartlar altında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarihe geçen o ünlü emrini verdi: “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.”

Bu yeni bir savunma anlayışıydı. Gerekmedikçe bir küçük tepecik bile terk edilmeyecekti. Bu alışılmamış ve özverili savunma düzeni karşısında Yunan ordusu hızla erimeye başladı. Binlerce kaybına rağmen Yunan ordusu, cephe boyunca ortalama sadece on kilometre ilerleyebilmişti. Cephe gerisine sızan Türk süvarileri ikmal kollarını vurduğu için Yunan ordusu cephane, yiyecek ve benzin sıkıntısı da çekmeye başlamıştı. Yunan karargâhındaki iyimserlik yerini giderek derin bir kaygıya bıraktı. Durum Yunan ordusunun aleyhine döndüğü için taarruz sırası Türk ordusuna gelmişti.

10 Eylül 1921 Cumartesi sabahı Türk karşı taarruzu başladı. Sağ kanatta ilk hamlede Dua Tepe geri alındı ve süngü pırıltıları içinde al sancaklar göğe yükseldi. Sol kanatta da süvari kolordusu kaçan düşman artçılarının peşine düşmüştü. Bu hezimet üzerine Yunan hükümeti ordunun geri çekilmesini onayladı. Oysaki Yunan Ordu Karargâhı Sakarya Nehri’nin batısına geçmişti. General Papulas, ordusunu, bütünüyle mahvolmadan kurtarıp, geriye çekilebilme telaşı içindeydi. Yunan ordusu muharip kuvvetinin yarısını Sakarya’da kaybetmiş, taarruz gücünü yitirmiş bir şekilde bütünüyle Sakarya Nehri’nin batısına çekilmişti. Yunan Genelkurmay Başkanı General Dusmanis durumu şöyle özetleyecekti: “Yunan ordusunun kaçmaktan başka bir karar verebilecek güçleri kalmamıştı.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi 13 Eylül 1921 günü bir bildiriyle millete ve dünyaya Türk zaferini duyurmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk tarihinde bir dönemeç niteliği kazanan bu büyük savaş ve görkemli zaferden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya 19 Eylül 1921’de 153 sayılı kanunla “gazilik” unvanı ve “mareşallik” rütbesi verdi. Bu destanı yaratan bütün kahramanları saygıyla anıyoruz. Sakarya Meydan Muharebesi sonunda, Türk ordusunun zayiatı; 5.713 şehit, 18.840 yaralı, 828 esir ve 14.258 kayıp olmak üzere toplam 49.289’dur. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3.758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.067’dir.

Sakarya muharebesinin zaferle sonuçlanması ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) hükümetinin içerdeki ve dışardaki durumu oldukça kuvvetlenip, itibar ve saygınlığı arttı. Bu büyük zaferle elde edilen sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

  1. 23 Ağustos-13 Eylül tarihleri arasında geceli gündüzlü tam 22 gün devam eden muharebeler sonunda Yunan ordusunun 1/3’ü yok edilerek taarruz kabiliyeti tamamen kırıldı.
  2. TBMM tarafından 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazilik” unvanı ile “Mareşallik” rütbesi verildi.
  3. Zafer Türk Tarihi bakımından yorumlandığında, batılılar karşısında 18. Yüzyılın başlarından (1683 Viyana bozgunundan) itibaren başlayan geri çekilme süreci ilk defa Sakarya Zaferi ile durdurulmuş ve durum tersine çevrilmiştir.
  4. Bu büyük zafer, Türkiye’de ve dünyada gelişmeleri yakından takip eden, aynı zamanda Türk milli mücadelesine maddi-manevi katkılarda bulunan bütün dost ülkelerde büyük memnuniyet uyandırdı.

Ayrıca Sakarya Zaferi’nin TBMM hükümeti için siyasi alanda da önemli sonuçları olmuştur. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Sovyetler Birliği ile 13 Ekim 1921’de Kars Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla bir bakıma yeniden Sovyetler Birliği’nin hâkimiyeti altına giren Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile Türkiye arasındaki sınırlar kesin şeklini aldı.
  2. Fransa, Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçip, Ankara hükümetiyle, 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla (Hatay hariç), Suriye ile bugün halen geçerli olan sınırlarımız belirlendi. Bu suretle Türk Milleti’nin Misak-ı Milli politikası batılı devletlerden biri tarafından kabul edilmiş oldu.
  3. Ayrıca İngilizlerle de 23 Ekim 1921’de anlaşmaya varılarak Malta’daki Türklerle Anadolu’da tutuklu bulunan İngilizlerin değiştirilmesi kararlaştırıldı. Diğer taraftan İngiliz hükümetiyle barış zemini aramaya yönelik çabalar da başlatıldı.
  4. Sakarya zaferiyle Ankara hükümeti, yalnız Yunanlılara üstünlük sağlamakla kalmamış, Türk Milleti’nin haklı davasını bütün dünyaya anlatma ve kabul ettirme yönünde büyük mesafe katetmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin 100. Yılı Milletimize kutlu olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun.

Sevgi, saygı ve selamlarımla…

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İstanbul Oral B Boğaziçi Triatlonu sona erdi

HIZLI YORUM YAP

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.